وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الْاَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ ف۪يهَا مَعَايِشَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 10. Ayet
Daralt
X
-
Doğrusu sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Doğrusu sizi yeryüzüne yerleştirdik. Ebû Bekir el-Keysânî şöyle dedi: Ayette geçen "mekkennâküm" (مَكَّنَّاكُمْ) fiili, sizi yeryüzüne malik kıldık anlamına gelir . Orada size geçim vasıtaları verdik, yani yeryüzünde maişetinizi temin edeceğiniz imkanlar verdik . Cenab-ı Hak burada, verdiği nimetlere şükretmeleri için insanları yeryüzüne sahip kıldığını ve onlara yararlanacakları nimetler verdiğini ve lütuflarda bulunduğunu hatırlatıyor . Hasan-ı Basri şöyle dedi: Sizi yeryüzüne yerleştirdik cümlesi, sizden önce geçenlerin yerlerine sizi halef kıldık anlamına gelir . Cenab-ı Hak onları öncekilerin yerine halef kılmak ve yeryüzünde maişetlerini temin imkanı sağlamak suretiyle onlara verdiği nimetleri hatırlatıyor, bu nimetlerin önceki milletlerin elinden yok olup gittiği gibi bugün sahip oldukları bu nimetlerin onlardan da yok olup gitmesiyle korkutuyor . Bunu söylemekle Cenab-ı Hak, yeryüzünü istikrar yurdu, yayılma mekanı, dolaşma ve yaşama alanı kıldığını hatırlatmaktadır ki bunlar insan için mutlak gerekli olan ihtiyaçlardır . Onların hepsi tek olana racidir . Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Görmezler mi ki, biz orayı (Mekke'yi) güvenli, dokunulmaz belde yapmışızdır!" . Yani Harem'i sizin için güvenli bir yurt yaptık, oralarda dolaşır ve maişetinizi temin edersiniz . "Çevrelerindeki insanlar ise durmadan yerinden koparılıp götürülürler" . Bu ayetlerde Allah onlara verdiği nimetlerin ve lütufların büyüklüğünü hatırlatıyor . Bu, hitabın Mekkeliler'e yapılmış olmasına göredir . Şayet hitap bütün insanlara yapılmışsa, o zaman yeryüzünü insanlar için istikrar yurdu ve gezip dolaşacakları bir mekan kılmak suretiyle onlara olan lütfunu hatırlatmaktadır .
Ne kadar da az şükrediyorsunuz! Bu beyan farklı anlamlara gelir . "Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!" mealindeki ayet de böyledir . Birincisi, "Onlara, 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, mutlaka '.Allah' diyeceklerdir" mealindeki ayette ifade buyurulduğu üzere onlar kendilerini yaratanı kabul ediyorlardı . Onlar, Cenab-ı Hakk'ın uluhiyyetini ikrar ediyorlar, fakat yine de kulluğu başkalarına yapıyorlardı . Bundan dolayı yüce Allah Ne kadar da az şükrediyorsunuz diye buyurmaktadır . İkincisi, siz asla Allah'a şükretmiyor ve O'nu hiç anmıyorsunuz anlamına gelir . Üçüncüsü, Ne kadar da az şükrediyorsunuz mealindeki ilahi kelam muhtemelen müminlere yöneliktir; çünkü müminler şükrediyorlar, fakat onlar şükretmiyorlardı, yeryüzünde müminlerin sayısı daha az, onlar ise daha çok idiler .
Dördüncüsü, kendilerine verilen bütün nimetlerin şükrünü eda etmeye onların güçleri yetmez, çünkü Allah'ın nimetleri çok fazladır; bir tanesinin bile şükrünü hakkıyla yerine getirmek mümkün değildir, hepsinin şükrü nasıl eda edilecektir? Bundan dolayı şükür az gelmektedir .
Yorumu Yorumla
-
Mekkennâküm (مَكَّنَّاكُمْ)
Etimolojik kökü m-k-n (mim-kef-nun) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeye yerleşiklik, sabitlik kazandırmak, onu bir mekanda sağlamlaştırmak ve ona güç, imkan, iktidar vermek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "temkîn" kavramının, kişinin bir mekanda kalıcılığını sağlayan her türlü gücü, aleti, statüyü ve donanımı ona bahşetmek olduğunu ifade eder. Ayette Allah'ın insanı yeryüzünde yerleştirmesi, ona sadece coğrafi bir alan sunması değil, aynı zamanda orada yaşayabilmesi, egemenlik kurabilmesi ve eylemlerini gerçekleştirebilmesi için gerekli olan fiziksel, zihinsel ve çevresel altyapıyı sağlaması anlamına gelir.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın teolojik ve ahlaki yapısında bu eylemin, insanın dünyevi serüveninin ontolojik zeminini oluşturduğunu tahlil eder. Allah'ın insanı yeryüzünde "mekanlandırması", insanın ilahi iradeye karşı sorumluluklarını yerine getirebileceği bir eylem sahasının, yaşam alanının ve ahlaki test sahnesinin yaratılmasıdır.
el-Ardı (الْأَرْضِ)
Kelimenin etimolojik kökü e-r-d (hemze-ra-dat) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının alt kısım, aşağı taraf ve ayak basılan geniş, yayılmış yüzey olduğunu ifade eder. Semantik olarak gök (sema) kavramının zıddı olarak algılanır.
Râgıb el-İsfahânî, arz kelimesinin üzerinde yaşanılan, bitkilerin bittiği, canlıların hayat bulduğu ve insanın istifadesine sunulan fiziksel gezegeni ifade ettiğini belirtir.
Arthur Jeffery, kelimenin Arapçaya özgü türediği fikrinden ziyade, Sami dil ailesinde çok köklü ve ortak bir geçmişe sahip olduğunu vurgular. İbranice "erets" ve Aramice/Süryanice "ar'a" kelimeleriyle aynı pan-Semitik kökten geldiğini ve tüm Ortadoğu inanç sistemlerinde insanın yaşam alanını, fani dünyayı ve alt alemi sembolize eden evrensel bir terim olduğunu savunur.
Ce'alnâ (وَجَعَلْنَا)
Kelimenin kökü c-a-l (cim-ayn-lam) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek, var etmek, düzenlemek ve bir nesneye yeni bir form kazandırmak anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ce'l" eyleminin Kuran'da yoktan var etmeyi ifade eden "halk" (yaratma) fiilinden farklı ve daha kapsamlı bir anlama sahip olduğunu analiz eder. Bu kelime, zaten var olan bir nesneye veya varlığa belirli bir işlev yüklemek, onu bir sisteme dönüştürmek ve bir amaca uygun hale getirmektir. Ayetteki bağlamıyla eylem, yeryüzünün insanın yaşayabileceği, rızıklanabileceği ekolojik ve biyolojik bir habitata dönüştürülmesini ifade eder.
Me'âyişe (مَعَايِشَ)
Tekili "maîşet" olan bu kelimenin etimolojik kökü a-y-ş (ayn-ye-şın) harfleridir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının canın bedende kalması, yaşamın devamlılığı ve hayatta kalmak (hayat) olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "maîşet" kavramının, insanın yaşamını sürdürebilmesi için muhtaç olduğu yiyecek, içecek, barınak, geçim kaynakları, tarım ve rızık gibi temel ihtiyaçların tamamını kapsayan genel bir terim olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki çoğul (me'âyiş) kullanımını, yedinci yüzyıl Hicaz toplumunun ekolojik ve ekonomik gerçekliği üzerinden tahlil eder. Kur'an'ın, muhataplarına Allah'ın kudretini ve lütfunu hatırlatırken, onların her gün tecrübe ettikleri, hayatta kalmalarını sağlayan bağ, bahçe, ticaret ve doğal kaynaklar (geçimlikler) üzerinden somut, hayatın içinden ve pratik bir pedagoji ürettiğini vurgular.
Kalîlen (قَلِيلًا)
Kelimenin kökü k-l-l (kaf-lam-lam) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının miktar, hacim veya sayı bakımından azlık, kıtlık, küçüklük ve yetersizlik olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin sadece sayısal bir azlığı değil, aynı zamanda bağlama göre eylemin, niyetin veya yoğunluğun zayıflığını da ifade ettiğini söyler. Ayetteki kullanımı, insanların ilahi lütuflar karşısındaki manevi ve ahlaki tepkisinin (şükrün) ne kadar cılız, seyrek ve yetersiz boyutlarda olduğuna dair ilahi bir eleştiri ve sitem barındırır.
Teşkürûn (تَشْكُرُونَ)
Etimolojik olarak ş-k-r (şın-kef-ra) kökünden gelir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi açığa çıkarmak, göstermek ve doluluk (hayvanın memesinin sütle dolması gibi) olduğunu belirtir. Mecazi olarak, kişinin kalbindeki minnettarlığın ve iyilik bilincinin, diline ve eylemlerine yansıyarak dolup taşmasını, dışa vurulmasını sembolize eder.
Râgıb el-İsfahânî, "şükür" kavramının kendisine bahşedilen nimeti idrak etmek ve onu açıkça ifade ederek nankörlükten kaçınmak olduğunu belirtir. Nimeti örtmek ve inkar etmek anlamına gelen "küfr" kelimesinin tam zıddıdır. Şükür eylemi; nimeti kalp ile bilmek, dil ile itiraf etmek ve organlarla o nimeti verenin amacına uygun şekilde eylemde bulunmak olmak üzere üç boyuttan oluşur.
Toshihiko Izutsu, şükür kavramını Kuran'ın ahlaki-dini sisteminin en temel yapıtaşlarından biri olarak derinlemesine tahlil eder. Izutsu'ya göre "şükür", insan zihninin yüzeysel bir teşekkürü değil; ilahi inayet ve lütuf karşısında insanın verdiği varoluşsal, ontolojik ve ahlaki tepkidir. İnsan, yeryüzünde kendisine sunulan geçim kaynaklarının (me'âyiş) kendi bireysel gücünün bir ürünü değil, ilahi bir hediye olduğunu idrak ettiğinde şükreder. Bu ahlaki idrakin yokluğu veya reddedilmesi ise, kişiyi Kuran'ın en negatif ahlaki tutumu olan nankörlük ve örtme (küfr) karanlığına hapseder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla