فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'lâ Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
"O halde öğüt ver; o mutlaka fayda sağlar."
Bu ilâhî beyanın zâhirine göre öğüt verme ve hatırlatma, ancak öğüdün kendisine fayda vereceği kimseye yapılmalıdır. Fakat hükmün belli bir niteliğe bağlı olarak belli bir hale tahsis edilmesi bu vasfa bağlı bulunmayan hallerde hükmün geçersiz olmasını gerektirmez. Aksine öğüt verme emri, öğüdün kendisine fayda vereceği kimseye de fayda vermeyeceği kimseye de öğütte bulunulmasını kapsar. Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurmuştur: "Artık sen öğüt ver, çünkü sen ancak bir uyarıcısın. Onlara egemen bir zorba değilsin." [§] Burada görüldüğü gibi öğüt verme emri mutlak olarak belirtilmiştir.
Kaldı ki "in nefeati'z-zikrâ" (إِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرَى) kavl-i celili iki ihtimal içerir: Birincisi "O halde öğüt ver; o mutlaka fayda sağlar" anlamında olabilir. Bu durumda şu ilâhî beyan gibidir: "Ve 'Rabb'imizi tesbih ederiz, Rabb'imizin vâdi mutlaka yerine getirilir' derler". Burada "in" (إِنْ) edatı şart değil tahkik için olur ve "Rabb'imizin vâdi mutlaka yerine getirilir" şeklinde anlaşılır. Nitekim öğüt verme fayda da vermiştir, çünkü onun hatırlatmasıyla onlardan müslüman olanlar İslâm'a dâhil olmuşlar; onunla kazanmışlar ve onunla yüce derecelere nail olmuşlardır. Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurmuştur: "Öğüt vermeye devam et, zira öğüt inananlara fayda verir"¹⁰. Yahut "fezekkir" (فَذَكِّرْ) öğüt fayda verdikçe demek olur. Kavimler üzerine öyle bir hal gelir ki o anda onlara verilen öğütlerin hiç yararı olmaz. O hal Allah'ın azabını ve gazabını ayan beyan görme halidir.
Yorumu Yorumla
-
Zekkir (ذَكِّرْ)
Kelimenin kökü z-k-r harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, z-k-r kökünün temel anlamının bir şeyi korumak, muhafaza etmek ve dile getirmek olduğunu; bunun nisyan (unutma) ve gafletin tam zıddı olan bir bilişsel uyanıklık halini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zikir kavramını bilginin zihinde hazır tutulması veya dile dökülmesi olarak ikiye ayırır; tef'il babındaki bu emrin (hatırlat), muhatabın zihninde zaten potansiyel olarak var olan fıtri bir hakikati veya daha önce verilmiş bir sözü kışkırtarak gün yüzüne çıkarma eylemi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın zikir ve nisyan (hatırlama ve unutma) semantik alanı içerisinde merkezi bir konuma yerleştirir; peygamberin ontolojik görevinin yepyeni ve yabancı bir bilgi dayatmak değil, insanı içine düştüğü varoluşsal unutkanlık uykusundan uyandırmak, ona aslını hatırlatmak olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bağlamında bu tebliğ emrinin, önceki ayetlerde bahsedilen ilahi okutma ve unutturmama garantisinin doğal bir pratik sonucu olduğuna dikkat çeker; Hz. Peygamber'e, koruma altına alınan bu vahyi insanların zihin dünyasına bıkıp usanmadan bir uyarı eylemi olarak sunma yükümlülüğü verildiğini kaydeder.
Nefe'ati (نَفَعَتِ)
Kelimenin kökü n-f-a harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, n-f-a kökünün temel anlamının fayda, iyilik, yarar sağlamak ve bir ihtiyacı gidermek olduğunu belirtir; zarar kavramının mutlak zıddı olarak bir şeyin olumlu ve yapıcı etkisini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, menfaat kavramını, insanın dünyevi veya uhrevi olarak daha iyi bir duruma ulaşmasına yardımcı olan, yaratılış gayesine uygun her türlü eylem olarak açıklar; ayetteki "şayet fayda verirse" şeklindeki kullanımın, ilahi hatırlatmanın manevi bir yarar üretme potansiyeline işaret ettiğini aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki şart edatıyla kurulan cümlenin tebliğin psikolojik ve sosyolojik boyutunu incelediğini belirtir; bu ifadenin, kalpleri mühürlenmiş ve hakikate tamamen kapalı kişilere karşı inatçı bir ısrardan ziyade, vahyin dönüştürücü gücünün karşılık bulabileceği zeminlere odaklanmayı tavsiye eden gerçekçi bir irşat stratejisi olduğunu ifade eder.
Zikrâ (الذِّكْرَىٰ)
Kelimenin kökü z-k-r harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, kelimenin kök anlamı olan anma eyleminin, bu özel formda (maksur elif ile) kullanıldığında sıradan bir hatırlatmadan ziyade, çok daha vurgulu, yoğun ve kalıcı bir öğüdü nitelediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, zikrâ kelimesinin, insanın kalbine ve bilincine derinlemesine nüfuz eden, onu pasif bir dinleyiciden çıkarıp eyleme ve dönüşüme sevk eden en üst düzey uyanış hali olduğunu açıklar. Angelika Neuwirth, kelimenin Mekke dönemi surelerindeki edebi ve yapısal işlevini analiz eder; A'lâ suresinin ritmik örgüsü içerisinde bu kelimenin fonetik olarak güçlü bir durak oluşturduğunu, aynı zamanda surenin sonuna doğru artan eskatolojik (ahiret odaklı) uyarı tonunu muhatabın zihnine kazıyan teolojik bir çapa işlevi gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, zikrâ kavramını ilahi mesajın ontolojik ağırlığı ekseninde değerlendirerek, bunun sadece sözlü bir nasihatin ötesinde, insanın fıtratıyla vahiy arasındaki kusursuz uyumun (yusrâ) bir neticesi olarak içselleştirilen nihai kurtuluş ve hakikate dönüş reçetesi olduğunu kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla