اِنَّ هٰذَا لَفِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰىۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'lâ Sûresi, 18. Ayet
Daralt
X
-
18-19. "Bunlar önceki kitaplarda, İbrahim ve Mûsâ'nın kitaplarında da vardır."
Bazıları şöyle dediler: Bu dört âyet İbrahim ve Mûsâ peygamberlerin sahifelerinde de vardı. Onların ilki “kad efleha men tezekkâ” sonuncusu da "ve'l-âhiratü hayrun ve ebkâ” âyetidir. Kimileri de sûrenin tamamının İbrahim ve Mûsâ peygamberlere de indirilmiş olduğunu söylemişlerdir. Eğer sûrenin tamamı onların sahifelerinde var idiyse, o takdirde bu sûrede olanın hepsi onu tanımalarına ihtiyaç sebebiyle orada belirtilmiştir. Ve “Sana okutacağız da sen unutmayacaksın” kavl-i celîli Hz. Peygambere (a.s.) övgü kabilinden söylenmiş olmaktadır. Sözü edilen övgünün yönü de şu İlâhî beyanda belirtilen husustur: “Onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyarlar. Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder”. Hz. Peygamber (a.s.) kendisine indirilenin tamamını tek bir defada hıfzetmiş olması kendisi için bir ikramdır ve üstünlüktür. Bu itibarla bu özellikten dolayı övgüye lâyık olması yerindedir.
Bu iki âyet, dillerin farklılığının varlıkların hakikatinde bir değişikliğe sebep olmayacağına işaret eder. Çünkü Allah Teâlâ, Kur’ân’da yer verdiği mesajın aynısıyla eski sahifelerde de mevcut olduğunu ifade buyurdu. Bu durum aynı zamanda İmam Ebû Hanîfe’nin namazda kırâat rüknünün Farsça olarak da ifa edilebileceği şeklindeki görüşüne delil teşkil eder. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Suhuf (الصُّحُفِ)
Kelimenin kökü s-h-f harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, s-h-f kökünün temel anlamının genişlik, yayılma ve düz bir yüzey olduğunu belirtir; "sahife" kelimesinin üzerine yazı yazılmaya elverişli, deriden veya kağıttan yapılmış geniş ve düz nesneleri ifade ettiğini, suhufun da bunun çoğulu olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, sahife kavramını yüzeyi geniş olan şey olarak tanımlar ve spesifik olarak içine ilahi mesajların kaydedildiği, okumaya hazır sayfalar, tomarlar veya kitapçıklar anlamında kullanıldığını ifade eder; ayetin bağlamında bu kelimenin önceki peygamberlere verilen vahiy metinlerini nitelediğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin tarihi ve filolojik kökenlerini derinlemesine inceleyerek, "sahife" kelimesinin köken olarak Güney Arabistan veya Habeşistan (Etiyopya) dillerindeki yazma eylemi ve yazılı materyallerle ilgili köklere dayandığını, İslam öncesi dönemde de Arap yarımadasında yazılı dini metinleri ifade etmek için bilinen ve kullanılan bir terim olduğunu not eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin surenin kapanışındaki edebi ve teolojik işlevini analiz eder; A'lâ suresindeki temel mesajların "önceki sayfalarda" da bulunduğunun ilan edilmesinin, yeni inen Kur'an vahyinin köksüz bir iddia olmadığını, aksine kadim ve evrensel bir kutsal metin geleneğinin meşru bir devamı olduğunu kanıtlama stratejisi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki suhuf vurgusunun sadece fiziksel kağıt veya tomar yığınlarını değil, o sayfalarda yer alan evrensel kurtuluş ilkelerini (özellikle önceki ayetlerde geçen arınma, zikir ve yönelme gibi eylemleri) temsil ettiğini, dolayısıyla ilahi mesajın özünde tarihsel bir süreklilik bulunduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı ontolojik bir mesaj sürekliliği ekseninde değerlendirerek, insana yönelik fıtri uyarıların insanlık tarihi boyunca hiç kesintiye uğramadan ardışık vahiyler (suhuf) silsilesiyle sürekli olarak yenilendiğini ifade eder.
Ûlâ (الْأُولَى)
Kelimenin kökü e-v-l harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, e-v-l kökünün temel anlamının öne geçmek, başlangıç olmak, bir şeyin aslı ve kaynağına dönmek olduğunu belirtir; "evvel" kelimesinin müennes formu olan ûlâ kelimesinin de zaman, sıra veya derece bakımından en başta olanı nitelediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin her şeyin kendisine bağlandığı ilk ve temel köken manasını taşıdığını ifade eder; ayette "suhuf" (sayfalar) kelimesini niteleyen bir sıfat olarak kullanıldığında, bu sayfaların tarihsel olarak Kur'an'dan önceki zaman dilimlerine ait, kadim ve insanlığın en eski dönemlerinden itibaren gelen ilahi hitaplar olduğunu vurguladığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ûlâ sıfatının ayet bağlamında taşıdığı mesaja dikkat çekerek, burada aktarılan hakikatlerin yeni bir icat veya sonradan ortaya atılmış bir doktrin olmadığını, insanlık tarihinin başlangıcından beri peygamberlere aktarılan en temel, "ilk ve kadim" ilkeler olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu nitelemenin tebliğin psikolojik gücünü artırdığını belirterek; Mekkeli muhataplara, Hz. Muhammed'in getirdiği ahlaki ölçülerin ve ahiret inancının aslında en eski peygamberlerin ve insanlığın ilk atalarının onayladığı evrensel bir hakikat olduğu mesajının verildiğini, böylece itiraz kapılarının rasyonel bir temelde kapatıldığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla