Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

A'râf Sûresi, 15. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    A'râf Sûresi, 15. Ayet

    قَالَ اِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle inneke mine-lmunzarîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      14. İblis, 'Bana insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar mühlet ver' dedi.

      15. Allah, 'Haydi, sen mühlet verilenlerdensin' buyurdu.


      İblis, 'Bana insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar mühlet ver' dedi. Bu ayetin işaret ettiği anlam konusunda da ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Ölüm acısını tatması için Allah ona kıyametin ilk nefhasına (sura birinci üfleme) kadar mühlet verdi, dünya hayatı ahiret hayatına bitişik değildir. Cenab-ı Hak bu hususu başka bir ayette şöyle zikretmektedir: "Allah, 'Vakti (katımızda) bilinen bir güne kadar mühlet verilmiş olanlardansın' buyurdu". Bazıları da şöyle dedi: Allah ona yeniden dirilme gününe kadar mühlet verdi. Ayetten anlaşıldığına göre Cenab-ı Hak ona insanların tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet vermiştir, çünkü o Rabb'inden insanların tekrar dirilecekleri güne kadar kendisine mühlet vermesini istemiş, şöyle demişti: İblis, 'Bana insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar mühlet ver' dedi. Allah, 'Haydi, sen mühlet verilenlerdensin' buyurdu. Bu, İblis'in isteğine Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu cevaptır. Başka bir ayette geçen bilinen vakit anlamındaki ifade ile de yine o gün kastedilmiştir. Başkaları ise şöyle söyledi: Allah ona mühlet vermiş, ancak sürekli korku ve endişe içinde yaşaması için kendisine vermiş olduğu o mühletin zamanını açıklamamıştır. Görmez misin ki, Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "iki güç birbirini görünce şeytan hemen dönüş yaptı ve 'Şüphesiz benim sizin sorumluluğunuzla ilgim yok' dedi". Eğer Cenab-ı Hakk'ın kendisine verdiği mühleti şeytan bilmiş olsaydı, henüz zamanı gelmeden helak olacağı korkusunu duymazdı. Bu durum, Cenab-ı Hakk'ın şeytana verdiği mühleti onun bilmediğine işaret eder.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerine dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının söz söylemek, konuşmak ve harfleri bir araya getirerek anlamlı sesler çıkarmak olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin Kuran'da salt fiziksel bir iletişim aracı olmadığını, Allah'a nispet edildiğinde O'nun mutlak iradesini, yaratıcı buyruğunu ve hükmünü beyan eden kesin bir karar (ferman) işlevi gördüğünü belirtir. Ayetteki kullanımı, İblis'in mühlet talebine verilen ilahi onayı, değişmez ve sarsılmaz bir yargıyı ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın teolojik anlambiliminde Tanrı'nın "söz söylemesi" (kavl) eyleminin aynı zamanda ontolojik bir "izin verme" ve "sınır çizme" eylemi olduğunu tahlil eder. İblis'in isyankar talebine karşılık gelen bu ilahi hitap, diyalog formunda görünse de aslında mutlak iktidar sahibinin verdiği bir ruhsattır. Bu söz, İblis'e tanınan mühletin bağımsız bir güçten değil, tamamen Tanrı'nın kontrolü altındaki bir müsaadeden kaynaklandığını ilan eder.

        İnneke (إِنَّكَ)

        Bu yapı, e-n-n (hemze-nun-nun) kökünden gelen "inne" edatı ile k-f (kef) muhatap zamirinin birleşiminden oluşur.

        İbn Fâris, "inne" edatının Arapçada bir sözü pekiştirmek, her türlü şüpheyi ortadan kaldırmak ve anlamı sabitlemek (tahkik) amacıyla kullanıldığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu edatın bildirilen hükmün mutlak kesinliğini ve geri alınamaz doğasını vurguladığını ifade eder. Ayette İblis'e doğrudan "Şüphesiz ki sen..." şeklinde yöneltilen bu güçlü pekiştirme, ona verilen sürenin ilahi bir yasa olarak onaylandığını ve bu kararın değiştirilmeyeceğini gösterir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelime yapısını dönemin dil ve belagat (retorik) kuralları çerçevesinde tahlil eder. Cümleye "inne" (şüphesiz/muhakkak) tekit edatıyla başlanmasının, muhatabın (İblis'in) talebine verilen cevaptaki ontolojik ve teolojik kesinliği ifade ettiğini; Allah'ın mühlet verme kararının o andan itibaren şüphe götürmez bir ilahi prensip (sünnetullah) olarak insanlık tarihine yerleştiğini vurgular.

        el-Münzarîn (الْمُنْظَرِينَ)

        Kelimenin etimolojik kökü n-z-r (nun-zı-ra) harflerine dayanır. "Min" (den/dan) edatıyla birlikte "mühlet verilenlerden" anlamını taşır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının gözle veya basiretle bir şeye bakmak, onu müşahede etmek, beklemek ve tehir etmek (ertelemek) olduğunu belirtir. "İnzâr" eylemi, bir kişiye zaman tanımak, cezasını ertelemek ve bir işin vuku bulmasını beklemek anlamına gelir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin ism-i mef'ul (edilgen) formunda olduğunu ve cezası veya ölümü belirli bir vakte kadar ertelenen, kendisine yaşama ve eylemde bulunma süresi (mühlet) tanınan kimseleri ifade ettiğini açıklar. Ayette İblis'in tek başına değil, "mühlet verilenler sınıfından" (minel münzarîn) kılındığına dikkat çekerek, evrende Allah'ın hikmeti ve imtihan düzeni gereği cezası kıyamete (veya belirli bir vakte) ertelenen başka varlıkların veya kozmik süreçlerin de bulunduğuna ontolojik bir işaret olduğunu analiz eder.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın zaman ve eskatoloji (ahiret inancı) felsefesi çerçevesinde bu kavramı derinlemesine inceler. İblis'in "münzarîn" (mühlet verilenler) kategorisine dahil edilmesi, onun yaratılış ile diriliş (kıyamet) arasındaki tarihsel zaman diliminde ahlaki bir test aracı, bir baştan çıkarıcı (vesvese veren) olarak işlev görmesine ilahi sistem tarafından izin verildiğini gösterir. Bu durum, İblis'in kendi başına buyruk mutlak bir kötülük tanrısı (düalizm) olmadığını; tam aksine, Tanrı'nın ertelemesine ve ontolojik müsaadesine (inzâr) tabi olan, sınırları belirlenmiş aciz bir yaratık olduğunu teolojik olarak kanıtlar.

        Gabriel Said Reynolds, "mühlet verilme ve ertelenme" motifini Geç Antik Çağ inanç havzasındaki Yahudi-Hıristiyan apokaliptik edebiyatıyla kıyaslayarak okur. Düşmüş bir meleğin veya şeytanın (Satan/Diabolos) anında yok edilmeyip veya doğrudan cehenneme atılmayıp, insanları sınaması için yeryüzünde kıyamete kadar serbest bırakılması (mühlet alması) teması, dönemin dini metinlerinde (örneğin Jubileeler Kitabı veya Hanok'un Kitabı) çok yaygın olan teolojik bir paradigmadır. Kuran, hedef kitlesinin de aşina olduğu bu ortak Ortadoğu teolojik motifini kullanarak, kendi mutlak tevhid ve ahlaki sorumluluk eksenindeki varoluşsal dramını yeniden ve özgün bir şekilde inşa eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X