فَجَعَلَهُ غُثَٓاءً اَحْوٰىۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'lâ Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
4. "O, yeşil otları çıkarandır;"
5. "Sonra da onu kararmış bir sele dönüştürendir."
Bu âyetlerde Yüce Rabb'in tanıtılmasına dair bilgiler vardır. Sanki Yüce Rab şöyle tanıtılır: Yaratıp uygun şekil veren, onları ölçülü ve amaçlı yapan, yol gösteren, yeşil bitkileri çıkartandır. Sonra Allah Teâlâ, otlar vb. nesnelerden bahsetti. Bunların son bulmaları, başlangıçları, ilkin yaratılmaları ve helâk edilmeleri herkesçe bilinen bir durumdur. Böylece O, bunların yaratıcısının bilinmesini istedi. Çünkü başlangıcı, son buluşu, sonradan var oluşu ve yok oluşu gibi herkesçe bilinen özellikleriyle yaratıcıya istidlâlde bulunmak, insanların gökler ve yer gibi başlangıcını ve son buluşunu bilmedikleri yönleriyle istidlâlde bulunmaktan daha etkilidir. Zira kişinin az bir bakış ve tefekkür sayesinde devamlı oluşum ve değişim halinde bulunan nesnelerin özellikleriyle Rab Teâlâ'nın vahdâniyetine ve yaratıcının varlığına ulaşması söz konusudur. Başını sonunu görmediği nesnelerde ise aynı sonuca ulaşması ancak derin bir tefekkür, ilâve bir bakış ve kafa yorma ile olur. "Mer'â" (مرعى) kelimesinin özellikle belirtilmesi, mahlûkatın hayatiyetini devam ettirme imkânlarının onda bulunmasından ötürü de olabilir. Çünkü insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için mutlaka hayvanlara ihtiyaç duyacaklardır. Hayvanlar ise ancak meraların varlığı sayesinde yaşayabilirler. Sonuç itibariyle bütün yaratıkların hayat düzeni ancak meralarda bitkilerin bulunması sayesinde olur. Allah Teâlâ bunu belirtti ki insanlar bu nimetine karşı şükür içinde olsunlar. Hayvanlar kendileri için değil, insanların yararlanabilmesi için yaratılmışlardır. Allah Teâlâ lütfuyla hayvanlar için otlakları çıkarmış ve yiyeceklerini takdir buyurmuş, onları zayi etmemiştir. Hal böyle iken Allah Teâlâ insanları nasıl zayi eder. Onlar bu âlemin yaratılmasının temel amacını oluşturmaktadırlar. Hal böyle iken Allah Teâlâ onları nasıl ihmal eder, rızıklarını takdir etmez ve tedbirinin dışında bırakır.
Kapkara bitki kalıntısı yaptı. Denildi ki: "Gusâ" (غثاء), selin ve yağmurların sürükleyip götürdüğü kuru çer çöptür. "Ahvâ" (أحوى) ise eskiliği sebebiyle kararmış nesne demektir. Onun siyaha çalan yeşil renk olduğunu söyleyenler de olmuştur. Buna göre âyette takdim tehir vardır: Yani yeşil iken kupkuru kesilen çer çöp yaptı.
Yorum
-
Ceale (جَعَلَهُ)
Kelimenin kökü c-a-l harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, c-a-l kökünün bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, bir şeyi bir yere koymak veya bir şeyi bir şey kılmak anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu bağlamda, bir nesnenin formunda veya niteliğinde meydana gelen değişikliği ifade eden işlevsel bir fiildir. Râgıb el-İsfahânî, "ceale" fiilinin "haleka" (yaratmak) fiilinden farklı olarak, var olan bir şeye yeni bir özellik kazandırmak veya onu belirli bir sürece dahil etmek anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki kullanımıyla, taze ve yeşil olan bitkinin (mer'â), ilahi yasalar gereği zamanla kurumuş, siyahlaşmış bir hale getirilmesini temsil eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın dinamik varlık tasavvurundaki rolüne dikkat çeker; buna göre Tanrı sadece varlıkları yaratmakla kalmaz, aynı zamanda onlara sürekli yeni haller ve görevler yükleyerek kozmik süreci idare eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "ceale" eyleminin doğadaki dönüşüm ve tekamül yasasına işaret ettiğini, canlılığın zirvesindeki yeşilliğin ölüm ve çürüme evresine geçişinin ilahi bir düzenleme olduğunu ifade eder.
Gusâen (غُثَاءً)
Kelimenin kökü g-s-v harfidir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sel sularının üzerinde biriken, birbirine karışmış çer çöp, bitki kalıntıları ve köpük olduğunu belirtir. Değersiz, darmadağınık ve akıntıya kapılıp giden nesneleri nitelemek için kullanılır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bitkilerin kuruyup ufalanmış, işe yaramaz hale gelmiş döküntülerini ifade ettiğini açıklar. Kur'an'daki bu kullanımın, hayatın geçiciliğini ve dünya hayatının sonundaki kaçınılmaz zevali sembolize eden estetik ve tefekkür odaklı bir tasvir olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi varlığın "entropi" yasasıyla ilişkilendirerek, taptaze bir mer'ânın nihayetinde nasıl kuruyup rüzgarın önünde savrulan bir çer çöpe dönüştüğünü, bu fiziksel değişimin ilahi kudretin mutlaklığını hatırlatan bir ibret tablosu olduğunu belirtir.
Ahvâ (أَحْوَى)
Kelimenin kökü h-v-v harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel olarak siyahlığa meyleden koyu bir renk tonunu (esmerlik, koyu yeşillik veya siyahlık) ifade ettiğini belirtir. Ahvâ, renkler arasında siyaha çalan en koyu tonu temsil eden bir sıfat-isimdir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin iki yönlü bir anlam taşıyabileceğine işaret eder: Birincisi, bitkinin en canlı, en gür ve taze olduğu dönemdeki aşırı koyu yeşilliği; ikincisi ise kuruyup çürüdükten sonraki siyahlaşmış, yanık görünümüdür. Ayet bağlamında çoğunlukla, kuruyan bitkinin zamanla aldığı kararmış rengi nitelediğini ifade eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin tasvir gücüne dikkat çekerek, Kur'an'ın bu zıtlıklar (yeşil-siyah, taze-kuru) üzerinden doğanın döngüsünü ve ölüm gerçeğini muhatabın zihninde canlandırdığını, A'lâ suresinin ritmik yapısı içinde bu görsel değişimin etkileyici bir sonuca ulaştığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "gusâen" ile birlikte kullanılmasının, bitkinin artık biyolojik ömrünü tamamlayıp simsiyah bir toprak veya kalıntı haline gelmiş aşamasını vurguladığını, bunun da ilahi kudretin hem ihya (canlandırma) hem de imate (öldürme) sıfatlarının bir tezahürü olduğunu kaydeder.
Yorum
Yorum