اِتَّبِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۜ قَل۪يلاً مَا تَذَكَّرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
Rabb'inizden size indirilene uyun; O'nu bırakıp da başka önderlerin ardından gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Uyun! Helal ve haram kılmak konusunda, emir ve yasak koymakta onlara uymayın! Çünkü helal ve haram kılma işi, yaratılanların yetkisi dahilinde değildir. Rabb'inizden size indirilene uyun! Cenab-ı Hak müminlere Rab'lerinden indirilene uymasını emretmektedir, kaldı ki peygamberine de Rabb'inden kendisine gönderilene uymasını emretmişti, şöyle buyurmuştu: "Rabb'inden sana vahyolunana uy!" Bunu da Resûlullah'a (s.a.) indirilenin aynı zamanda bütün müminlere gönderildiğini insanlar bilsinler diye emretmektedir. Rabb'inizden size indirilene uyun mealindeki ilahi kelam, zikredilen şeyler konusunda, helal ve haram kılınan, emredilen ve yasaklanan şeyler konusunda size indirilene uyun, anlamına gelir. O'nu bırakıp da başka önderlerin ardından gitmeyin. Denildi ki: Bu cümle başka ilahlar edinmeyin, O'nu bırakıp başka ilahların helal ve haram kıldıklarına, emredip yasakladıklarına uymayın, demektir. Yani onlar, Allah'ın kendilerine haram kıldıklarından sakınmalı, helal kıldıklarını da helal saymalıdırlar, başka helaller ve haramlar inşa etmemelidirler. Bazı tefsirciler şöyle dediler: Buradaki "evliya'" (أَوْلِيَاء) kelimesi, putlar anlamına gelir. Fakat bu kelimenin burada o anlama gelmesi muhtemel değildir, çünkü söylediğimiz gibi onlar helal ve haram saymak konusunda büyüklerine uyuyorlardı, nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Allah'ı bırakıp da din alimlerini ve rahiplerini Rab edindiler". Onlar hakikatte din alimlerini ve rahiplerini Rab edinmiş değillerdi, ancak onların helal ve haram kıldıklarına uyuyor ve onların fikirlerini benimseyerek yollarını şaşırıyorlardı. İnsanların helal ve haram konusunda onlara kuvvetle bağlı olmalarından dolayı Allah kendilerini böyle adlandırmıştır.
Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! Tefsirciler şöyle dediler: Yani öğüt alan müminler ne kadar da azdır! Ancak Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz mealindeki beyan, işin aslını ve başını düşünmüyorsunuz, anlamına da gelebilir, çünkü buradaki hitap o kafirlere yöneliktir, ayet de onlar hakkında inmiştir.
Yorumu Yorumla
-
İttebi'û (اتَّبِعُوا)
Kelimenin etimolojik kökü t-b-a (te-be-ayn) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin peşine düşmek, ardı sıra gitmek ve onun izini sürmek olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem fiziksel olarak birinin peşinden yürümeyi hem de mecazi olarak bir emre, yola veya rehberliğe itaat etmeyi kapsadığını belirtir. Bu ayetin bağlamında eylem, indirilen vahyin gösterdiği yola sıkı sıkıya uymak ve ilahi buyrukları hayata geçirmek anlamında kullanılır.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki anlambiliminde bu kavramın otoriteye (Allah'a ve vahyine) itaatin temel eylemsel ifadesi olduğunu tahlil eder. Bu kelime, inkar veya kibir tutumunun tam zıddı olarak, insanın ilahi iradeye teslimiyetini ve kendi yaşam pratiğini bu iradenin yönlendirmesine göre şekillendirmesini sembolize eder.
Rabbiküm (رَبِّكُمْ)
Kelime r-b-b (ra-be-be) kökünden türemiştir.
İbn Fâris, kök anlamının bir şeyi onarmak, ıslah etmek, korumak, gözetmek ve yetiştirmek olduğunu belirtir. Malik olma, sahip olma ve efendilik manalarının tamamı bu çekirdek anlamdan doğmuştur.
Râgıb el-İsfahânî, "Rab" kelimesinin bir şeyi aşama aşama, yavaş yavaş olgunluğa eriştiren ve terbiye eden varlık anlamına geldiğini analiz eder. Bağlam içerisinde bu isim, salt bir yaratıcıyı değil; yarattığı varlıklarla sürekli olarak ilgilenen, onları koruyan, kollayan ve vahiy göndererek yönlendiren mutlak otoriteyi ifade eder.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesinde ortak bir kökene sahip olduğunu ve Süryanice ile Aramicede kullanılan "rabbā" (büyük, efendi, öğretmen) kelimesiyle etimolojik bağı bulunduğunu savunur. Kuran'ın bu kelimeyi mutlak ilahi varlık için kullanmasının, o dönemdeki Arap yarımadasında yaşayan Hıristiyan ve Yahudi toplulukların monoteistik terminolojisiyle güçlü bir kültürel-dilbilimsel paralellik gösterdiğini iddia eder.
Toshihiko Izutsu, Rab kavramının Kuran dünya görüşünde Allah-insan ontolojik ilişkisinin merkezinde yer aldığını vurgular. Kelime, mutlak bir mülkiyet, kudret ve boyun eğdirici bir otoriteye işaret etmekle birlikte, aynı zamanda lütufkar bir efendiliği ve varlığın idamesini sağlayan koruyucu bir merhameti barındırır.
Dûnihî (دُونِهِ)
Etimolojik olarak d-v-n (dal-vav-nun) köküne dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel olarak bir şeyden daha aşağıda, daha geride veya beri tarafta olmak anlamına geldiğini söyler. Zamanla "başka" (gayr) veya "altında" anlamlarında bir edat işlevi kazanmıştır.
Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin özellikle Allah lafzı veya zamiri ile birlikte (min dûnillâh / min dûnihî) kullanıldığında teolojik bir boyut kazandığını ifade eder. Ontolojik ve hiyerarşik olarak Allah'tan daha aşağıda olan, O'nun mutlak otoritesi dışında kalan her türlü aciz varlığı, sahte ilahı ve gücü temsil ettiğini belirtir.
Evliyâ' (أَوْلِيَاءَ)
Tekili "velî" olan kelimenin kökü v-l-y (vav-lam-ye) harfleridir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının iki şeyin aralarında hiçbir boşluk veya mesafe kalmayacak şekilde birbirine bitişmesi, yakın olması ve peş peşe gelmesi olduğunu açıklar. Buradan hareketle dostluk, yardımcılık, sırdaşlık ve himaye anlamları türemiştir.
Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi sevgi, inanç, itaat ve yardım yönünden oluşan derin bir yakınlık olarak tanımlar. Bağlam içerisinde "evliyâ", tevhid inancından sapan insanların Allah'ı bırakıp kendilerine sığındıkları, güvendikleri, şefaat veya koruma bekledikleri sahte yardımcıları ve otoriteleri ifade etmek üzere kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu, kavramın etimolojik gelişimini Câhiliye dönemi Arap toplumunun sosyal yapısındaki ittifak ve himaye (velâyet) kurumunun teolojik bir boyuta taşınması olarak analiz eder. İnsanın mutlak koruyucu olan Allah'ı bırakıp başka güç merkezlerine (evliyâ) sığınmasını ve onları himayeci olarak benimsemesini, şirkin eylemsel ve ontolojik bir göstergesi olarak tahlil eder.
Kalîlen (قَلِيلًا)
Kelimenin etimolojik kökü k-l-l (kaf-lam-lam) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, kökün asıl anlamının bir şeyin hacminin, sayısının veya miktarının azlığı ve küçüklüğü olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kuran'daki kullanımında sadece niceliksel bir azlığı değil, aynı zamanda eylemin, şuurun veya düşüncenin zayıflığını ve yetersizliğini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Bağlama göre muhatapların düşünme ve ibret alma eylemlerinin ne kadar cılız ve seyrek olduğuna dair bir eleştiri barındırır.
Tezekkerûn (تَذَكَّرُونَ)
Kelimenin kökü z-k-r (zel-kef-ra) harflerine dayanır.
İbn Fâris, kök anlamının bir şeyi zihinde muhafaza etmek, kaybolmasını engellemek, hatırlamak ve dille anmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, tezekkür eyleminin insanın fıtratında potansiyel olarak var olan veya daha önce kendisine bildirilen bir hakikati, üzerinde kafa yorarak, delilleri inceleyerek ve ibret alarak yeniden bilincine taşıması olduğunu analiz eder. Bu, anlık bir anımsamadan ziyade aktif bir düşünme ve şuurlanma sürecidir.
Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kuran'ın ahlaki uyanış çağrısının dinamiği olarak değerlendirir. Tezekkür, ilahi mesajlarla uyarılan insanın, bu ayetler ve işaretler üzerinde derinlemesine tefekkür ederek içinde bulunduğu ahlaki kayıtsızlık ve unutkanlık (gaflet) halinden kurtulma eylemidir. Bu uyanış, bilginin salt zihinsel bir tasdikinden öte, ahlaki bir yönelim değişikliğini zorunlu kılar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla