سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰىۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'lâ Sûresi, 10. Ayet
Daralt
X
-
"Allah'tan korkan öğüt alacaktır;"
Allah Teâlâ’dan yahut kıyametten korkan kimse öğüt alır. Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurur: “Âhirete inananlar buna da inanırlar...” Yani Kurana. Şöyle ki onları âhirete imana sevk eden sebep, bu kitaba olan imanlarıdır. Çünkü Kuranda âhiretin hatırlatılması ve onun için gerekli hazırlığın yapılması emri vardır. Aynı şekilde Allah korkusu (haşyet) da öğütten etkilenmeye ve ondan yararlanmaya sevk eder. “Haşyet” kalpte yerleşik olan korkudur.
Yorumu Yorumla
-
Yezzekkeru (يَذَّكَّرُ)
Kelimenin kökü z-k-r harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, z-k-r kökünün temel anlamının bir şeyi hatırlamak, hafızada tutmak, dile getirmek ve bilişsel bir uyanıklık halinde bulunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zikir kavramını bilginin zihne geri çağrılması olarak tanımlar; kelimenin bu ayette tefa'ul vezninde (aslı yetezekkeru iken yezzekkeru şekline dönüşmüştür) kullanılmasının, bu hatırlamanın bir çabayla, derin bir düşünmeyle ve içselleştirmeyle gerçekleşen aktif bir süreç olduğunu gösterdiğini, dolayısıyla salt bilmeyi değil, verilen öğütten pratik bir ders çıkarmayı ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, zikir kökünün Kur'ani semantikte insanın varoluşsal ve ahlaki gaflet uykusundan uyanışını temsil ettiğini inceler; bu eylemin pasif bir dinleme süreci olmadığını, insanın ilahi gerçeklikle yüzleşerek kendi konumunu yeniden değerlendirmesi ve hakikati bilincinde yeniden canlandırması anlamına geldiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bağlamında bu öğüt alma ve düşünme fiilinin, bir önceki ayetteki "hatırlat" (zekkir) emrinin doğrudan bir neticesi olduğuna dikkat çeker; vahyin taşıdığı ilahi uyarının, muhatabın zihninde yankı bularak onu dönüştürücü bir bilişsel aydınlanmaya ve eyleme sevk etmesini anlattığını kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemi fıtri bir uyanış olarak değerlendirir; insanın yaratıcısı karşısındaki ontolojik sınırlarını idrak ederek, başlangıçta kendisine bahşedilen o fıtri uyum (yusrâ) haline geri dönmesini ve ilahi rehberliği özümsemesini ifade ettiğini belirtir.
Yahşâ (يَخْشَىٰ)
Kelimenin kökü h-ş-y harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, h-ş-y kökünün genel olarak korkmak, çekinmek ve ürkmek anlamlarına geldiğini, ancak bunun sıradan ve içgüdüsel bir korkudan ziyade, karşıdaki varlığın yüceliğini bilmeye ve onu tazim etmeye dayalı bilinçli bir saygı korkusu olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, haşyet kavramını tehlikeden veya acıdan duyulan basit korku olan "havf" kelimesinden kesin hatlarla ayırır; haşyetin, korkulan otoritenin azametini, bilgeliğini ve kudretini kavramaktan kaynaklanan, saygı ve ürpertiyle harmanlanmış derin bir çekinme duygusu olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki-dini kelime dağarcığında haşyetin, insanın Allah'ın mutlak aşkınlığı (A'lâ sıfatı) karşısında kendi küçüklüğünü, acziyetini ve yaratılmışlığını idrak etmesinden doğan en temel dini duygu olduğunu vurgular; bu hissin, insandaki kibri ve kendi kendine yeterlilik kuruntusunu (istiğna) ortadan kaldırarak onu ilahi mesaja tamamen açık ve alıcı bir duruma getirdiğini inceler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, haşyetin bu bağlamda sadece kalpte hissedilen anlık duygusal bir tepki değil, aynı zamanda ahiretteki ilahi hesaptan çekinerek yaşama bilinci olduğunu, kişiyi kibrinden sıyırıp öğüt almaya ve değişime (tezekkür) iten en güçlü psikolojik motivasyon kaynağı olarak işlev gördüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, haşyet kavramının ayette bir turnusol kağıdı işlevi gördüğüne işaret eder; kalbinde Yaratıcı'ya karşı bu derin saygı, sorumluluk ve ürpertiyi barındırmayan kibirli kimselerin, peygamberin tebliğinden hiçbir zihinsel uyanış veya ruhsal fayda sağlayamayacağını, ilahi uyarının sadece bu ahlaki altyapıya sahip olanlarda yankı bulacağını kaydeder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla