Özet
Bu makalenin konusu, ülkemizde yazılan Türkçe meallerin yazılış amaçlarını tespit etmektir. Toplumda meallere gösterilen ilgi ve bu meyandaki tartışmalar, bizi böyle bir çalışma yapmaya sevk etmiştir. Bu çalışma sayesinde, meallerde yer verilen giriş, ön söz, sunuş ve takdim gibi yazılarda, yazar/lara ait amaç cümlelerinden hareketle, meallerin ele alınış gayelerini kategorize ederek analizler yapılacak ve hem okuyuculara hem de yeni çalışmalara katkı sağlanacaktır. Ön sözlerde belirtilen gayeler, çoğu defa mealin yazılış metot ve muhtevasına da işaret etmektedir. Bu gaye aynı zamanda kelime ve ayet düzeyinde tercih edilecek anlamı belirlemede de en önemli unsurlardan biridir. Çünkü meal yazarının başta koyduğu amaç, Kur’an’a bakış perspektifini de biçimlendirmektedir. Bu çalışmada Türkçe yazılan yüz elli civarında meale başvurulmuştur. Meal yazımı, bireysel düşüncelerden doğabildiği gibi kimi zaman da toplumsal sebeplere dayanabilmiştir. Birçok meal de ihtiyaç argümanıyla kaleme alınmıştır. Örneğin toplumdaki dini muhtevalı sorunlara çözüm üretmek ve dini bir kültür oluşturmak için Kur’an’ı anlamanın önemli olduğu, bunun için de Kur’an çevirilerine gereksinim duyulduğu, bazı meallerde amaç olarak ön plana çıkmıştır. İhtiyaç odaklı yazılan melaller, muhteva ya da şekil bakımından yenilikleri de beraberinde getireceği şeklinde bir işaret taşımaktadır. Buna göre, bazı meal sahiplerinin günümüz insanına hitap etme, Kur’an’ın mesajının insanlara ulaştırılması misyonu gütme, yaşayan dili yakalama, Kur’an’ın anlamını Arapça bilmeyenlere ulaştırma gibi açılardan bu ihtiyacı karşılamak üzere eserlerini kaleme aldıkları görülür. Bunun yanında, Kur’an metni olmadan sadece Türkçe çeviriyi vermek, Arapça metinle Türkçe anlamı karşılıklı sayfalarda yazmak; birbirleriyle ilişkili olan ayetlere ya da ayetlerin izahı olacak hadislere atıf yapmak; satır arası, renklendirilmiş, dipnotlu ya da parantezli usûl takip etmek, dikkat çekici yazı puntoları ve tasarım kullanma gibi şekilsel olarak da farklı çalışmalar yapılmaktadır. Sonuç olarak, kimi mealler dil ve üslûba, sadelik ve kolay anlaşılırlığa; bazı mealler Kur’an’ın nüzûl dönemindeki anlamına; bazıları Kur’an’ı ana dilde anlamaya ya da ulusçuluk düşüncesini yaygınlaştırmaya; bazıları, ideolojik, meşrebî ya da mezhepçi perspektife; bazıları siret, tarih, bağlam, kronolojik, bilimsel gelişmeler vb. yaklaşımlar şeklinde çeşitlendirilebilecek çerçevelerde Kur’an’ı yorumlamaya odaklanmıştır. Bu çalışmada varılan önemli sonuçlardan biri de meal yazımında kapsayıcı bir metodun geliştirilmesine olan ihtiyacı yeniden vurgulama gereğidir. İlmî kriterleri ve yöntemi baştan belirlenmiş meal çalışmalarının daha nitelikli sonuçlar vereceği bir gerçektir. Bunun yanında ortaya çıkan meal metninin dil, üslûp, şekil ve içerik bakımında da editöryal süreçlerden geçirilmesi kaliteli bir çalışmanın diğer gerekliliğidir.
Giriş
Allah’ın Kur’an’daki maksadını anlamak ve aktarmak amacıyla yapılan çalışmalardan biri de meallerdir. Mealler, Kur’an’ın metin çevirisi gibi anlaşılsa da esasında yazarın ayetlerden anladığı ve aktardığı yorumlardır. Nitekim bir metnin bir dilden başka bir dile tercümesi, hedef dili konuşanlar için açıklama gayesi taşır. Bundan dolayı çeviri faaliyeti birbirini anlamayan kişiler arasında arabuluculuk şeklinde tarif edilir. Kur’an mealleri de bu amacın bir parçasıdır. Çevirinin gayesi, kaynak metnin gayesine bağlıdır. Meallerin esas aldığı Kur’an, nesnel bir metin olsa da çeviri işlemi özü itibarıyla öznel bir yaklaşımdır.
Meal yazımındaki temel gaye, insanların Kur’an’ı kendi dilinde anlamasına aracı olmaktır. Ancak meal yazıcısını, Kur’an meali hazırlamaya sevk eden çeşitli etmenlerden bahsetmek mümkündür. Bunlar, kurumsal, grupsal ve çeşitli yönleriyle bireysel olabilir. Her durumda, muhatapları hedef alan bu çalışmaların, ana dili Arapça olmayanlar için Kur’an’ı kaynak dilden anlamak mümkün olmadığından belli ölçülerde etkisinden ya da faydasından bahsedilebilir.
Türkçe yazılan yüz elliye yakın mealin ön söz, giriş, sunuş, takdim ya da hatime kısımlarını inceledik. İlgili bölümler üzerinde yapılan okumalardan hareketle, meallerin dil, anlayış, ideoloji gibi açılardan başka meallerle ortak ya da farklı amaçlarına bakarak bir sınıflandırma yaptık. Atıf yaptığımız meallerle benzer amaç taşıyan çalışmalardan örneklem yapmasak da ilgili alt başlıkta genel değerlendirme kapsamına dâhil ettik. Bazı meallerde birden çok amacın verilmesi, aynı mealin farklı kategorilerde de değerlendirilmesine sebebiyet vermiştir. Bazı meallerde makaleye malzeme olacak ya da farkındalık oluşturacak bilgi bulunmadığından onlara alıntı yapmadık ancak gördüğümüzü belirtmek için çalışmaların künye bilgilerini yeri geldiğinde toplu biçimde dipnot olarak verdik. Amacına işaret ettiğimiz meali, ilgili başlık altına kaydetmemiz, onun tarafımızdan tüm yönleriyle makbul olarak değerlendirildiği anlamında değildir. Tüm kategoriler için alt başlıklarda kısa değerlendirmeler yapsak da makalenin sonuç ve öneri kısmında, topladığımız verilerden elde ettiğimiz neticeleri ve önerilerimizi sıraladık.
Makalemizle bazı açılardan benzerlikleri olan bazı çalışmalar yapılmıştır. Örneğin Abdülcelil Bilgin “Meal Yazıcılığını Tetikleyen Psiko-Sosyal Refleksler” adlı çalışmasında meallerin yazılış amaçlarını iki ana kategoride toplamış ve bazı meallerden örneklemeler yapmıştır. Çalışma, önemli veri ve değerlendirmeleriyle konunun anlaşılmasına katkı sağlayan bir yapıya sahiptir. Bizim makalemiz anılan çalışmadan kategorik olarak farklılık arz etmektedir. Osman Kara tarafından “Teori ve Uygulama Açısından Meâllerin Girişleri” adıyla hazırlanan çalışmada da bazı meallerden hareketle meallerin giriş bölümlerinde yer verilen konular ve bu konuların meal metninde ne derecede işlendiği ele alınmıştır. Giriş kısımlarını inceleme yönüyle anılan çalışmayla benzer yön ihtiva eden makalemiz, sadece meal yazım saiklerine odaklanma yönüyle söz konusu çalışmadan farklılık göstermektedir. Bunun yanında giriş bölümlerini incelediğimiz meal çeşitliliği de anılan makalelerden daha fazla bir hacme sahiptir.
1. Meal Kavramı, Tarihçesi ve Meal Yazımındaki Amaçlar
Bu başlıkta meal kavramı, tarihçesi ve meal yazımındaki amaçlara kavramsal açıdan yer verilecektir. Söz konusu bilgiler, makalenin ele alınış amacını temellendirmekle sınırlı olacaktır.
1.1. Meal
Evl kökünden türeyen mimli mastar bir kelime olan meal kelimesi, bir şeyin başlangıcı ve sonu, varacağı yer; dönmek, amaca ulaşmak, ıslah etmek; noksan olmak gibi anlamlarda kullanılır. Terim olarak meal, Kur’an’ın mana ve mefhum bakımından Türkçeye tercümesi anlamında kullanılır. Kur’ân-ı Kerîm’in tam olarak başka bir dile tercüme edilmesinin mümkün olmadığını söyleyen âlimler, söz konusu çevirileri meal olarak nitelendirmiş, kök anlamdaki noksanlık ve eksiklik faktörünü, meal isimlendirmesiyle anlatmışlardır.
Mealleri, özelde Kur’an’ın mana ve mesajını; genelde ise İslam’ın temel prensiplerini, dünya ve ahiret perspektifini anlamak için hazırlanan çalışmalar olarak değerlendirmek mümkündür. Ancak bu genel tanımlamadan az ya da çok bazı farklarla istisna tutulacak şekilde farklı amaçlarla meallerin hazırlandığı, meal yazarlarının ifadelerinden ya da ayetleri yorumlama biçimlerinden anlaşılmaktadır.
1.2. Kısaca Türkçe Meal Tarihçesi
“Biz peygamberleri, birlikte yaşadığı milletin diliyle gönderdik ki, onlara açık biçimde anlatsın.” ayeti, sonradan Müslüman olan milletlerin, Kur’an’ın kendi dillerine tercüme edilişine esin kaynağı olmuştur. İlk Kur’an tercümesinin Farsça olduğu, hatta bu dile çevirilerin tarihsel olarak Hz. Peygamber zamanına kadar gittiğine dair bilgiler vardır. Çünkü İslâm’ın Arap milletinin dışındaki milletlere yayılmasıyla birlikte meal tarzında başka dillere çevrilmesi ve bu muhatap dilde tefsir edilmesi bir zorunluluk olmuştu. Türkçe de Kur’an’ın tercüme edildiği en eski dillerden biridir. İlk Türkçe tercümenin Kur’ân-ı Kerîm’i Farsçaya tercüme eden heyette yer alan Horasan ve Mâverâünnehirli Türk âlimler tarafından yapıldığı bilinmektedir. Bu tercüme Farsça yapılan ilk tercüme tarzında olup satır arası usulle Farsça tercümeden yaklaşık bir asır sonra yapılmıştır. Söz konusu meallerin, Kur’an’ın, ana dili Arapça olmayan Türkler tarafından anlaşılmasını sağlamayı amaçladığı bilinmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’in Anadolu Türkçesine tercümeleri ise miladi 10-11. asırlarda Anadolu Selçuklu devletinden sonra kurulan Beylikler zamanında başlamıştır. Bu dönemde ve Osmanlının ilk dönemlerinde kısa sûrelerle, Yâsîn, Mülk, Fâtiha ve İhlâs gibi sûre tercümelerinin de satır arası meallerle aynı amaca hizmet ettiğini söylemek mümkündür. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemi meal çalışmaları ise Osmanlı modernleşmesi, ulusçuluk, Türkçülük gibi ideolojik saiklerin etrafında gelişmiştir.
Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında da Kur’an’ın ana dilde anlaşılması için çeşitli mealler yazılmıştır. Bu meallerden bazılarında yeni Türkiye’nin ideolojik düşünce ve inanç kodlarını görmek mümkündür. Hatta Cumhuriyet döneminde yazılan mealleri, sadece İslâm’ı ve Kur’an’ı daha sağlıklı biçimde anlamak şeklinde yorumlamak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bu eğilimin ana dilde Kur’an ve ana dilde ibadetle yakından ilgisi vardır. Nitekim bazı meallerin, o dönemin arzusunu karşılamak üzere yazıldığı meal yazarları tarafından da ifade edilmiştir.
Bu dönemde yapılan tercümelerin bir kısmı, ilmi bakımdan zayıf ve ehliyetsiz kişilerin elinden çıkmıştır. Hatta, Kur’an metnine bakılmaksızın Fransızca ya da İngilizceden tercüme mealler de yazılmıştır. Bazı mealler ise Müslüman olmayan mütercimler tarafından kaleme alınmıştır. TBMM’nin, 1925 yılında temel İslâmî kültürün topluma aktarımı için Elmalılı Hamdi Yazır’a tefsir, Mehmet Âkif’e meal yazma görevi vermesi, bu dönemde yazılan meallerin yetersizliğini gidermek amacı taşıdığını göstermektedir.
Bu dönemde yazılan meallerin temel eleştiri noktalarından biri de dil konusudur. Kur’an metnine sadakat göstermek, Allah’ın muradını olduğu gibi yansıtmak gibi gayelerle Kur’an metnine kelimesi kelimesine uygunluk metoduyla yapılan çalışmalar, insanların Kur’an’ı ana dillerinde de anlamının önünde engel olarak görülmüştür. Çünkü sırât-ı müstakîm, fetva, tevbe-i nasuh ve nefs-i mutmainne gibi kimi kelime ve terkipler, kaynak dilden ödünçleme yoluyla sadece latinize edilerek verilirken kimi kelimeler, olası anlamlardan biri seçilerek tercüme edilmiştir. Yine söz konusu mealler, akıcı olmamak ve edebî zevk vermemek yönüyle eleştirilmiştir.
Yeni Türkiye’nin din işlerini yönetmek görevi anayasal olarak uhdesine tevdi edilen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın meal konusuna ileri sayılabilecek bir tarihte el attığını söylemek mümkündür. Başkanlık, bu alanda tekrar edecek adımlarının ilkini 1961’de Hüseyin Atay ve Yaşar Kutluay tarafından yazılan Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Anlamı, Meal adıyla ortaya koymuştur. Bu süreçten sonra meal yazımında yeni bir ivme oluşmuştur. Tarihi gelişime bakıldığında bireysel gayretlerle yazılan meallerin yanında heyet olarak yazılan mealler de vardır. Bunun yanında cemaat ya da grup olarak nitelendirilebilecek yapıların hazırlattığı bazı çalışmalar da mevcuttur. Tüm bu süreçlerde meal yazımındaki hedeflerin, bazı istisnaları olmakla birlikte, Kur’an’ı Türkçe olarak anlamak olduğunu söyleyebiliriz.
2. Meal Yazımındaki Amaçlar
Bilindiği gibi genelde meallerde, giriş, ön söz, sunuş ya da takdim veya hatime bölümlerine yer verilmiştir. Bu bölümler, mealin hedefi, hedef kitlesi, amacı ve metodu, Kur’an’ı anlama yöntemleri ve Kur’an kavram ve mefhumuna bakış açılarını yansıtması bakımından çok önemlidir. Tüm meallerde olmasa da birçoğunda verilen bilgiler, meal yazarının kastını ortaya koyduğu gibi, Kur’an’ı anlama ve yorumlamaya dair önemli müktesebat oluşturmaktadır. Bazı meallerin metoda dair izahları yazarın amaçlarına da referans olmaktadır. Birtakım meallerde de daha önceki meallerde eksik olarak görülen noktalara atıf yapılarak yeni mealin kaleme alınma amacı temellendirilmiştir. Hatta bu metodun en yaygın gerekçe olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin, Türkçeyi kullanmada noksanlık, kaynak dile hâkimiyetsizlik, bağlamın dikkate alınmaması, hadislerin göz ardı edilmesi gibi tüm sebepler çeviride eksiklik olarak gösterilirken bu noktaların ikmal edilmesiyle mealin hazırlandığı ve daha nitelikli bir eser ortaya konulduğu izlenimi verilmektedir.
Meal yazarı, çalışmasını yapmaya karar verirken neyi amaçlıyorsa, ona uygun metot ve bilgi malzemesi kullanır. Yani meal yaparken Kur’an metnini, dikkate aldığı kriterlere göre inşa eder. Sözgelimi, meal yazarının odağında, bağlam, dilde sadelik ya da güncellik, kaynak metne bağlılık, modern çeviri kuramları vb. unsurlardan hangisi varsa, mealin muhteva ve şekli de bu belirlemelere göre biçim alır. Meallerdeki teknik detaylar da amacın gerçekleşmesini etkileyen unsurlar
olup makalemizin hacmini artıracağından başka bir çalışmaya havalesi uygun görülmüştür.
Meal yazımı, temelde bir ihtiyacın tezahürüdür. Bu durum, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde yazılan meallerin ortak amacı olduğu gibi sonraki dönemlerde de aynı ihtiyacın devam ettiği görülür. Hatta her dönemde dil ve üslûp bakımından ihtiyacın yenilendiğini söylemek mümkündür. Bu durumu dönemin Diyanet İşleri Reisi Hasan Hüsnü Erdem (öl. 1974) şu sözlerle dile getirir: “Genç ihtiyar, bazı Müslüman vatandaşlarımız daha önce yazılan meallerin gerek eskilerinden gerek yenilerinden hangisinin itimada şayan ve tavsiyeye layık görüldüğünü Diyanet İşleri Başkanlığı’na sormaktadır.” Meal yazmanın farklı amaçları olsa da her dönemde yeni meallerin yazımına ihtiyaç duyulmuştur. Bu konuyu on beşinci Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, ilmî ve kültürel faaliyetlerin sürekli değiştiği, toplumsal ihtiyaç ve sorunların arttığı, İslam konusunda yeni gündemlerin oluştuğu ve toplumsal değişim dikkate alındığında her dönem yeni meal ve tefsirlere ihtiyaç olduğu şeklinde vurgulamıştır. Aşağıdaki başlıklarda, bazı mealler üzerinden, meallerin yazılış amaçları kategorik olarak verilmiştir.
Her bakımdan kaliteli bir meal için için, iyi bir çeviri yönteminin belirlenmesi kaçınılmazdır. Kur’an tercümelerindeki tatminsizliğin ve kalite arayışının biteviye devam etmesinde, yöntemsel sorunların varlığı önemli bir etkendir. Bunun için muhatap metin olan Kur’an mahiyeti, tanımı, odak kavramları, Kur’an metninin kutsallığı, mealin ise insan yorumu oldupu gibi konularda zihinlerin netleşmesi gerekir.
2.1. Çeşitli Yönleriyle Dil Konusunu Amaç Edinen Mealler
Meallerdeki dil konusu farklı saik ve seviyelerde tartışılmıştır. Dili, anlama konusunun merkezi olarak ele alanlar olduğu gibi ulusçuluk bağlamında ve ana dilde ibadet öznesi olarak da değerlendirenler olmuştur. Bir dilden başka bir dile tercüme edilen eserlerin, kaynak metindeki anlam ve mesajları birebir iletmesi imkân dâhilinde olsa da çok zor bir ihtimal olduğu genel kabul gören bir durumdur. Tercümesi yapılan metin Kur’an olunca, bunun imkânsız olduğu hakkında İslâm âlimlerinin neredeyse tamamı ittifak eder.
2.1.1. Anlaşılır Dil Vurgusu
Kur’an’ın, anlam ve mesajının doğru ve anlaşılır biçimde başka bir dile aktarılması önemlidir. Türkçe meallerde en çok eksikliği hissedilen ve olması beklenen önemli noktaların başında da yalın ve anlaşılır bir dil ve üslûbun gerekliliği gelmektedir. Bu konuyu, meal yazımının amacı olarak belirleyen Hasan Basri Çantay (öl. 1964) şunları söylemiştir: “Görüyoruz ki elde halkın da münevverlerin de hep birden aradığı faideyi temin edecek izahlı Kur’ân-ı Kerîm yoktur. Mevcutların da ya hem dili ve şivesi pürüzlü hem gidişi münafık, iki yüzlü, ya görünüşte dili oldukça akık, fikri ve mezhebi sapık, ya dil yanı şöyle böyle usta malı, tedkik ve teknik tarafı hatalı; ya dili çok zaif, ilmi görünüşü bugünün ihtiyacına göre pek hafif; yahut dili üzgün, ilmi seviyelerden cidden üstündür. Ammenin zevk ve istifade ile yorulmadan ve usanmadan okuyabileceği bir izahlı “Meal-i Ker’im” vücuduna kat’i ihtiyaç bulunduğunu takdir ve teslim etmemek mümkün değildir.” Çantay’ın bu ifadeleri söz konusu mealin yazılış gayesini ortaya koyarken aynı zamanda dönemin meal algısına da işaret etmektedir. İfadelerden, sayıca çok fazla olmasa da meal yazarlarının ehliyetine dair soru işaretlerinin yanında, meallerin dil bakımından sorunlu, mezhepçi, ilmîlikten uzak, açıklamadan yoksun ya da muğlaklık problemlerinin olduğu anlaşılmaktadır.
Örneğin Hüseyin Kazım Kadri’nin (öl. 1934) Şeyh Muhsin-i Fânî müstear ismiyle yayınladığı Nûru’l-Beyân, Kur’ân-ı Kerîm Tefsirinin Türkçe Tercümesi isimli tercümenin kaleme alınmasındaki amaç şöyle ifade edilir: “İmdi, az zaman içinde çok malumat istihsaline ihtiyaç hasıl olmuş ve Türkler için tercüme tarikiyle muhtasar ve müfid ve şive-i ifadesi ve selika-ı asra muvafık ve sehlü’l-mutâla’a bir tefsir yazılmak lüzumu her tarafta hissedilmeye başlamıştır.” İbrahim Hilmi Çığıraça (öl. 1963), bir heyete hazırlattığını söyleyip İzmirli İsmail Hakkı Efendi’ye de tetkik ettirip bastırdığı, ancak Suriyeli bir Hıristiyan olan Zeki Megamiz tarafından yazıldığı bilinen Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Tercümesi adlı tercümenin takdiminde şunları söylemiştir. “Türk vatandaşlarıma bir hizmeti dindaranede bulunmak üzere Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın meali münîfini açık ve selis bir Türkçe ile neşrediyorum”. İbrahim Hilmi’nin bu amacın yanında fikri ve ictimâî bir inkilâp düşüncesine sahip olduğu da ileriki sayfalardaki ifadelerinden anlaşılmaktadır.
Benzer amaçla mealini yazdığı anlaşılan Abdülbakî Gölpınarlı da (öl. 1982) önceki meal yazarlarının, kendilerinin de bildikleri birçok şeyi, ancak bilenlere anlattıklarını, bilmeyenleri düşünmediklerini, halkı ve gençleri dikkate almadıklarını, sadece anlatma gayretine düştüklerini söylemiştir. Aynı amaca matuf olarak Salih Özbey de sade ve basit bir meal yazmanın İslam âlemine yapılacak hizmetlerden en büyüğü olduğunu ve bu sayede Kur’an’ın manalarının kolayca anlaşılacağını vurgularken, Sadık Türkmen ise “meal yazımında aslolanın; insanların konuşma, yazma, anlama diline hitap edebilmek ve çevirinin/mealin dilini, halkın genel kültürü ve anlayışı ile uyumlu hale getirebilmek olduğunu” söylemiştir.
Anlaşılır bir dil vurgusunun önemine dikkat çeken Süleyman Ateş ise şunları söylemiştir: “Kur’ân-ı Kerîm’in dilimize birçok tercümesi yapılmıştır. Bunların bir
kısmının dili eskimiş, gençlerimiz onları anlayamaz duruma gelmiştir.” Bayraktar Bayraklı da “Yüce Allah’ın bize uzattığı akıl ipi ile vahiy ipini buluşturmak ve insanı yüceltmek, din eğitiminin hareket noktası olmaktadır. Bunu gerçekleştirmenin yolu, ana dili ile öğretimdir. Her toplum Kur’ân’ı kendi dili ile daha iyi anlayabilir, tanıyabilir ve hayatı ile buluşturabilir. Kur’ân mealini ve tefsirini yapmamızın amacını da bu ilke belirlemektedir.” demiştir.
Meallerde muhatap kitleyi dikkate almak başarılı bir metin ortaya koymak için önemli bir ilkedir. Özellikle, genç kuşağın meal okuma arzusunu dikkate alan ya da meal okuma konusunda bir farkındalık oluşturmak için güncel dille meal yazmak önemli bir metottur. Ancak okuyucu kitleyi seçmek tam olarak yazarın elinde de değildir. Yazar, içinden gelen bir reflekse ya da eksikliğini gördüğü bir noktadan hareketle meali yazdıktan sonra okuyucuların tercihini beklemek durumundadır. Örneğin, Ömer Sevinçgil, yazarlık deneyimini yansıtmayı hedeflediği mealini, gençlerin anlayabileceği bir dil ve üslûpla kaleme aldığını ifade etse de söz konusu mealin ilgili muhatap kitle tarafından ne derece okunduğu ya da okunduğunda anlaşılırlık düzeyi veya Kur’an’ın mesajını iletme başarısı ayıca irdelenmelidir.
Cumhuriyetin ilk yıllarından 2000’li yıllara kadar yazılan meallerin birçoğunda, hatta daha sonra yapılan çalışmalar da azade kalmayacak şekilde, Arapça, Farsça ya da Osmanlıca kelimler yer almıştır. Bazı kelimler de Arapça aslıyla ödünçleme olarak sadece latinize edilerek meallere yansıtılmıştır. İlk dönemler için bu kelimelerin anlaşılması mümkündü. Çünkü tahsil gören ya da görmeyen kişilerde bu kelime ve kavramlara aynı seviyede olmasa da aşinalık vardı. Ancak özellikle 2000’li yıllardan sonra bu kelimler artık toplum için yabancı kelime mahiyeti taşır hale gelmiştir. Bu da dilde anlaşılırlık probleminin bir parçasıdır. Bazı yazarlar, bu durumu göz ününde bulundurarak meal yazdıklarını söylemiştir. Örneğin, Şaban Piriş, geçmiş dönemde toplumun dil ve kültür bakımından Arapça ve Farsça menşeli kelimelere yabancı olmadığından o gün yazılan meallerin anlayışla karşılanabileceğini ancak farklılaşan ve değişen günümüz toplumuna hala geçen yüzyılın ifadeleriyle seslenmenin, anlaşılmamaya neden olacağını ifade eder ve meallerdeki maksat anlaşılmak olduğundan sade ve anlaşılır meallerin yazılmasının gereğine dikkat çeker.
Hüseyin Peker ise, “Anlamın en doğru, en anlaşılır ve en güzel şekilde Türkçe nasıl ifade edilebileceğini” göz önünde tutarak hareket ettiğini söyler. Celal Yıldırım’ın da herkesin anlayabileceği bir sadelikle Kur’an’ın anlamını sunmayı hedeflediği ifadelerinden anlaşılmaktadır. Hüseyin Atay ise, her bir eserin yirmi yılda bir yeniden tercümesini önerirken bu ilkeye göre, dilin yaşayan bir varlık olması hasebiyle Kur’an tercümelerinin de güncelleştirilmesinin önemine vurgu yapar. Adnan Sütmen de manzum tarzda yazdığı mealini, din âlimleri için yazmadığını, çünkü ulemânın Arapça bildiğini; çocuklara, gençlere, yetişkinlere, dolayısıyla Kur’an’ı okuduklarında anlamayanlara bir nebze fikir vermek için ve kulağa hoş gelsin diye de manzum tarzda yazdığını söylemiştir. Burada bir parantez açarak Kur’an’ın anlamının şiir ya da manzum şekilde yazılmasının taşıyacağı sakınca ve sorunların olduğunu söylemek izahtan vareste bir konudur.
Görüldüğü üzere meallere yönelik genel eleştirilerden biri de dil ve üslûp noktasında yoğunlaşır. Pek çok çalışma, dil yönünden okuyucu kitlenin anlayabileceği nitelikte bir eser ortaya konulmak iddiasıyla yazılmıştır. Bu iddianın en belirgin söylemlerinden biri Yaşayan Dil vurgusudur. Bu bağlamda bazı mealler, Kur’an’ın edebi üslûbunun, fesahat ve belagat inceliklerinin semâvî olsun ya da olmasın diğer kitaplarla kıyaslanmayacak derecede üstün olduğu ve meallerin de
Kur’an’ın bu vasfını ortaya koymak için daha anlaşılır şekilde yazılması gerektiği iddiasıyla yazılmıştır. Bu durum, meal yazarları için yeni çalışma yapma konusunda hareket noktası olmuştur. Kolay anlaşılırlık ve akıcı dil kullanmak amacı çok sayıda mealin ortak noktasıdır.
Gelinen noktada, mevcut meallere yönelik yapılan en temel ve çoğu kişi tarafından kabul edilen eleştiri, piyasada yüzlerce çalışma olmasına rağmen, günümüz insanının rahat bir şekilde anlayabileceği, sıkılmadan okuyabileceği nitelikte ve sayıda mealin olmamasıdır. Bu durum aynı zamanda toplumda ciddi bir ihtiyaç oluşturmaktadır. Görüldüğü üzere birçok meal yazarı bu ihtiyaca cevap verme iddiasıyla meal hazırlamıştır. Ancak söz konusu eleştirinin mevcudiyetini hala muhafaza etmesi, yapılan çalışmaların, bu iddialarını gerçekleştiremediğini göstermektedir. Bir anlamda “anlaşılma” problemini merkeze alan mealler ciddi sayıda artmış ve insanımızın tercih yapmasını zorlaştıracak nitelikte meal enflasyonu denebilecek yeni problemlere neden olmuştur.
2.1.2. Ana Dilde Kur’an’ı Anlama Amacıyla Meal Yazımı
Bir önceki başlıkta da ifade ettiğimiz meallerdeki dil meselesi farklı boyutlarıyla tartışılan bir konudur. Dilin daha rahat anlaşılırlığının yanında, Türkçe’nin meallerdeki varlığı, ulusçuluk ve milli devlet anlayışı çerçevesinde tartışılmıştır. Bu sebeple Cumhuriyet’in ilk yıllarında kaleme alınan bazı tercümelerde, Türkler için anlaşılması kolay ve kısa bir tercüme yapma amacı güdülmüştür.
Ana dilde Kur’an’ı anlama gayesiyle yazılan mealler oldukça büyük yekûn tutar. Bu konudaki en önemli örneklerden biri Mehmet Çakır’ın mealidir. “Bu çeviri, Peygamber Türk olsaydı, Kur’ân’ı nasıl ifade ederdi anlayışıyla yapılmıştır.” Bu sözler, Kur’ân-ı Kerîm’in Peygamberimizin ifadesi olduğu; diğer bir değişle, Kur'an lafızlarının Allah'a değil de Peygamber’e ait olduğu gibi bir vehme kapı açma ihtimali söz konudur. şeklinde yorumlansa da meal yazarının kastının, Kur’an’ın Türkçe konuşanlar tarafından tam ve net olarak anlaşılmasını hedeflediği düşünülmektedir. Ancak, ifade biçimi kastın tam olarak ortaya konamamasına neden olmuştur.
Cemil Kılıç’ın yazdığı mealdeki başka mahzurlar bir tarafa, aynı saikle yazdığı mealinde şunları söyler: “Anlamak İçin Türkçe Kur’an adlı çalışmamızın en büyük özgünlüğü dilidir. Türk dilinin olanakları el verdiğince akıcı ve duru bir Türkçe ile yaptığımız çalışmamız; anlamanın, daha doğrusu doğru anlamanın yolunu diğer çevirilere göre daha fazla açmaktadır. Çünkü diğer çevirilerde pek çok Arapça kelime, kavram ve terim Türkçede karşılığı yok savıyla olduğu gibi aktarılmıştır.” Benzer düşüncedeki İhsan Eliaçık da şunları söyler: “Kur’an meali çalışmasıyla biz şunu yapmış oluyoruz: Yedinci yüzyıl Sami/Arap dil, tarih ve kültür evreni ortamında ortaya çıkmış bir metni, 21. yüzyıl Türk dil, tarih ve kültür evreni ortamına getirmiş oluyoruz. “Yaşayan Kur'an; Türkçe Meal/Tefsir” adıyla elinizde duran bu eser, uzun yıllara dayanan ve gerçeği sadece gerçeği aramak dışında hiçbir amacı olmayan gönüllü bir uğraşın semeresi olarak karşınızdadır.”
Bu ifadeler, Kur’an’ı güncel dil ile sunmak gibi bir iddia taşısa da Kur’an’ın nazil olduğu dönemi ve şartları, Kur’an’ın ilk muhatabı olan Hz. Peygamber’i yok sayan, inzâl sürecinin bağlamını ve muhataplarını dikkate almayan bir anlayıştır. Neticede Kur’an, belli bir coğrafya ve belli bir zaman diliminde var olmuş, dil ve üslûp olarak muhatap toplumun dil ve kültürünü kullanmış bir metindir. Kur’an’ı kavram ve mefhumlarıyla nazil olduğu vasattan arındırarak anlama çabası, Kur’an’ın vahiy sürecini, esbâb-ı nüzûlünü, hükümleri inşa ediş sebep ve sonuçlarını göz ardı etmek demektir. Bu da Kur’an’ın mana ve mesajını anlamayı engelleyen nedenlerden biridir.
Meallerin önsözlerinde her ne kadar yazılış amacı olarak ana dil vurgusu yapılmış olsa da meallerin hazırlandığı vasatta yapılan tartışmalar ve meallerin hazırlanma gerekçelerinin dile getirildiği satır aralarından tek amacın “ana dil” olmadığı anlaşılmaktadır. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki ulusçuluk tartışmaları ve bu tartışmaların gölgesinde ve akabinde verilen meal siparişleri, bu durumun en bariz göstergesidir.
2.1.3. Türkçe İbadete Zemin Amaçlı Meal Yazımı
Ana dilde Kur’an tercümelerinin tamamının, sadece Kur’an’ı anlama amacına matuf olduğunu söylemek çok iyimser bir yaklaşım olur. Çünkü hangi amaçla yazılırsa yazılsın, Kur’an çevirileri önemli ölçüde siyasi bir amacın gerçekleşmesine hizmet etmiştir. Bu amaçların ülkemizdeki tezahürlerinden biri de Türkçe ibadet girişimleridir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkçe Kur’an vurgusu, bazı meallerde Türkçe ibadet merkezinde tartışılmıştır. Bu amaçla bazı mealler yazılmış ve din anlayışının merkezine bu fikrin yerleştirilmesi için çaba sarfedilmiştir.
Bu amaca hizmet eden en önemli örneklerden biri Bedreddin Noyan Dedebaba’nın (öl. 1997) kaleme aldığı Kur’ân-ı Kerîm (Manzum Meal) adlı çalışmadır. O bu çalışmasında halkın konuşma dilini kullanarak hece vezni ile meal yazmıştır. Kendisi de özellikle Atatürk’ün köklü isteğini yerine getirdiğini söyler. Manzum meal tarzındaki bu çalışmada Türkçe vurgusu, Türkçe ibadete kapı aralayan bir anlayışı temellendirmeye yöneliktir. Besim Atalay da (öl. 1965) Türkçe Kur’an ve Türkçe ibadet konusunda ısrarlı olan ilk meal yazarlarından biridir.
Bu anlayışın bir adım ötesi olarak, Kur’an’ın çevirilerini Kur’an olarak gören bazı çalışmalar da yapılmıştır. Örneğin Ali Rıza Safa, Kur’ân-ı Kerîm -Gerçek- adlı çalışmasında farklı dillere yapılan Kur’an çevirilerinin, Kur’an’ın ta kendisi olduğunu ve Kur’an çevirileriyle yapılan okuyuş ve yakarışların Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracağını söylemiştir. Yazarın, meal çalışmasında meal üzerinden Kur’an’la, laikliği uyumlu hale getirmek ve laikliği de temellendirmek gayreti görülür.
Bunun yanında, Sami Kocaoğlu, Adil Ali Atalay, Mevlüt Akça gibi isimler, meal çalışmalarının önsözlerinde Türkçe ya da Türklük vurgularıyla ve manzum mealleriyle bu düşünceyi destekleyen yaklaşımlara sahiptir. Osman Nebioğlu (öl. 1988), Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu (öl. 1978), Sadi Irmak (öl. 1990) gibi isimler de öz Türkçe konusunda oldukça hararetli görüşlerle maruftur.
Bu yaklaşımlar, Kur’an’ın, ana dilde anlaşılmasını amaçlamak gibi masum ve anlaşılır bir gayeden öte, çevirilerin Kur’an yerine ikamesi, ibadetin dili olması ve bu hükümlere kaynaklık etmesi gibi büyük problemlere öncülük etmektedir. Neticede hâkim kanaate göre, meal Kur’an değil, Kur’ânî bir yorumdur. Kur’an’ın sadece manasını ifade eden sözleri, Kur’an hükmünde tutmak, namazda okumak ve aslına hakkıyla vakıf olunmadan ahkam çıkarmak caiz görülmemiştir. Türkçe tercüme konusunda çekincesi olan âlim ve aydınların endişeleri, meal düzeyinde başlayan Türkçeleştirme akımının Türkçe ibadet anlayışına evrilmesi meselesidir. Örneğin, Mustafa Sabri Efendi (öl. 1954) bu düşüncesini şu şekilde dile getirir: “Caiz olmayan şey Kur’ân-ı Kerîm’i Türkçeye tercüme etmek değil de belki herhangi bir lisan ile tercümesinin namazda tilavet edilmesi meselesidir.” Bu meyandaki tartışmalarla ilgili olarak Osman Keskioğlu da (öl. 1989) tercümeye, Kur’an ya da Allah kelamı denemeyeceği gibi lafzatullâhın hükümlerini şeri hürmeti de veremeyiz diyerek tartışmaya ortak olmuştur.
2.1.4. Anlam ve Semantik Yöntemi Amaçlayan Mealler
Bazı meallerin odak konusu, kelimelerin semantik anlamını tespit etmek olmuştur. Buna göre, Kur’an’ın anlam ve mesajını anlamak ancak ayetleri oluşturan kelimelerin temel anlamını ve tarihi süreçteki anlamlarını bilmekle mümkündür. Çünkü kelimelerin, Kur’an’ın nazil olduğu dönemde taşıdığı anlamlarla, tarihsel süreçteki anlamları arasında değişme, genişleme, daralma ya da kayma olabilmiştir. Bu da Kur’an’ın anlam ve mesajını anlamada önemli bir unsurdur. İşte bu durumu, yani Kur’an’ın anlamını tespitte esas olan kelimelerin semantik anlamıdır düşüncesini, meallerin yazılmasında amaç edinen çalışmalar da yapılmıştır. Kur’an, Sâmî dil ailesinden Arap diliyle nazil olmuş, bu dilin imkânlarıyla ifade edilmiştir. Bundan dolayı ayet ve kelimelerin anlamını tayin etmede özellikle o dönemde konuşulan dil ve sosyal çevrenin bilinmesi gerekir.
Örneğin Salih Akdemir, bu amacını şu sözlerle dile getirmiştir: “Kur’an semantiği ile ilgili olan araştırmamız, gerçekleştirmeyi amaçladığımız Kur’an Sözlüğü çalışmamız için gerekli olan art süremli semantik inceleme yöntemimizi ve Hz. Peygamber dönemi ile ilgili bazı fiil kökleri için gerçekleştirmeye çalıştığımız sözlük denemelerimizi içerecektir.” Yazara göre, anlamı belirleme konusunda hangi yöntemin daha uygun olacağı sorunu, araştırma konusuna bağlıdır. Özellikle dini
metinlerin anlaşılması söz konusu olduğunda, kelimelerin kök anlamlarının belirlenmesi için, art süremli bir semantik araştırma yapılması gerekir. Erhan Aktaş da “Allah ne diyorsa onu, nasıl diyorsa öyle, ne kadar diyorsa o kadar demek ilkesiyle, sadakatle Kur’an’a bağlılığı esas alan bir çeviriye olan ihtiyacı karşılamak amacıyla meal yazdığını” söylemiştir. Buna göre çevirisini “–kısmen- sözcüklerin kök anlamları dikkate alınarak yapılmış bir çeviri olarak” takdim eder. Ahmet Tekin de Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru isimli meal ve lügat çalışmasında Kur’an kelimelerinin lügattaki manalarına ilaveten mealdeki geniş manaları da dikkate alarak bir meal hazırlamayı amaç edindiğini ifade etmiştir. Yazar, çalışmada, lügavî anlamı belirginleştirme amacını ön plana çıkarmakla birlikte aynı zamanda Kur’an’ın ana mesajlarının da anlaşılmasını ve yanlış anlamalardan kurtulmanın önemli olduğunu vurgulamayı ön planda tutmaktadır. Bu metodu meale yansıtma amaçları zikredilse de bunda ne derece başarılı oldukları ayrı bir çalışma konusudur. Büyük oranda bağlamla da ilgili olan bu metot, kelimelerin kök anlamlarını tarihsel süreçteki anlam değişimlerinden arındırarak ortaya koymayı hedeflemektedir.
Kaynak Dil-Hedef Dil arasındaki dengeyi koruma refleksiyle meal yazdığını ifade eden Mustafa İslamoğlu, çalışmasının iddiasını, “kaynak dildeki manayı hedef dile mümkün olduğunca yol kazasına uğratmadan taşımak” şeklinde açıklar. Ona göre, “manalar kaynağından hedefine doğru taşınırken yol kazasına uğrayabilirler. Bu kaza bazen anlam genişlemesi bazen de anlam daralması, şeklinde gerçekleşir. Her iki halde de sonuç anlam kaymasıdır. Ona göre Liyetefekkahû (ı^^lia) ifadesini fıkıh tahsil etsinler, sallû ‘aleyhi (Jt y^) ifadesini salavât getirsinler... şeklinde çevirmek okuru anlam kazasına kurban etmektir.” Yazar, “odak kavramları tek tipleştirmediğini, terimlerin zaman içinde kazandıkları anlamlardan arındırılarak verildiğini ve bu konuda nüzûl ortamındaki manayı esas aldığını, Kur’ân metninin sunduğu anlam çeşitliliğini dikkate alarak hedef dile, Türkçeye aktarım yapmak için gerekçeli meal yazmak istediğini ve bu tutumun hem Kur’ân’ın hem de okuyucu kitlenin hakkını gözetmek anlamı taşıdığını” ifade etmiştir.
2.2. Anlamı ve Anlamayı Amaç Edinen Mealler
Bazı meallerin yazılış amacı, Kur’an’ı kaynağından öğrenmek, onu anlamak ve anlatmak şeklinde belirlenmiştir. Bu amaç, aslında Kur’an’a yaklaşım biçimleri arasında en makul hedeflerden sayılabilir. Örneğin, Abdullah Akgül, mealinde, “ayetlerin bugün için söylediklerini, bu ayetler üzerinde ittifak edilen manaları vermeyi, bilimsel sonuçlara, çağdaş ihtiyaç ve sorunlara uygun ilahi mesajlar sunmayı, ayet ve sure münasebetlerini dikkate almayı; insanların kolaylıkla yararlanmasını gaye edindiğini” söylemiştir. Ali Kara tarafından yazılan mealde de iman eden herkesin, Kur’an’ı okumak, anlamak, anlatmak ve yaşatmakla mükellef olduğunu, onun mealini yaygınlaştırıp, bedava yahut ucuz fiyatla her Müslümana ulaştırmak gerektiğini söyleyerek meal çalışmasının bir ihtiyaç ve gereklilik olduğuna işaret eder. Abdusselam Tunç da insanların ihtiyacını giderecek, “Kelime Mealli Kur’ân-ı Kerîm’i” hazırlamaya niyet ettiğini ifade etmiştir.
2.2.1. Dini Kur’an’dan Öğrenmek Amacıyla Yazılan Mealler
İslam’ın kurucu metni Kur’an’dır. Dini ilimler de temel olarak Kur’an’dan doğmuştur. Kur’an, Müslümanlar için iman ve ahlaka kaynaklık ettiği gibi bilgi kaynağı olarak da kabul edilir. Bu sebeple bazı âlimler, dini gerçek kaynağından yani Kur’an’dan öğrenmenin esas olduğunu söylemiştir. Bu yaklaşımı, meali yazmaktaki hareket noktası olarak değerlendiren meal yazarları da olmuştur.
Bu amacı Ömer Rıza Doğrul (öl. 1952), Tanrı Buyruğu adlı tercümesinde, “halkı oyalayan ve uyuşturan masallarla değil, Kur’ân’ın asıl mahiyetini anlatan, onun
hayat, hareket, faaliyet, müsbet ilim, müsbet inanç ve müsbet bahtiyarlık olarak bildirdiği hakikatleri anlattığını, İslâm’ın inkılâpçılığını yaşattığını, İslâm tarihinin açıkladığı hakikatlerin Kur’an tarafından nasıl ifade olunduğunu ve nasıl ebedileştirildiğini belirtmek” şeklinde ifade etmiştir.
İslam’ı Kur’an’dan öğrenmek söylemi, sağlıklı bir yöntem olarak gözükse de avâm olarak ifade edilen, İslâmî ilimlerde mütehassıs olmayan okuyucuyu sağlıklı bir sonuca ulaştırmaz. Çünkü Kur’an, metin dizilişi bakımından hiyerarşik yapıda olmadığı gibi bir konuyu dağınık sure ve ayetlerde ele alan ve bir bilgi ya da hükmün ortaya çıkarılabilmesi için bütüncül bakışı gerektiren bir yapıya sahiptir. Bunun yanında, Allah’ın muradını vermek şeklinde odaklanılan meal yazımı da subjektif bir yaklaşımı barındırmaktadır. Kelimelerin birden çok manaya gelmesi, yazarın o manalardan birini Allah’ın muradı olarak takdim etmesiyle, okuyucuyu kendi yorumuna mecbur bırakmak olur ki bu da olası diğer manaların işlevsiz hale getirilmesi anlamına gelir. Bu nokta aslında mealler için kaçınılmaz bir durumdur. Çünkü meal yazarı neticede bir anlamı tercih ederek metnini oluşturacaktır. Seçilen kavramın, Kur’an’ın kastını ortaya koyması ve nâzil olduğu dönemde yüklendiği mesajı taşıması önemli kıstaslardır. Okuyucu için de söz konusu çeşitlilikten doğru manayı tespit için mealin kelime tercihinin yanı sıra diğer meallere hatta imkân dahilinde kaynak eserlere başvurma yolunu daima açıktır.
2.2.2. Kur’an’ı Doğru Anlamak ve Anlatmak Amacıyla Yazılan Mealler
Mealler, bazı istisnaları olsa da temelde Kur’an’ı anlamak ve okuyucu kitle tarafından anlaşılmasına katkı sağlamak hedefiyle yapılan çalışmalardır. Kur’an’ı anlamak için öncelikle doğrudan Kur’an’a bakmak dolayısıyla tefsirler yerine meal üzerinden Kur’ân-ı Kerîm’le ilişki kurma anlayışı, insanların meal okumaya rağbetini artırmıştır. Bu yaklaşım modern dönemde insanların genel olarak tefsirler gibi geniş hacimli eserlerle olan olumsuz ilişkisinin de bir tezahürüdür. İyi niyetle düşünüldüğünde bu rağbetin intaç ettiği ihtiyacı gören bazı yazarlar, meal yazım amaçlarını, Arapça bilmeyen ve uzun tefsirler okumak yerine daha kısa ve öz
metinler üzerinden Kur’an’la ilişki kurmak isteyen kişilerin Kur’an’ı anlaması şeklinde tanımlamıştır.
Bu anlayış Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak tüm meal serencamında en çok tekrar edilen noktalardan biridir. Örneğin İzmirli İsmail Hakkı (öl. 1946) şunları söylemiştir: “Kur’an-ı Mübin’i tercüme ve izahtan maksat halkın Kur’an-ı mübini anlayarak okumaları, Furkân-ı Kerîm’in hidayet ve irşadından müstefid olmalarıdır. Kurân- ı Kerîm’in manalarını ifade eden ahkamını bildiren tercüme ve izah maksada kafi gelir. Halil Altuntaş ve Muzaffer Şahin tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı adına hazırlanan çalışmada, meal yazımındaki temel amaç, “İslâm’ın birinci kaynağı olan Kur’an’ın doğru anlaşılabilmesi ve anlatılabilmesini sağlamak” şeklinde açıklanmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan Kur’ân-ı Kerîm Meali (Kur’an Yolu) adlı eserde de çalışmanın Kur’an’ın anlaşılmasına mütevazı bir katkı sağlamak amacıyla yapıldığı ifade edilmiştir.
Bazı meallerde temelde Kur’an’ı anlamak hedef olarak gösterilir ve bu hedefe ulaşmak için gerekli etmenlere de yer verilir. Ahmet Davudoğlu, “Kur’an’ın daha iyi anlaşılmasına imkân verecek bazı unsurları sıralar ve tercümeye çok ihtiyaç olduğunu, bundan dolayı mensûh ayetleri bildirmek, ayrı ayrı mânâlara gelebilen bazı ayetleri dipnotu ile göstermek, anlaşılmaya yardımı olsun diye ayetlerin nüzûl sebeplerini ve icabında kısaca izahlarını parantez içine almak suretiyle yazılan tercemenin faydasının, zararından çok olacağını söyler.”
Kaynak dile sadakat bazı meallerin hareket noktasıdır. Örneğin Muhammed Hamidullah, “Bizim bu gösterişsiz çevirimiz zarif değildir; biz, herhangi bir kimseden daha çok bunun farkındayız, ama başlıca amacımız, mümkün olan en yakın ölçüde, Arapça’ya ve Kur’an üslûbuna sadık kalmak oldu.” demiştir. Kur’an’ı anlamada, Allah’ın kitabına
bütüncül yaklaşmanın önemine dikkat çeken Mehmet Okuyan, Kur’an ayetlerini Allah Teâlâ’nın açıkladığını, insanların hangi ayetlerin, hangi ayetleri açıkladığını bulmakla sorumlu olduklarını, bu amaçla bütüncül bir tefsir çalışması yapmanın önemli olduğunu söyler. Okuyan’ın parçacı bir yaklaşımla aynı ayetten farklı hükümlerin çıkarılmasının sorunlara neden olacağı düşüncesinden hareketle, aynı konudaki ayetlere atıflar yapılarak bütüncül bir yaklaşımı ortaya koyan meal-tefsir çalışması yapmayı amaçladığı anlaşılmaktadır.
Hakkı Yılmaz ise Kur’an’ın tefsir değil de tebyin edilebileceğini söyler. Çünkü ona göre “Kur’an’ın tefsire ihtiyacı yoktur, Kur’an’da her şey açıktır. Kur’an keninin en iyi tefsirdir.” Bu şfade kısmen doğruluk değeri taşısa da başta Hz. Peygamber’in Kur’an’ı tefsir görevini görmezden gelme anlamı taşır. Evet Hz. Peygamber’in de tefsir de ilk yöntemi Kur’an ayetini yine başka bir ayetle tefsir etmekti. Ancak ona, Kur’an’ı tebliğ etmenin yanında açıklamak görevi de verildiği ayetlerle ortaya konmuş, âlimler de Hz. Peygamber’in açıklama, tefsir etme görev ve sorumluluğu olduğunu ifade etmiştir.
Hamdi Döndüren, Kur’an’ı anlamada, bağlamın önemine ve Arapça’nın çok anlamlılığına dikkat çektikten sonra şunları söylemiştir: “Biz mümkün olduğunca, Yüce Kitabımızın anlam zenginliğini ve günlük hayatta yaşanacak hükümlerini aktarabilmek amacıyla böyle bir çalışmaya karar verdik. Toplumun her kesiminin kolay anlaması için, sade bir üslup ve açık bir dil kullanmaya çalıştık…” Bekir Sadak, amacının Kur’ân’ın Türkçesini daha geniş bir okuyucu kitlesine okutmak olduğunu ifade ederken, Murat Sülün, her şeyden önce meal fikrine müspet bakmanın ve meallerle sıcak ilişkiler kurmanın gerekliliğini vurgulayarak kusurları bir tarafa bütün meallerin ilahi mesajı genel olarak ifade ettiğini söylemiştir.
Burada Muhammed Esed’in Türkçe’ye tercüme edilen mealine de atıf yapmak gerekir. Esed, çalışmadaki amacını şöyle açıklar: “Bu çalışma, Kur'an mesajının bir Avrupa diline tam deyimsel ve açıklamalı olarak çevrilmesi yönünde atılmış bir adım, belki de ilk adımdır... Ancak, Kur'an'ı diğer dillerde aynen “yeniden üretmek” imkânsız olsa da Kur’an mesajını, çoğu Batılılar gibi, Arapçayı bilmeyen veya -Arap olmayan, eğitimli Müslümanlar arasında örneğine sıkça rastlanan- yardım görmeden yollarını bulabilecek kadar iyi bilmeyen insanların kavrayabilecekleri bir biçimde aktarmak mümkündür.” Mahmut Kısa da meal yazmadaki amacını, “Türk okuyucusuna hem Kur’an’ı anlama noktasında ihtiyaç duyabileceği temel bilgileri vermek ve hem de ona zevkle severek okuyabileceği özlü bir meal tefsir sunmak” şeklinde açıklamıştır. Hacı İnan, hidayet kitabı olan Kur’an’dan Müslümanların istifade etmeleri ve hayat bulmalarının sorumluluğunu hissettiklerini ifade ederek sade bir Türkçe ile meal yazmayı amaç edindiğini söylemiştir. Bu ifadeler mealin Kur’an’ı anlamada ilim ve ihtisası olmayan kişilerin Kur’an mesajlarını anlamasını hedefleyen bir amaca matuf olduğunu göstermektedir.
Ebülfez Kocadağ, “Günümüzde, on yıl, yirmi yıl önce yapılmış meal ve tercümelerle iktifa edemeyiz. Meal ve tercümelerin sürekli güncellenmesi gerekmektedir. Böylece insanlar bu ilahi kitabın hidayetlerinden ve insanın hakikatini aydınlatan ışığından daha iyi bir şekilde istifade edebilmelidirler. Biz de bu ilahi yolda bir payımız olsun diye Kur’an tercümesi çalışmasını başlattık.” şeklinde amaç belirlemesi yaparken İsmail Mutlu ve Şaban Döğen tarafından hazırlanan bir mealde de çalışmanın, dil ve kültür açısından mütehassıs olmayan ve Kur’an’da nelerin olduğunu öğrenmek isteyen günümüz insanlarına hitap etmesi için hazırlandığı söylenmiştir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında kaleme alınan tefsirlerin dilinin ağır olması, bazılarının çok teferruatlı bilgiler ihtiva etmesi, yine bu yıllarda yazılan meallerin dillerinin güncelliğini yitirmesi ve o dönemde kullanılan kelime ve terkiplerin günümüz insanı tarafından anlaşılamaması gibi sebeplerle özellikle sonraki dönemlerde meal hazırlayanlar tarafından onlardan istifadenin pratik olmadığı eleştirisi getirilmiş ve bir anlamda kendi zaviyelerinden yeni bir meal hazırlamanın gerekçesi ve meşruiyeti ortaya konulmuştur. Ayrıca bu tercüme ve meallerin bu işte uzman olmayan kişilerce yapılması veya Batıda yapılan tercümelerden kopya edilerek hazırlandığı şeklindeki yaklaşımlar da “Kur’an’ı doğru anlamak ve anlatmak” gayesiyle yeni meallerin hazırlanmasını hızlandırmıştır.
2.2.3. Hidayet ve İrşad Amacıyla Yazılan Mealler
Bazı meallerin amacı Kur’an’ı anlamanın yanında Kur’an’ı yaşamak onunla bağ kurmak şeklinde açıklanır. Örneğin on kişilik heyet tarafından hazırlanan ve Hayrat Neşriyat tarafından neşredilen çalışma, bu amacı, Milletimizin imanının selameti için yegane yol olan Kur’an’la merbutiyetin te’sisi gayesiyle… ifadesiyle verirken; Ali Küçüker, Kur’an ziyafetinden, unutulmuş olanları hatırlamak, bugüne kadar hazırlanmış olan eserlerdeki bilgileri daha basit bir dille halkımızın istifadesine sunmak, okuyup öğrenilenleri yaşanabilir bir hale getirmek, öğrenilenleri koruyup gelecek nesillere aktarmak ve Allah’ın rızasına kavuşmak gibi gayretlerle İzahlı Meali hazırladığını söylemiştir. Kadri Çelik’in de kitaba bakışı ve âlimlerden beklediklerini ifade ederken söyledikleri mealinin amacına da işaret eder: “Bu kitap; yaratıcı ve yaratık arasında en büyük vesile, en sağlam bir kulp ve rubûbiyet izzetine bağlanan kopmaz bir iptir. Bu kapı insanların yüzüne açılmalı, tefsir yazan müfessirler ve âlimler bunları yazmalıdır. Amaçları ahlaki ve irfânî öğretileri beyan etmek, mahlûk ile yaratıcının ilişki niteliğini açıklamak, aldanış diyarından mutluluk ve ebediyet diyarına hicretin niteliğini bildirmek olmalıdır.”
Burada hidayet eksenli meal yazım amacına da parantez açmak gerekir. Nitekim bu amaç, meal yazımı noktasında kişiyi en sağlıklı sonucu elde etme niyetine sevk etme konusunda önemli bir unsurdur. Örneğin, Ali Fikri Yavuz (öl. 1992), mealleri müslümanlara hizmet, gayr-i müslimlere hidayet vesilesi görürken, Abdullah Akgül, Allah’ın rızasına ve insanların duasına ulaşma arzusunu dile getirmiştir. Ancak meal yazıcılığında bu idealin genel yapıyı yansıttığını söyleyebilecek bir argümana sahip değiliz. Bunun yanında bütün meallerin de okuyucuyu böyle bir sonuca götürebileceği fikri de çok sağlıklı görülmemektedir.
2.2.4. Tedris Amaçlı Mealler
Ülkemizde ciddi sayıda İmam-Hatip, İlahiyat Fakültesi gibi resmi okulların yanı sıra medrese eğitimi veren kurumların varlığı ayrı bir ihtiyaç alanı ortaya koymuştur. Özellikle okul ve kurumlarda eğitim-öğretim gören ve ileride bu alanda kariyer planlaması yapan öğrencilerin, Kur’an kültürü kazanma, teorik Arapça derslerini pratiğe dökme ihtiyaçlarını gören yazarlar meal yazım amaçlarına bu kitleyi de dâhil etmiştir. Özellikle kelime mealli, satır arası mealli çalışmalar bu kapsamda değerlendirilebilir. Örneğin Sıtkı Gülle, İlahiyat Fakültelerinde, İmam Hatiplerde ve Diyanet İşleri Başkanlığında Arapçayla ilgilenenler için kelime mealini, tüm meal okurları için de toplu meal yöntemi amaçladığını söylemiştir.
Medine Balcı ise mealini Arapça bilgisine vakıf olan veya Arapçaya aşinalığı olanlar için hazırlandığını ifade eder.
İki kişilik bir heyetin yaptığı ve toplu mealin Elmalılı’dan alındığı satır arası kırık meal şeklinde yapılan çalışmanın Önsözünde amaç “Çalışmamız,… daha çok Kur’an kelimelerinin anlamını kavramayı hem de bunun vasıtasıyla Arapça öğretmeyi hedefleyen mütevazı bir çalışmadır.” şeklinde açıklanmıştır. Ahmet Didin de Kur’an’ın asli lisanı olan Arapçayı esas kabul edip Arapça dil kurallarına göre tatbik ederek her dili konuşanların anlayıp öğrenebileceği bir duruma getirmek gayesiyle meal çalışması yaptığını ifade eder. Amacına uygun olarak renklendirilmiş bir meal olarak hazırlanan çalışma, Arapça dil bilgisi kurallarını dikkate almamakla eleştirilmiştir.
Bu tür meallerin genel amacı, okuyucunun Kur’an kelimelerini, renk eşleştirmesiyle sözlüğe bakmadan doğrudan ve kolay bir şekilde satır arasında bulmasını sağlamaktır. Daha çok “satır arası meal”, “kelime meali” veya “kırık meal” olarak isimlendirilen bu çalışmalar kelime kelime tercüme yapılması sebebiyle anlamı bir bütün halinde aktarmada genel olarak başarısız addedilmektedir. Özellikle Arapça vukufiyet noktasında aşama kaydeden öğrenciler başta olmak üzere Arapça merakı olan kitlede Kur’an’la iletişim kurma ve onu anlama noktasında bu tür eserler fonksiyon icra etmektedir. Bu yöntemin meal için seçilmesinde hiç şüphesiz klasik medrese geleneğinde Arapça ibarelere kırık anlam verilerek çözümleme yapılması ve İslam ilim medeniyetinde var olan şerh ve haşiye kültürünün etkili olduğu söylenebilir.
Esasında meallerin hazırlanmasındaki en temel hedef Arapça bilmeyenlere Kur’an’ın anlam ve mesajının iletilmesidir. Meallerin matbu olarak insanlara ulaştırılmasının kısıtlı olduğu dönemlerde bazı gazetelerin, yayın eki olarak topluma ilettiği meallerdeki amaç da genellikle anlaşılır dili yakalamak şeklinde açıklanmıştır. Örneğin Güneş gazetesinin verdiği bir mealde, kullanılan dilin eskidiği, yaşayan dilin kullanılması gerektiği bundan dolayı, dikkatli ve titiz bir çalışmayla ve özellikle Türk-İslam yazı sanatının son örneği ile, el yazısıyla bir meali vücuda getirmeyi amaçladıkları ifade edilmiştir.
Bazı mealler, Arapça bilmeyen kişilerin Kur’an’ı mealden öğrenmeleri hedefiyle hazırlanmıştır. Örneğin, Hasan Karakaya ve arkadaşlarından oluşan bir heyetin hazırladığı mealde Arapça bilmeyen toplumların onu anlayabilmeleri için Kur’an’ın Arapçanın dışındaki dillere tercüme edilmesini zaruri gördüklerini ve bu ihtiyaçtan hareketle bu meali hazırlamayı amaçladıklarını söylemiştir. Yaşar Nuri Öztürk, ihtiyaç olduğu kanaatine ulaştığı için meali hazırladığını söylerken Tuncer Namlı, mevcutların ihtiyacı bütünüyle ortadan kaldıramadığından yola çıkarak meal çalışması yaptığını dile getirmiştir.
Genel olarak Arapça eğitim ve öğretiminde ve öğrencilerin Kur’an kültürü kazanmasında önemli roller üstlense de bu tür eserlerin Kur’an’ın mesajının günümüz insanına bütüncül ve sahih bir şekilde aktarılmasında diğer meallere göre daha yetersiz olduğu söylenebilir.
2.2.5. Vahiy/Bağlam ve Sîret Vurgusuyla Yazılan Mealler
Bazı mealler özellikle bağlam vurgusunu amaç edinmiştir. Nitekim bu unsurun yokluğu genel olarak Kur’an’ın anlaşılmasının önünde bir engel görülür. Hatta
hicrî ikinci yüzyıldan günümüze yapılmış tefsir çalışmaları, temelde Kur’ân’ın lafızlarıyla vahyin bağlamı üzerine odaklanmıştır. Meallerde de aynı durum söz konusudur. Kur’an’ın nüzûlü, Hz. Peygamber’in hayatıyla hareket etmiştir. Gelişen bazı olaylar ayetlerin nüzûlüne direkt etki etmiştir. Bu noktaların dikkate alınmaması, bazı ayetlerin net olarak anlaşılmasına da mâni olur. Bu anlayışa dayalı olarak Kur’an’ın indiği dönemsel şartları ve Hz. Peygamber’in sîretini dikkate alarak yazılan mealler de vardır.
Vahiy bağlam ilişkisinin meale amaç olarak taşındığı çalışmalardan biri Mustafa Öztürk’ün Kur’ân-ı Kerîm ve Meali adlı çalışmasıdır. Ona göre “Kur’an’ı sağlıklı biçimde anlamanın en temel koşullarından biri ve belki de en önemlisi, vahyin nazil olduğu tarihsel süreci ve ilk hitap çevresini dikkate almaktır. Aynı şekilde, sağlıklı bir Kur’an çevirisinin imkânı da öncelikle bu olguyu dikkate almaya bağlıdır.” Bu sebeple, çalışmada Kur’an’ın vahyedildiği döneme yakın zamanlara tanıklık eden müfessirlerin görüşlerine öncelik verilmiştir. Öztürk, Kur’an’ın nazil olduğu dönemde ilk muhatapların ne anladıklarını aktarmaya, dolayısıyla anakronizme yani tarihsel yanılgıya düşmemeye gayret gösterdiğini söyleyerek yorumdan arındırılmış bir Kur’an çevirisinin imkân dâhilinde olmadığını savunur ve bu sebeple mealde Kur’an’da ne denildiğinden ziyade ne demek istendiğini aktarmaya çalışır. Ayrıca herkesin anlayabilmesi amacıyla hedef metin yani Türkçe dikkate alınarak mealin hazırlandığı ifade edilmiştir. Hasan Elik ve Muhammed Coşkun tarafından hazırlanan mealde, metoduna da işaret edecek şekilde çalışmanın şu amaçla yapıldığı ifade edilir: “Ayetlerin nüzûl ortamında kime hitap ettiğini tespit etmeye çalıştık. Zira Kur'an, mütekellimi dikkate alınmadan anlaşılmayacağı gibi, muhatabı bilinmeden de anlaşılamaz, hatta yanlış anlaşılır. Lafzî çevirinin sebebiyet verdiği en büyük yanlışlardan biri bizce budur.”
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırlattığı Kur’ân-ı Kerîm Meali adlı çalışmada da ayetlerin, nüzûl vasatı, muhatapların dil, kültür, inanç özelliklerini dikkate alarak yorumlamayı ilke edindikleri ifade edilmiştir. Şeref Aziz Taha ve Kemal Çelik tarafından hazırlanan mealde de “Kur’an’ın, Hz. Peygamber'in önderliğinde pratiğe aktarıldığı, bu mücadelenin nasıl başladığı, nasıl geliştiği ve nasıl sonuçlandığı bilindiğinde Kur’an’ın hedef ve davasının daha iyi anlaşılacağı” ifade edilir. Bunun için Kur’an’ın iniş seyri ve bu seyir esnasında işlenen konular, anlatılan kıssalar ve kullanılan kavramların bilinmesi, bunların yoğunluğuna ve sürekliliğine dikkat edilmesi gerekliliği düşüncesinden hareketle bu muhtevayı kapsayan bir meal hazırlandığı söylenmiştir.
Kur’an ayetlerinin en sağlıklı biçimde anlaşılması için, vahyin ilk muhatap toplumunun dil ve kültür yapılarını, sosyo-ekonomik alışkanlıklarını bilmeye ihtiyaç vardır. Bundan dolayı Şâtıbî, muhatap toplumun arka plan bilgisine sahip olmayı Kur’an’ın anlaşılmasında dikkat edilmesi gereken bir unsur olarak değerlendirmiştir. Çünkü Kur’an’ın ilk muhataplarının telakkileri ve dünya görüşleri, pek çok ayete dair yorumlama imkânı sunmaktadır.
Ancak hacimli kabul edilebilecek tefsirlerde dahi bağlam, nüzûl sebebi ve siret bilgisi kısıtlı bir şekilde verilebilirken meal türü bir eserde bu bilgilerin ne derece verilebileceği tartışmaya açıktır. Zira mealler genel olarak tek ciltli ve önemli bir kısmı da Mushaf’tan oluşan eserler olarak yayınlanmaktadır. Her ne kadar bu meallerin önsözlerinde siret ve bağlam bilgisi vurgulansa da bu bilgilerin yeterli oranda verilebildiğini iddia etmek son derece zordur. Bununla birlikte bu bilgilere yer verilmeyen meallere göre daha geniş ve faydalı oldukları da yadsınamaz bir hakikattir.
2.2.6. Kur’an’ı Kronolojik Olarak Anlamak Amacıyla Yazılan Mealler
Bazı meallerde kronolojik bir metodun takibi önemsenmektedir. Abdullah Manaz, bugüne kadar Kur’an ayetlerinin kronolojik ve tedrici seyrine ilişkin bir tasnife gidilmediğini, kendi gayesinin kronolojik bir tasnif yapmak olduğunu söyler. Yazara göre bu çalışma Türkiye’de olduğu gibi İslam dünyasında da ilk ve tek sınıflandırmadır. Çalışmada, Kur’an’daki konularla ilgili ayetler bir arada derlenmiş olarak okumak, varsa ayetlerin hangi sebeplerle bildirildiğini öğrenmek, geliş sırasına bakarak dini hükümlerdeki sosyolojik gelişmeyi inceleyebilmek imkânı amaçlanmıştır. Niyazi Kahveci de aynı mantıkla hazırladığı çalışmada, iniş sırası ve sebeplerini bilmenin Kur’an’ın tarihi yönünden çok önemli olduğunu, sure ve ayetlerin nüzûl sırasına göre okunmasının sağlayacağı yararların elde edilmesini istediğini söylemiştir. Ayşa Zeynep Abdullah, Hz. Osman’ın Mushaf sıralamasını değiştirerek Allah’a indirdiği kitaba ve Hz. Peygamber’e karşı geldiğini iddia ederek insanların cesaret gösterip bu çelişkinin üzerine gitmediğini ve kendisinin asırlardır üstü örtülmüş gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla nüzûl sırasına göre meal hazırladığını söylemiştir.
Benzer bir yöntemde ayet ve sureler arası konu bütünlüğünü esas alan başka mealler de vardır. Bu yaklaşıma göre ayet ve surelerin konu bakımından bütünlüğü vardır ve bu bütünlük sure içi geçiş noktalarıyla oluşmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm müneccemen nazil olan bir kitaptır. Bundan dolayı ayet pasajları ya da sûreler belli bir kompozisyon şeklinde Mushaf’ta yer almamıştır. Metnin kurgusu, birbiriyle irtibatlı olsa da müstakil pasajlar halinde olan ayetler farklı zaman ve mekânlarda farklı topluluklara hitap etmiştir. Bu sebeple Kur’an’ın ayet
pasajlarının belli bir hiyerarşik düzende kompoze edilmemesi doğru anlamın otaya çıkmasının önünde engel görülmüştür.
Son dönemde sıkça karşılaşan meal yöntemlerinden biri de nüzûl sırasına göre kaleme alınan meallerdir. Bu yöntemin bazılarınca Kur’an’ın sahih, bütüncül, İsrailiyat’tan arındırılmış bir şekilde anlaşılması ve müslüman kimliğinin oluşumunda daha etkili bir yöntem olduğu iddia edilmektedir. Nüzûl sırasına göre tertib edilerek hazırlanan meallerin gerekçelendirilmeleri her ne kadar teorik olarak makul gibi gözükse de bu mealler diğer meallerin malul olduğu problemlerin yanı sıra tertip meselesi de başlı başına bir problemdir. Ayrıca bu tertibe göre meal okumanın pratikte Mushaf tertibinden daha faydalı olduğu da ispatlanabilir değildir.
2.3. İdeolojik Amaçlarla Yazılan Mealler
Meal yazımındaki saiklerden biri de ideolojik yaklaşımdır. Bu ideoloji, mezhep veya meşrebi ön plana çıkarmak ya da bireysel tecrübeyi saplantı olarak sunmak şeklinde belirebilir.
2.3.1. Mezhebî Övgü ve İdeolojik Amaçlı Mealler
Buradaki amaç kişinin mezhebini övmesi, bilgi kaynaklarını ön plana çıkarması ve bu yolla mezhebinin ya da ideolojisinin yaygınlaşması olabilir. Örneğin, Murataza Turabi “Bu çalışmada hedef, geçmişlerin tecrübelerinden yararlanarak herkesin anlayabileceği akıcı bir üslûpla yeni Türkçe bir meal hazırlamaktır diyerek özellikle ehl-i beyt imamlarının “nurlu açıklamalarından” istifade edilerek meal ve tefsir alanında yeni eserler ortaya koymanın önemine vurgu yapmıştır. Mezhebi ve meşrebi meallerde sıkça görüleceği üzere kendi mezhebinin usulünce kabul edilen bilgi kaynakları esas alınır. Bu doğrultuda kriter konularak örneğin çok anlamlılık sorunu olduğu yerlerde ehl-i beyt kaynaklı rivayetler referans alınır.
Alevi inanç önderi olan Aydın Sevin ise geleneksel öğretilerle, dini kaynakların öğrettiği Allah ve Peygamber hakkındaki bilgiler arasında çelişki olduğunu gördüğü için ve Hz. Peygamber’in getirdiği hakikat dininin ne olduğunu ortaya koymak için meali yazmaya karar verdiğini söyler.
Kur’an’ın hem metni hem de meali düzeyinde tahrife varan tasarruflarıyla bilinen Edip Yüksel’in kaleme aldığı mealin tepkisel bir çıkış noktasına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Başta hadis müktesebatına karşı bir rezervi olduğu şu ifadelerinden görülmektedir: “Peygambere yakıştırılan yalanların Hadis ve Sünnet adıyla anılacağını önceden bilen Tanrı, Hadis (söz) kelimesini ayetlerden başka bir söz için kullandığında genellikle kötü bir anlamda kullanır.” “Tüm hatalarına rağmen bu çeviri, Allah’ın dinini bir şirket dini olarak gören ve O’nun sözüne uydurma öğretileri eş koşan din adamlarının çevirilerinden kategorik bir farka sahiptir.” Bu yazarın, geleneksel ilmi birikime karşı olumsuz bir tavır takındığı mealindeki ifadelerden anlaşılmaktadır.
Bahattin Uzunkaya, tıpkı Edip Yüksel gibi 19’culuk iddiasını savunan bir yaklaşımla meal yazmıştır. Kur’an’ın cemini, tekrar düzenleme olarak yorumlayan yazar, Medine’de indiğini söylediği Tevbe suresine, Mekke’de indiği söylenilen iki ayetin eklendiğini iddia ederek bu surenin son iki ayetini mealine almamıştır.
Burada mealcilik akımına bir paragraf açmak gerekirse şunları söylemek mümkündür: Türkiye’de meal okuma alışkanlığına 1980 yıllarda ortaya çıkan Kur’ancı mealci akımın ivme kazandırdığını söylemek mümkündür. “Kur’ân’ı, meallerinden anlamak mümkün ve yeterlidir” düşüncesinden yola çıkan bu grup, Kur’an dışında bütün ilmi geleneği yok sayan bir bakış açısına sahip olmuştur. Akım başlangıçta Kur’ân merkezli din anlayışı etrafında kümelense de zamanla Kur’an’ı “sahih meallerden” öğrenmeye evrilen bir yol izlemiştir. Bu süreçte, hareketin entelektüel kadrosunun genelde İslâmî ilimleri özelde ise Arapçaya bilmemeleri etken olmuştur. Mealcilerin, Kur’ân’a yönelme iddialarını hurafe ve bidatlardan kaçınma, Kur’an’ı keşfi-batini ve bilimselci iddialardan arınmış olarak anlama iddiaları dikkat çekmiştir. Bu yaklaşım, akımın bazı mealleri tercih etmesine de zemin hazırlamıştır. Bunlardan biri de Yaşar Nuri Öztürk’ün mealidir. Öztürk’ün kendinden önce yazılan mealleri, indi çeviri, dil hataları, parantezli olmaları, hurafe barındırmaları gibi açılardan eleştirip bunlardan arınmış bir meal yazma iddiasının, mealciler için rağbet sebebi oluşturduğu söylenebilir. Bu akım, Kur’an İslam’ı söylemiyle bilinen Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş, Hüseyin Atay, Edip Yüksel, Muhammed Nur Doğan, Ferec Hüdür ve Bayraktar Bayraklı gibi isimlerin meallerini tercih etmiştir. Anılan isimler, meallerini mealcilere yönelik bir refleksle yazdıklarını belirtmeseler de beklentilerinin büyük oranda karşılanması mealcilerin tercihlerini etkilemeye yeterli olmuştur.
2.3.2. Meşrebî Amaçla Yazılan Mealler
Bazı mealler, cemaat mensubiyeti ve lider aidiyetiyle kaleme alınmıştır. Bir grup tarafından hazırlanan mealin giriş kısmında …üstadları gibi sırf Allah rızasını esas tutmaya çalışarak, yine ondan aldıkları ders ile, feyiz ile yapmaya himmet ettikleri mütevazi bir gayrettir. şeklindeki ifadeler, cemaatin fikirlerinin temelini oluşturan meşrebin izlerini taşımaktadır.
Mahmut Ustaosmanoğlu adıyla yazılan mealde, Ehl-i sünnet âlimlerinin görüşlerine yer vermeye özen gösterildiği, aksi takdirde insanların Ehl-i sünnet itikadına ters düşen sapık inançlara kapılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacakları söylenir.
Meallerde yer verilmesi amaçlanan mezhebi ya da çağdaş eğilimlerin Kur’an mealine yansıtılması sorun oluşturacak bir durumdur. Çünkü mealler Allah’ın ne dediğiyle ilgilenir. Meşrebî ya da mezhebi eğilimlerin Kur’an’a yorum olarak dayatılması Allah’ın kastını belirlemeyi hedefleyen yaklaşımlardır.
2.3.3. Keşfî Anlamı Amaç Edinen Mealler
Bazı mealler ayetlerin ancak keşif yoluyla açık hale getirilip anlaşılabileceğini ifade eder. Örneğin Metin Saruhan, insanların ayetlerdeki birinci manayı anlayabileceğini ancak daha derin manaları ise keşif sahibi âlimlerin anlayabileceğini söyler ve amacını kendi mealinde de bir nebze onlara ışık tuttuğunu ve bilmediklerini Kur’an ayetleriyle insanlara anlatmak ve müşküllere çare bularak yardımcı olmak şeklinde tarif eder. Benzer yaklaşım Ahmed Hulusi’nin şu sözlerine de yansımıştır: “Bu metin yalnızca Ahmet Hulûsi isimli Allah Kuluna bahşedilmiş bakış açısından Kur’an’a açılan bir penceredir. Bu pencereden görülenlerin bir kısmının sizlere yansıtılmasıdır. Bu yaklaşımlar Kur’an’ı bâtinî pencereden yorumlama amacı taşımaktadır. Oysa Kur’an ayetleri, lafızlardan hareketle ikincil manalara da delalet edebilme özelliğine sahip olsa da İslâm ilim geleneğinde ayetlerin anlaşılmasına dair geliştirilen usullerle anlaşılma yoluna gidilmesi, indi görüşlerden sakınılması en sağlıklı anlama yöntemidir.
Keşfî yaklaşımla, bâtınî anlamı esas alarak yazıldığı iddia edilen mealler indî ve keyfilikle maluldür. Zira keşif yoluyla elde edildiği iddia edilen yorumlar, lafzın zahirine mutabakat, bağlam, siyak-sibak gibi doğru anlamı ortaya çıkartacak ilmî hassasiyetleri gözetme zorunluluğu duymayan kontrol dışı çağrışımlardır.
2.4. Değişik Amaçlarla Yazılan Mealler
2.4.1. Meallerdeki Eksikleri ya da Hataları Düzeltmek Amacıyla Yazılan Mealler
Bazı yazarlar meallerdeki hataları ya da eksik noktaları görerek meal yazımını amaçladıklarını dile getirirler. Bu yaklaşım, yazarın, söz konusu meallerin zayıf yönlerini, kendi yazacağı mealin ise bu hatalardan arınmış bir çalışma olacağını açık ya da örtülü olarak ortaya koyması anlamı taşır. Atıf yapılan eksiklikler, dil, üslûp, sîreti ya da sünneti dikkate almamak, kelimelerin kök anlamlarına önem vermemek, Kur’an’ın nüzûlünden sonra ortaya çıkan ilmi disiplinlerin terimleriyle kelimeleri karşılamak gibi çeşitlidir. Ali Fikri Yavuz, daha önce Hasan Basri Çantay’ın yazdığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının hazırlattığı Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Anlamı adlı mealin, şekil, dil ve baskı kalitesiyle ilgili eksikliklerine temas ettikten sonra bu noksanlıkların giderilerek dili anlaşılır, kâğıdı kaliteli, sayfa uyumu sağlanmış ve sistematik bir meal hazırlamak hedefinde olduğunu söylemiştir. Bir heyet tarafından hazırlanan “Ayet ve Hadislerle Açıklamalı Kur’ân-ı Kerîm Meali” adlı meal, mevcut çalışmalar arasında eksikliği müşahede edilen şu iki ana noktada bir hizmet sunmak niyetiyle hazırlanmıştır: “Bu çalışmada sadece ayetlerin meali verilmekle yetinilmemiş; o ayetle ilgili daha başka ayetlere de dipnotlarında yer verilmiştir. Aynı şekilde Peygamber Efendimizin Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili açıklamaları da yine ilgili ayetlerin dipnotlarında verilmiştir.” Süleyman Ateş de daha önce yapılan tercümelerin dili eskimiş, gençlerin anlayamayacağı duruma gelmiş, bazı tercümelerde çok fazla tasarruflarda bulunulduğundan aslından uzaklaşmış diyerek bazı eksiklere dikkat çekmiş ve kendisinin mananın anlaşılabilmesi için açıklamalar yaptığını, parantez içi bilgiler koyduğunu, kıraat farklılıklarından doğan mana farklılıklarını da dipnotta belirttiğini söyler.
Hasan Tahsin Feyizli, hedefinin “bazı hatalara düşmeksizin, ilim erbabının, din görevlilerinin, dine hizmet gayesiyle yetişen her seviyedeki talebenin ve Kur’an’ı
doğru anlamak isteyen halkın ihtiyacına daha uygun ve kolay cevap veren ve inananları da şüpheye düşürmeyen bir meal hazırlamak olduğunu” söyler. Abdülvehhab Öztürk, meal çalışmasının en az hatalı meallerden olabileceğini söylemiş ve bu düşüncesini Arapçayı iyi bilmesinin yanında Kur’an’la doğrudan ilgilenen bir kimse olmasıyla temellendirmiştir. İsmail Yakıt, “bazı ayetlerin yanlış tercüme edildiğini, sadece sözlük anlamıyla yetinildiğini veya sözlük anlamlarının içinde metne hiç uygun olmayanın tercih edildiğini ve böylece Kur’an’ın bütünlüğü içinde bir kopukluk oluştuğunu, gerek Arapça bilgisinden gerekse analiz ve sentez eksikliğinden bazı anlam ve tercüme hatalarını tespit ettiğinden bu meali hazırladığını” söylemiştir. Orhan Kuntman, “bazı meallerin Kur’an’ın anlam ve kavramlarını tahrif ettiğinden yola çıkarak kargaşanın hakim olduğu, gençlerin kulaktan dolma bilgilerle dini öğrenmek durumunda kaldığı bir zamanda, Fahreddin Râzî (öl. 606/1210), İbn Kesîr (öl. 774/1373) ve Elmalılı Hamdi Yazır (öl. 1942) gibi müfessirlerin yorumlarına kısa ve özlü olarak yer verilen bir kaynak oluşturmayı” hedefler. Mehmet Türk de mevcut meallerin bir çoğunun ya çok kısa ya da birbirine çok yakın ifadelerle kalame alındığını bundan dolayı Allah kelamının anlaşılmasında bazı sıkıntılar doğurduklarını kende mealini de bu sıkıntıları gidermek amacıyla yazdığını ifade etmiştir.
Burada Mahmut Özdemir tarafından yapılan meale vurgu yapmak gerekir. Yazar kendi mealini teknik bakından diğer meallerden ayrı tutarak, Kur’an’ın tertil üzere okunması emredildiğinden ayn 0 duraklarına üç yıldız (***) işareti koyduğunu, ayetleri birleştirilmeden tek tek tercüme ettiğini, surelere isim olan NÛR, KEHF gibi kelimelerin büyük harfle yazıldığını, parantez kullanmadığını, ayet metinlerine sadık kaldığını, iman, amel, küfür gibi Kur’an’ın özel ve odak kavramlarını Türkçede de aynı olduğunu varsayarak aynen kullanıldığını söyler ve mealinin bir Arapça Kur’an olmadığı gibi tefsir, tevil ve yorum da olmadığını iddia etmiştir. Özdemir’in bu ifadeleri amaçtan ziyade metoda dair fikir vermektedir. Ancak son cümlede çalışmasının ne olmadığı hakkında yaptığı açıklamanın, meal girişimine yüklediği anlamın muğlak kalmasına neden olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü mealin ne olmadığını ifade eden yazar ne olduğu konusunda da net bir açıklama yapmadığından, mealin yorum, tefsir ve tevilin dışında ne olabileceği konusu soru işareti olarak kalmıştır.
Esasında her meal bir yeni eksikliği ya da hatayı da beraberinde getirmektedir. Bunu gören meal yazarlarından Faruk Beşer, önceden mevcut meallerin her biri bir yönüyle eksik, Allah’ın lütfuyla bu eksiklikleri en aza indirmeye çalışacağım, düşüncesinde olduğunu ancak çalışması bitince böyle cesurca konuşmanın doğru olmayacağına inandığını ve bir meal yapınca ancak Kur’ân-ı Kerîm’i daha iyi anlayabilmek imkânı olacağından meali kendisi için yaptığını söylemiştir.
2.4.2. Tevhid Vurgusuyla Yazılan Mealler
Kur’ân’ın üzerinde durduğu ve gerçekleştirmeyi hedeflediği en temel amaç tevhid ilkesidir. Yani Kur’an güçlü bir şekilde Allah’ın birliğini vurgular. Kur’an’ın bu odak konusunu dikkate alarak meal yazımını amaçlayan çalışmalar olmuştur. Örneğin, tevhidi, Kur’an’ı anlamada ana parametre olarak gören Mustafa Sezer, bu noktadan hareketle “Kur’an’ın bütününü anlamaya yönelik, samimi, ciddi, özgün bir anlama-kavrama çalışması yaptığını” söyler. Ali Akın, “yanlış tercüme hatta tevhide aykırı tercümeler yapıldığını bu sebeple kendisinin meal yazmak zorunda kaldığını” ifade etmiştir. Akın’a göre, “bugüne değin incelediği meallerde, ibadet (tapma) ve dua (yakarış) konusundaki ayetlerde, Tevhid (yalnız, ancak Allah’a) manası yansıtılmış, bu ayetler, “Allah’a tapın, Allah’a yalvarın” şeklinde tercüme edilmiştir. Hasan Elik ve Muhammet Coşkun tarafından kaleme alınan mealde de öne çıkan konulardan biri tevhid vurgusudur.
2.4.3. Konularına Göre Tasnif Yapmak Amacıyla Yazılan Mealler
Konularına göre ayetler tasnif edilerek de mealler hazırlanmıştır. Buradaki amaç, konuların dağınık ve parçalı olarak anlatıldığı Kur’an metinlerinin, konu bazlı tasnif edilmesidir. Bu yolla okuyucu, bir konu hakkındaki Kur’an’ın bütüncül bakış açısını görme imkânı bulur.
Bunlardan en meşhur olan Türkçe çalışmalardan biri Ömer Özsoy ve İlhami Güler’e ait olan “Konularına Göre Kur’an Sistematik Kur’an Fihristi” adlı kitaptır. Onlar gayelerini şu şekilde dile getirir: “Bizi yeni bir Kur’an fihristi hazırlama düşüncesine sevk eden hem bu tür eserlerin azlığı hem de mevcut örneklerin içerik açısından yetersizliğidir. Zira her şeyden önce, yukarıda anılan çalışmaların hiçbiri Kur’an’ın tamamını tasnif etmemektedir. Ayrıca, adı geçen çalışmalar dikkatle incelendiğinde bunların konularına göre Kur’an fihristi olmaktan çok, Kur’an’da bahsi geçen bütün unsurları içerdikleri görülür. Bu yaklaşım, fihristi, Kur’an’da ele alınan konuları bir araya getiren fikri bütünlük olmaktan çok kelime dizinine yaklaştırmaktadır.”
Diğer bir çalışma da Ömer Dumlu tarafından yapılan konulu tasnif mealidir. Dumlu amacını, “okuyucunun herhangi bir konu hakkında aradığı Kur’an’ın değişik surelerinde yer alan ve o konuyu tamamlayan ayetleri bir araya getirmek ve böylece okuyucuya yardımcı olmak” olarak açıklamıştır.
Bilindiği üzere son dönemde konulu tefsir çalışmalarının meale yansıması olarak kabul edebileceğimiz bu eserlerden Dumlu’ya ait olanı konulu bir meal çalışması olarak değerlendirmek mümkünse de Güler ve Özsoy’a ait olan çalışmanın mealden ziyade fihrist olarak değerlendirilmesi daha doğrudur. Zira kendileri de eserlerini meal yerine fihrist şeklinde isimlendirmişlerdir. Ayrıca her ne kadar bazı tasarruflarda bulunsalar da Hüseyin Atay’ın mealini esas almışlardır. Bu bağlamda söz konusu eser belki ayetlerin konu tasnifi açısından önemli bir boşluğu doldursa da müstakil anlamda meal olarak değerlendirilmesi pek isabetli gözükmemektedir.
2.4.4. Talep-Teşvikle Yazılan Mealler
Bazı meallerin yazılış amacı, klasik dönemde kaleme alınan pek çok eserde olduğu gibi talep ya da teşvike dayalı olmuştur. Örneğin Ömer N. Bilmen, birçok kişinin arzusuna binaen eserini yazdığını dile getirirken, Osman Keskioğlu, Şeyhu’l-İslam Musa Kazım’ın Sebîlurreşâd’da basılan külliyatında, Kur’an tercümesi hakkında yazdığı “...Kur’an bizim lisanımızda nazil olmamış, o halde tercüme edelim,161 sözlerinden hareket ettiğini ve Araplar için yapılan Arapça mealler bile varken Türkçe konuşanlara da elbette tercüme gerektiğini söyler ve bu amaçla mealini kaleme alır.
Nusrettin Bolelli ve Niyazi Beki, Said Nursi’nin Kur’an’ın hakiki tercümesinin kabil olamayacağını, olsa olsa kısa bir meal-i icmâlinin veya ayetlerin her bir cümlesi için beş altı satır tefsir yapmak imkânı olacağı ifadesinden mülhem bu meali yazdıklarını ifade ederler. Hayrat Neşriyat’ın hazırladığı mealde de aynı amacın olduğu görülmektedir.
2.4.5. Bilimselci Yaklaşım Amacıyla Yazılan Mealler
Bu konuda en dikkat çeken çalışma Salih Parlak tarafından yapılmıştır. O, Birleşik Alan Teorileri oluşturmak amacıyla yapmış olduğu çalışmada, Kur’an’ın meal ya da tefsirle doğrudan anlaşılamayacağını ancak çağın, oluşturulan bilgi toplumu el kitaplarının verdiği bilgi düzeyiyle anlaşılabileceğini ifade etmiştir. Ona göre yeni meal tefsir çalışmaları yapılırken, bilgisayar çağının genç düşünür kuşağı için yeni bir sözlük kullanılması gereklidir. Ayrıca temel kavramlar da çağın bilgi toplumunun anlayacağı yeni bir dille ele alınmalıdır. Çünkü yıllardır kullanılan dil artık anlaşılamaz bir durumdadır. İsmail Kazdal da Kur’an’ın tabii yasalara aykırı düşmediğini göstermeyi hedefleyen bir amaçla mealini kaleme aldığını ifade etmiştir. 166167 Özellikle Parlak, mealde yoğun bir şekilde bilimsel bir dil kullanmış, Kur’an’ı bilim kitabı olarak takdim etmiştir. Bu yaklaşım, Kur’an’ın tümüyle bilimsel bilgi ortaya koymak amacıyla nazil olan bir kitap olduğu izlenimini vermektedir.
Mete Firidin de mevcut meallerin, Kur’ânî bilgi ve kelime ayrıntısı noktasında çok sığ ve yetersiz olduğunu, bilhassa kelimelerin anlamının gelişi güzel verildiğini ve günümüz olanaklarına göre hemen hemen hiçbir etimolojik araştırma yapılmadığını söyler ve tamamen bilimsel bir anlatımı olan Kur’an’ın bilimden uzak insanlar tarafından çevrilmesinin meal kargaşalarına neden olduğunu ifade eder.
Kur’ân-ı Kerîm’in zahiri manasını ve Arap dilinin imkânlarını da aşacak şekilde bilimsel bir şekilde yorumlanması, Batı medeniyeti karşısında İslam dünyasının geri
kalmışlığı düşüncesinin bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlamda Batının bilimsel anlamda ilerleyişi karşısında İslam dünyasında iki uç refleks gelişmiştir. Bunlardan birincisi modern bilime karşı çıkarak yeni gelişmeleri bid'at, günah kapsamında değerlendirmek, ikincisi ise her bilimsel gelişmeyi bir şekilde icaz kapsamında Kur’ân-ı Kerîm’e dayandırmak olmuştur. Diğer taraftan bu eğilim pozitivizmin İslam dünyasına etkisi bağlamında da değerlendirilebilir.
2.4.6. Harfi Tercüme Amacıyla Yazılan Mealler
Kemal Çüllüoğlu tarafından yapılan tercüme, “Sözcüğe sözcük, “mot a mot” olarak meydana getirilmiştir. “Kur’an tercüme edilemez, tefsir edilir” düşüncesiyle bu şekil tercümeye cesaret edilemediğini söyleyen yazar harfi tercümenin olabileceğini iddia etmiştir.
2.4.7. Latinize Mealler
Meal tanımına ve çalışmamızın ana kapsamına uygun olmasa da bazı meallerin Kur’an’ın anlamını vermenin yanında metnini de latinize ettiklerine dikkat çekmeyi önemli buluyoruz. Bu tarz çalışmalardaki amaç Kur’an’ın Türkçe telaffuzla da okunabileceğini göstermek ve Kur’an’ı Arapça orjinalinden okuyamayan halk kitlesine hitap edebilmektir. Örneğin Pamuk Yayıncılıktan çıkan bu tür mealin açıklamasında, “Kur’an’ı iyi niyetle Latincesinden okumaya çalışan insanların bundan hiçbir istifadelerinin olmayacağını düşünmenin yanlış olduğu ifade edilir. Ayintâbî tarafından yapılan tercüme de latinize ve meal olarak verilmiştir. Arapça metnin yanında Latin harfleriyle de yazılan metin ve mealle birlikte sunulan bir diğer örnek de Naci Kasım tarafından ilki 1927’de bastırılan tercümedir.
Sonuç ve Öneriler
Meal, Kur’an’ın Arapça’dan başka bir dile meal yazarının aslî ve hedef dile vukufiyeti ve ilmî kabiliyeti dâhilinde çeviri çabası ve ürünüdür. İlk defa Farsça olarak başlayan sürece, Türkler de Kur’an’ı ana dillerine tercüme eden ilk milletlerden biri olarak dâhil olmuştur. Farsçada olduğu gibi, Türkler arasında da satır arası şeklinde yapılan ilk Kur’an çevirisi çalışmaları, 10 ve 11. yüzyıllardan başlayarak günümüze kadar devam etmiştir. Satır arası çeviri şeklinde başlayan süreç beylikler ve Osmanlı imparatorluğu dönemlerinde de devam etmiş ancak çeviri sayıları son derece azdır. Tanzimatla başlayan ve Cumhuriyet’in kurulmasıyla devam eden yeni bir ulus inşa etme düşüncesine paralel olarak devlet ve sivil inisiyatiflerle meal çalışmaları yeni bir ivme kazanmıştır. Bu dönemdeki meal çalışmalarında ulusçuluk amacının bir gereği olarak ana dilde ibadet tartışmaları da etkili olmuştur. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren meydan gelen İran devrimi, klasik eserlerin Türkçe’ye çevrilmesi, Kur’ancılık/mealcilik akımının ortaya çıkması, İlahiyat fakültelerinin sayılarının artması, dini yayınevlerinin çoğalması, cemaat ve dinî grupların kendi meallerini yazma düşüncesi, ticari saikler gibi sıralanabilecek sebeplerle 1960’lardan günümüze meal yazımı bir ivme kazanmıştır. Yazılan her bir meal de kendisini meşrulaştırmak için daha önce yazılanlarda bir takım kusur ve noksanlıkları izale etme veya yeni birtakım yorumlar ortaya koyma gibi bir iddia ile ortaya çıkmıştır.
Cumhuriyetin ilanıyla ulus-millet inşa projesinin önemli ayaklarından biri de ibadet dilinin tamamen Türkçeleştirilmesi olmuştur. Bu bağlamda hem mecliste yapılan uzun tartışmalar neticesinde verilen siparişle hem de durumdan vazife çıkaran bazı ilim adamlarının yaptığı çalışmalarla bu hayalin alt yapısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarına tekabül eden ve isimleri zikredilen müellifler bu amaçla meallerini hazırlamışlardır. Son dönemde kaleme alınan ve bu amaç kapsamında kategorize edilen müelliflerin çabası ise o döneme öykünme veya ulusalcı bir eğilim taşımaları bağlamında değerlendirilebilir.
Meal yazımındaki temel amaç, yazarın sahip olduğu dinî ve ideolojik eğilime, ilmî yetkinliğine, kaynak dil ve hedef dile olan vukufiyetine, yaşadığı dönem ve şartlara göre çeşitlilik gösterebilmektedir. Bu durum, meallerin bazı yönlerden birbirlerinden farklı olmasını de doğal olarak beraberinde getirmiştir. Bununla birlikte özellikle Hamdi Yazır’ın ismi ticari kaygı ile kullanılarak özgünlüğü bulunmayan çok sayıda sadeleştirme adı altında meal de piyasaya arz edilmiştir.
Daha çok dil ve üslûp açısından günümüz insanına daha iyi bir metin sunulması, güncel dilin yakalanması, halkın tüm kesimlerine Kur’an’ın mesajının ulaştırılması gibi müspet amaçlarla kaleme alınan pek çok meal, her ne kadar halk tarafından yoğun ilgi görse de Kur’an’ın mesajının sahih bir şekilde anlaşılması noktasında genel kabul gören eserler ortaya çıkmamıştır. Pek çok mealin de önceki çalışmalarda görülen kusur ve noksanlara tepki içeren bir sebebe dayalı olarak yazıldığı da bir gerçektir. Bu tepkiler de dil yetersizliği, kelime ya da cümleleri yanlış aktarım, bağlamı, sünneti ya da sîreti dikkate almamak, kelimelerin semantik anlamlarına önem vermemek, bilimsel gerçeklerle uyuşmamak, anlaşılır olmamak gibi başlıklarda yoğunlaşmıştır. Meallerde akıcı dil ve üslûbun olmadığına dair hâkim bir kanat vardır ki pek çok mealin yazılması bu iddia ile temellendirilmiştir.
Çalışmamızda meallerin sadece önsözlerine dayalı olarak verdiğimiz bilgiler, meal metinlerinin incelenmesi neticesinde değil, yazarın kaleme döktüğü niyetinden hareketle ortaya konulmuştur. Meal yazma amacı, siyasi, mezhebi gibi noktalarda yoğunlaşan kişileri, amaç kategorimizde anılan başlıklardan farklı yerlere yerleştirmiş olabiliriz. Bu duruma sebebiyet veren unsur, meal yazarının izhar ettiği niyettir.
Esasında, bazı ideolojik reflekslerle yazılanlar hariç tutulursa, meallerin gelenekten beslenmediklerini ya da İslam ilim müktesebatını göz ardı ettiklerini söylemek zordur ve hatta imkânsızdır. Çünkü meal yazarının da ilmi birikimi oluşurken ya da mealini kaleme alırken ilmi bir dayanağının olması kaçınılmazdır. Bu sebeple amaçlarda ya da metotlarda zikredilmese de meal yazarlarının, ilmi kaynaklardan beslenmiş oldukları muhakkaktır. Bazı yazarlar, bu durumu ön plana çıkartırken bazı yazarlar ise bu perspektifi metot ya da başka bir saikle paylaşmamıştır. Yazarların belirlediği amaçla meal metninde ortaya çıkan sonuç arasında uyumsuzluklar olabilir. Giriş ya da hatime kısımlarında verilen amaç doğrultusunda bir meal yapılıp yapılmadığı makalenin sınırlarını aşan bir boyut olduğu için birkaç örnek hariç meal metinleri incelenmemiştir.
Bazı meallerin, belli bir amaçla ortaya konduğu iddia edilse de usulden uzak bir anlayış ve kişiyi Kur’an’a dilediğini söyletme rahatlığıyla yazıldığı görülmektedir. Yersiz bilimsel izahlar, keşfi ya da gaybî temelli olduğu iddia edilen yorumlar bunun en bariz örnekleridir. Bazı meallerin iddialı amaçlarla yazıldığı, bazılarının ise içten ya da dıştan gelen etkilerle hazırlandığı görülmektedir. Görülen eksik ya da hatalardan hareketle yazıldığı iddia edilen meallerin, benzer hatalara ya da daha değişik hatalara düşmekten kendini kurtaramadığı da anlaşılmaktadır. Örneğin, 2000’li yıllara gelinmeden önce bazı gazetelerin ek olarak verdiği meallerin düzensiz, özensiz, yazarı ve amacı belli olmayan bir mahiyette olduğu görülmüştür. Pek çoğu göz zevkine hitap etmeyen ve dil hatalarıyla mâlül bu tercümelerin traj ve gelir amacıyla dağıtıldığı anlaşılmaktadır.
Çalışma boyunca ulaştığımız sonuçlardan hareketle yeni yapılacak meallerde dikkat edilmesinde fayda olduğunu düşündüğümüz bazı hususları sıralamak gerekirse;
Çeşitli amaçlarla yazılan/hazırlanan pek çok meal olsa da yöntemsel sorunlardan ya da yöntemsizlikten dolayı, nicelik açısından yakalanan seviye, nitelik açısından yakalanamamıştır. Esasında yeni bir meal yazmak çabasında olan kişilerin, öncekilerden farklı ve daha gelişmiş bir meal yazım amacını taşıması gerekir. Bu farklılık, metot, dil, üslûp, tarz ya da teknik açılardan çeşitlenebilir. Yazılan mealler, dil, üslûp, muhteva, açıklayıcı bilgiler, teknik ve tasarım bakımından toplumsal ilgiye mazhar olacak özelliklere sahip olmalıdır. Okuyucu sayısını artıran ve anlama düzeyini geliştiren teknik detaylar da meal eserlerine uygulanmalıdır. Sosyolojik yapısı, içinde bulunan zaman kesiti, olası muhatap kitle dikkate alınarak meallerin boyutu, yazım puntosu, renk ve tasarım gibi özellikler meal çalışmalarına yansıtılmalıdır.
Meallerin, Kur’an’ın anlam ve mesajını, siyasi, ideolojik, mezhep ve meşreb bağlarından arınmış bir biçimde muhataba yansıtmak amacıyla yazılması önemlidir. Bu noktada, meal yazarının niyeti ön plana çıkmaktadır. Çünkü okuyucu, okumak istediği metne güven duygusuyla yaklaşmak ister. Söz konusu metin, Kur’an’la bağ kurmaya aracı olan meal olunca, meal okuru, okuduğu esere ve onun yazarına itimat etmek ister. Bu da yazara hem niyet hem de ilmi bakımdan sorumluluk yüklemiş olacaktır.
Meal yazıcılığında önemli bir konuda yöntem sorunudur. Öncelikle Kur’an’ın kutsal bir metin mealin ise beşeri bir yorum olduğunu hatırda tutarak hareket etmek meal yazarına önemli bir kıstas sunacaktır. Bunun yanında, takip edilecek çeviri yöntemi de ikinci bir kıstastır. Kaynak metne mi hedef dile mi sadakat gösterilecek? Bu karar vermek muhatap kitleyle de ilgilidir. Ayrıca, kaynak metnin mana ve mesajını korumak şartıyla hedef kitlenin anlayacağı bir dil kullanmak da meal yazarı için vazgeçilmez bir durumdur. Bütün bunları, Kur’an’ın bütünlüğünde sunmak da ayrı bir öneme sahiptir.
Birçok meal, genelde önceki meallerin eksik yönlerini ikmal etmeyi hedefleyen bir amaçla kaleme alınmıştır. Tepkisellikten kaynaklan bu durum, dikkate alınma yönleri itibarıyla bir iyileştirmeye neden olsa da başka açılardan meallerde yeni sorunların oluşmasına neden olabilmiştir. Bu nedenle, eksikleri tekrar etmeme niyetinin yanında doğru bir meal yazımın ilkelerini iyi tespit etmek ve baştan şartları belirlenmiş metotla meal yazmak önemlidir.
Bir mealin yazılma amacı, elbette önemlidir. Fakat amaç kaliteli bir eserin ortaya çıkmasında tek başına yeterli bir etken değildir. Amacın gerçekleşmesi, Kur’an’a bakış açısı, iyi bir metoda sahip olunması, yazarın ilmi birikimi, her iki dilin iyi seviyede kullanılması ve nihayetinde yazım kalitesiyle ilgilidir. Sayılan bu etmenlerin sağlanması, kaliteli bir eserin ortaya çıkmasında olmazsa olmaz şartlardır.
Meal yazarının en önemli engellerden biri de okuyucu kitleyi baştan tespit ve tahmin etme zorluğudur. Çünkü meal, sadece belli bir alana, yaş ya da cinsiyet grubuna has bir çalışma değildir. Din, kültür, cinsiyet, yaş, eğitimli-eğitimsiz, her gruptan insanın meal okuma ihtimali vardır. Bu sebeple, meal yazarı olası tüm muhatap kitleyi dikkate alan bir dil ve üslûp yanında, nitelikli bir meal için gereken tüm unsurları içeren bir metotla eserini ortaya koymalıdır.
Meal yazım aşamasından sonra, ortaya çıkan metnin ilmi yönünün dışında, dil, üslûp, muhteva, şekil gibi açılardan editoryal süreçlere tabi tutulması da çok
önemlidir. Çünkü tercüme, kaynak metne bağlı bir eylemken, hedef dilde ortaya çıkan metnin, alanda yetkinliği olan kişilerce her bakımdan değerlendirilmesi ve ihtiyaç varsa tashih edilmesi, hata sayısını önemli oranda azaltacaktır.
Ayrıca bir mealin yazımında, ayet ve surelerde anlatılan konuya göre, farklı ilmi disiplinlerin ortaya koyduğu veriler de dikkate alınmalıdır. Sözgelimi tarihle de ilgisi olan bir konuyu anlamak için, tefsir ilminin yanı sıra, siyer, tarih ve antropoloji gibi multidisipliner bir çalışmaya ihtiyaç duyulabilir. Bu durum, yazarın bir konuyu etraflıca anlamasına ve okuyucuya aktarmasına imkân sağlar.
Son olarak, makaleyi kaleme alırken yapılan incelemelerde, giriş ya da önsöz bölümlerinde dikkat çeken bazı konuların makale konusu olarak araştırılabileceği görülmüştür. Örneğin “Meallerin Girişlerinden Hareketle Kur’an’ı Anlama Metodu”, “Meal Mukaddimelerinden Hareketle Kur’an, Meal, Tercüme Kavram ve Mefhumlarına Yaklaşım”, “Meallerde Dikkat Çekilen Nitelikli Meal Kriterleri, “Meallerin Yazılış Metotları” “Meallerin Birbirlerine Etkisi”, “Meallerin, Dönemsel Kodları: Osmanlıdan Cumhuriyete Geçiş, Cumhuriyet Dönemi, Çok Partili Sistem Dönemi, 1960-1980, 1980-2000 ve 2000’den Günümüze Kadarki Süreç” vb.
Kaynakça
Abdullah, Ayşa Zeynep. İndirilme Sırasına Göre Yüce Kur’an-ı Kerîm ve Meâli. İstanbul: Hermes, 2019.
Akça, Mevlüt. Kur’ân-ı Kerîm Mealinin Manzum İfadesi. Erzurum: y.y., 2005.
Akdemir, Hikmet. “‘Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçesi’ Adlı Çeviriye Dair Bazı Değerlendirmeler”. Marife: Bilimsel Birikim (Marife: Dini Araştırmalar Dergisi) 5/2 (2005), 75-99.
Akgül, Abdullah. Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı. İstanbul: Furkan Neşriyat, ts.
Akın, Ali. Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli. İstanbul: Ege Reklam, 2014.
Aktaş, Erhan. Kerîm Kur’an -Türkçe Çeviri-. Ankara: Damat Ofset, 2016.
Alpsoy, Said. Açıklamalı Kur’ân-ı Kerîm Meâli. İstanbul: Ümran Yayınları, 2016.
Altuntaş, Halil - Şahin, Muzaffer. Kur’ân-ı Kerîm Meali. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2011.
Ata, Aysu. Karahanlı Türkçesinde İlk Kur’an Tercümesi. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2019.
Atalay, Adil Ali. Kur’ân-ı Kerîm Manzum Meâli ve Tefsir Özeti. İstanbul: Can Yayınları, 2007.
Atay, Hüseyin. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Anlamı (Meâl). Ankara: SEK Yayınları, 1995.
Atay, Hüseyin - Kutluay, Yaşar. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Anlamı. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1961.
Ateş, Süleyman. Kur’ân-ı Kerîm ve Cümle Meâli. İstanbul: Yeni Ufuklar Neşriyat, t.y.
Aydar, Hidayet. Kur’ân-ı Kerîm’in Tercümesi Meselesi. İstanbul: Kur’an Okulu Yayıncılık, 1996.
Aydın, Abdullah. Kur’ân-ı Kerîm ve Meâli Celîlesi. İstanbul: Aydın Yayınevi, ts.
Ayintâbî Mehmed Efendi. Kur’ân-ı Kerîm ve Meâli. İstanbul: Saadet Yayınevi, ts.
Aytekin, Arif. Açıklamalı Yeni Meâl. 2 Cilt. İstanbul: Mirac Yayınları, 2019.
Balcı, Medine. Kur’ân-ı Kerîm ve Kelime Meali. İstanbul: Ebrar Yayınları, 1993.
Baltacıoğlu, İsmayil Hakkı. Kur’an. Ankara: Yıldız Matbaacılık ve Gazetecilik T.A.Ş., 1957.
Bayraklı, Bayraktar. Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Meâli. İstanbul: Bayraklı Yayınları, Dördüncü., 2016.
Baytan, Enver. Kur’ân-ı Kerîm ve Meâl-i Âlîsi. İstanbul: Baytan Kitapevi, 1987.
Beşer, Faruk. Kur’ân-ı Hakîm’in Meâli ve Kısa Tefsiri. İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Vakfı Yayınları, 2021.
Beyaz, Zekeriya. Kur’ân-ı Kerîm Meâli. İstanbul: Sancak Yayınları, 2013.
Bilgin, Abdülcelil. “Meal Yazıcılığını Tetikleyen Psiko-Sosyal Refleksler”. Kur’an Mealleri ve Metin-Merkezci Yorum. ed. Mustafa Çağrıcı. 245-271. İstanbul: Kuramer, 2021.
Bilmen, Ömer Nasuhi. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâli Âlisi. İstanbul: Tuğra Neşriyat, 1402.
Bolelli, Nusret - Beki, Niyazi. Kur’ân-ı Kerîm ve Meâl-i İcmâli. İstanbul: Tenvir Neşriyat, 2002.
Cerrahoğlu, İsmail. Tefsir Usûlü. Ankara: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1976.
Cündioğlu, Dücane. Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I. İstanbul, 1999.
Cündioğlu, Dücane. Kur’an Çevirilerinin Dünyası. İstanbul: Kapı Yayınları, 2018.
Cündioğlu, Dücane. “Matbû Türkçe Kur’an Çevirileri ve Kur’an Çevirilerinde Yöntem Sorunu -Bir Giriş Denemesi-”. 2. Kur’an Sempozyumu Tebliğler-Müzakeler, 157¬237.
Cündioğlu, Dücane. Türkçe Kur’an ve Cumhuriyet İdeolojisi. İstanbul: Kitapevi, 1998.
Çakır, Mehmet. Türkçe Kur’an. Ankara: Özkan Matbaacılık, ts.
Çantay, Hasan Basri. Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm. 3 Cilt. İstanbul: Elif Ofset, 1990.
Çelik, Kadri. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Açıklamalı Meali (Ehl-i Beyt a.s. Öğretileri Esasınca). Nümberg: Ehl-i Beyt Kültür Derneği/Ferec yayınları, ts.
Çubukâbâdî, Ebû Muâz Seyfullah el-. Sahih Meal. Dâru’s-Sünne, 2017.
Çüllüoğlu, M. Kemal. Kur’ân-ı Kerîm Türkçe Ne Diyor? b.y.: İzmir, 1990.
Davudoğlu, Ahmed. Kur’ân-ı Kerîm ve İzahlı Meâli. İstanbul: Çelik Yayın-Dağıtım, ts.
Dedebaba, Bedri Noyan. Kur’ân-ı Kerîm (Manzum Meal). Ankara: Ardıç Yayınları, 2007.
Demir, Fahri. Son İlahi Mesaj: Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı-Yorumlu Türkçe Anlamı. 2 Cilt. Ankara, 2017.
Demirci, Muhsin. Kur’an’ın Ana Konuları. İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Vakfı Yayınları, 2016.
Didin, Hâce Ahmet. Belagat Uygulamalı Kur’an-ı Kerim Meâli. Ankara: Rayiha, 2009.
Dinçer, İsmail. Tevhîdi-i Kurân Meâli. İzmir: Sade Matbaacılık, 2017.
Doğrul, Ömer Rıza. Tanrı Buyruğu. İstanbul: Ahmet Halit Kitabevi, Üçüncü., 1955.
Döndüren, Hamdi. Evrensel Çağrı: Kur’ân-ı Kerîm Yüce Meâl ve Tefsiri. İstanbul: Çelik Yayınevi, 2005.
Dumlu, Ömer. Konularına Göre Kur’an (Türkçe Meâl). İzmir: Nova Yayıncılık, Üçüncü., 2004.
Durmuş, Zülfikar. Kur’an’ın Türkçe Tercümeleri. İstanbul: Rağbet Yayınları, 2007.
Eliaçık, R. İhsan. Nuzül Sırasına Göre Yaşayan Kur’ân Türkçe Meal - Tefsir. İstanbul: İnşa Yayınları, 5. Basım, 2014.
Elik, Hasan - Coşkun, Muhammed. Kur’an Tefsiri -İndirildiği Dönem Işığında-. İstanbul:
Marmara Üniversitesi İlahiyat Vakfı Yayınları, 2016.
Ergin, Osman. Türk Maarif Tarihi. 5 Cilt. İstanbul: Eser Matbaası, 1977.
Ersoy, Mehmed Akif. Kur’an Meâli. İstanbul: Mahya Yayınları, 2013.
Esed, Muhammed. Kur’an Mesajı. çev. Cahit Koytak - Ahmet Ertürk. İstanbul: İşaret Yayınları, 1996.
Feyizli, Hasan Tahsin. Feyzü’l-Furkân: Tefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli. İstanbul: Server Yayınları, 2016.
Firidin, Mete. Kur’ân-ı Kerîm’in Gelişmiş Etimolojik Meali. y.y.: Derleme Nüshası, t.s.
Gölpınarlı, Abdülbâki. Kur’ân-ı Kerîm ve Meâli. İstanbul: Elif Kitapevi, 2003.
Gözeler, Esra. Kur’an Ayetlerinin Tarihlendirilmesi. İstanbul: Kuramer, 2016.
Gül, Ali Rıza. “Bazı Meal ve Tefsirlere Yöneltilen Eleştirilerin Bilimsel Değeri Üzerine (Bir Makalenin Düşündürdükleri)”. İslâmiyât 13/44 (2002), 449-460.
Gülle, Sıtkı. Kelime Anlamlı Kur’an-ı Kerîm Meâli. 2 Cilt. İstanbul: Huzur Yayın Dağıtım, 2004.
Gümüş, Sadreddin. “Cumhuriyet Döneminde (1923-1960 Arası) Meâl Çalışmaları”. FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi 5 (2015), 285-331.
Güneş - Heyet. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Anlamı. Güçlü Gazetecilik, Yayıncılık ve Matbaacılık A. Ş., ts.
Günver, Süleyman. Konularına Göre Kur’an’ın Meali. İzmir: y.y., 2011.
Gürel, Şevket. Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Yüce Meali. İstanbul: Sağlam Yayınları, 2002.
Hacımüftüoğlu, Halil. Kuran Tercümelerinde Yöntem Sorunu. İstanbul: İz Yayıncılık, 2008.
Hamidullah, Muhammed. Aziz Kur’an: Çeviri ve Açıklama. çev. Abdülaziz Hatip - Mahmut Kanık. İstanbul: Beyan Yayınları, 2000.
Hamidullah, Muhammed. Kur’ân-ı Kerîm Tarihi. çev. Mehmet Sait Mutlu. İstanbul: Yağmur Yayınları, 1965.
Heyet. Kur’an (Çeşitli Dillerden Derleme Meal). İstanbul: Oktay Yayın Evi, 1971.
Heyet. Kur’ân-ı Kerîm Meal ve Tefsiri. İstanbul: Tercüman Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş., 1982.
Heyet. Kur’ân-ı Kerîm -Türkçe Meali-. Yeni İstanbul Gazetesi, 1388.
Heyet. Kur’ân-ı Kerîm ve Karşılıklı Muhtasar Meâli. Isparta: Hayrat Neşriyat, 2013.
Heyet-Milliyet. Kur’ân-ı Kerîm Türkçe Anlamı (Meal). İstanbul: Milliyet Gazetesi, 1982.
Hizmetli, Mustafa. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Anlamı. Ankara: Birleşik Yayıncılık, 1997.
Hulûsi, Ahmed. Allah İlminden Yansımalarla Kur’an-ı Kerîm Çözümü. İstanbul: Allah İlminden Yansımalarla Kur’an-ı Kerîm Çözümü Merkezi, 2011.
Hüseynî, Süleyman Tevfik el-. Kur’ân-ı Kerîm Tercemesi. İstanbul, 1924.
Işıcık, Yusuf. Kur’an Meali. Konya: Konya İlahiyat Derneği Yayınları, 2010.
İbn Fâris, Ebü’l-Hüseyn Ahmed b. Fâris b. Zekeriyyâ b. Muhammed er-Râzî el-Kazvînî el-Hemedânî. Mücmelü’l-luga li İbni Fâris. thk. Züheyr Abdülmuhsin Sultân. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1406.
İbn Manzûr, Ebü’l-Fazl Cemâlüddîn Muhammed b. Mükerrem b. Alî b. Ahmed el- Ensârî er-Rüveyfî. Lisânü’l-‘ârab. thk. Abdullah Ali el-Kebîr. Kahire: Dâru’l- Meʿârif, 1119.
İnan, Abdülkadir. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçeye Tercümeleri Üzerinde Bir İnceleme. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1961.
İnan, Hacı. Kur’ân-ı Kerîm ve Yüce Meâli. İstanbul: Dua Yayıncılık, 2013.
İslamoğlu, Mustafa. Hayat Kitabı Kur’an. İstanbul: Düşün Yayıncılık, 2009.
İzmirli, İsmail Hakkı. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Anlamı. İstanbul: Eren Yayınları, ts.
Kadri, Hüseyin Kazım. Nûru’l-Beyân Kur’an’ın Türkçe Tercümesi. 2 Cilt. İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1340.
Kahveci, Niyazi. Kur’ân-ı Kerîm Tercümesi-İniş Sırası ve Sebepleri İle-. Ankara: Sinemis, 2016.
Kanca, Fatih. “Kur’an’ın Bazı Odak Kavramlarının Meallere Yansıtılma Sorunu ‘Anlamak İçin Türkiye Kur’an (Meal)’ Adlı Çalışma Örneğinde”. Trabzon İlahiyat Dergisi 9/1 (2022), 1-37.
Kandemir, M. Yaşar vd. Ayet ve Hadislerle Açıklamalı Kur’an-ı Kerîm Meâli. İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Vakfı Yayınları, 2010.
Kara, Ali. Kur’ân-ı Kerîm Türkçe Meâli. Ankara: Ensar Neşriyat, 2014.
Kara, Osman. “Teori ve Uygulama Açısından Meâllerin Girişleri”. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi - Atatürk Üniversitesi İslâmi İlimler Fakültesi Dergisi 47 (2017), 9-30.
Karaalp, Cahit. “Ahmet Didin’in Rayiha Yayıncılık Tarafından Neşredilen Renkli Mealindeki Çeviri Yanlışları”. Tefsir Araştırmaları Dergisi 5/1 (2021), 93-159.
Karakaya, Hasan vd. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Meâli. İstanbul: Hikmet Neşriyat, 1986.
Karaman, Hayrettin vd. Kur’ân-ı Kerîm Meâli. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2020.
Kazdal, İsmail. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meali (Kur’an Çevirilerinin Meali) -Nüzül Sırasına Göre-. İstanbul: Kur’an Okulu, 2008.
Keleş, Yunus - Tural, Tahir. Satır Arası Kelime (Kırık) Meâl. Nuh Yayıncılık, ts.
Keskioğlu, Osman. Kur’ân-ı Kerîm Bilgileri. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 1989.
Keskioğlu, Osman. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Açıklaması. İstanbul: Eren Yayıncılık, 1988.
Kılıç, Mustafa Cemil. Türkçe Kur’ân. İstanbul: y.y., 2012.
Kısa, Mahmut. Kısa Açıklamalı Kur’ân-ı Kerîm Meâli. Konya: Armağan Kitaplar, 2020.
Kocabıyık, Hüseyin Selim. Surelerin İniş Sırasına Göre Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Çevirisi. İstanbul: Mihenk, 2018.
Kocadağ, Ebülfez. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Meâli. İstanbul: Asr Yayınları, 2016.
Kocaoğlu, Sami. İniş Sırasına Göre Apaçık Kur’an ve Türkçe Hikmetli Meâli. İstanbul: Zafer Matbaası, Dördüncü., 2015.
Koçyiğit, Hikmet. “Günümüz Türkçe Kur’an Meâlleri Üzerine Bir Tasnif Denemesi”. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 37 (2017), 79-121.
Köprülü, M. Fuad. Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara: Ötüken Yayınları, 1981.
Kuntman, Orhan. Kur’ân-ı Kerîm -Açıklamalı Meâl-. Ankara: Ufuk Matbaa, 2002.
Küçüker, Ali. Fıkhî Hükümler ve İlmî Çözümler Açısından Kur’an-ı Kerim’in İzahlı Meali. 2 Cilt. Ankara: Anıl Grup Matbaacılık, 2012.
Külünkoğlu, Cemal. Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli. İstanbul: Asır, 2010.
Manaz, Abdullah. Kronolojik Türkçe Kur’an. İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2008.
Megâmiz, Zeki. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Tercümesi. İstanbul: Marifet Matbaası, 1344.
Mevdûdî, Ebü’l-Âlâ. Açıklamalı Kur’ân-ı Kerîm Meâli: Tercümânü’l-Kur’ân. çev.
Muhammed Han Kayanî. İstanbul: İnkılâp Yayınları, 2004.
Mihr, İmam İskender Ali. Kur’ân-ı Kerîm Meali. İzmir: Met Matbaacılık, 2017.
Musa Kazım Efendi. Dini, İctimâî Makaleler. y.y.: Evkâf-ı İslâmiyye Matbaası, 1336.
Mutlu, İsmail - Döğen, Şaban. Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli. İstanbul: Yeni Asya Neşriyat, 1991.
Müftüoğlu, Mehmet. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe’ye Tercümesi (Açıklamalı). İstanbul: Aydan Yayıncılık A. Ş., 2016.
Naci, Kasım. Kur’an-ı Kerîm ve Genişletilmiş Türkçe Açıklaması. İstanbul: Naci Kasım- İstanbul maarif Kütüphanesi ve Matbaası A. Ş., 1988.
Namlı, Tuncer. Kur’an Aydınlığı -Kronolojik Kur’an Meâli-. Ankara: Fecr Yayınları, 2017.
Nur, Osman. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Açıklaması. İstanbul: Metamorfoz Yayıncılık, 2017.
Ocakoğlu, Feride. 1980-90 Yılları Arasında Türkiye’de Mealcilik Akımı. Şanlıurfa: Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2010.
Okuyan, Mehmet. Açıklamalı Kur’an: Meal-Tefsir. İstanbul: Haliç Üniversitesi Yayınları, 2022.
Orhan, Burhan. Kur’ân-ı Kerîm Mâli -Açıklamalı-. İstanbul: Kitsan, 2007.
Öngüt, Ömer. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Meâli Âlisi. İstanbul: Hakikat Yayıncılık, 2001.
Öz, Ahmet. “Besim Atalay (1882-1965)’in Tanrı Kitabı Adlı Meali”. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi 6/27 (2013), 428-441.
Özbey, Salih. Kur’ân-ı Kerîm Sebeb-i Nüzûlü Açıklamalı ve Kelime Meâli. Adıyaman, 2006.
Özdemir, Mahmut. Kur’an-ı Kerîm ve Türkçe Meâli. Ankara: Sarıyıldız Oftset, 2011.
Özkan, Mustafa. “Eski Anadolu Türkçesi Döneminde Ortaya Konan Kuran Tercümeleri Üzerine - I”. Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi 39/39 (2012), 115-159.
Özsoy, Ömer. “Yeniden Kur’an Çevirisi, Hangi Anlam?” Kur’ân Mealleri ve Metin- Merkezci Yorum. ed. Mustafa Çağrıcı. 25-48. İstanbul: Kuramer, 2021.
Özsoy, Ömer - Güler, İlhami. Konularına Göre Kur’an. Ankara: Fecr Yayınları, 2013.
Öztürk, Abdülvehhap. Kur’ân-ı Kerîm ve Meâli. Trabzon: Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları, 1996.
Öztürk, Mustafa. Cumhuriyet Türkiyesinde Meal ve Tefsirin Serencamı. Ankara: Ankara Okulu, 2017.
Öztürk, Mustafa. Kur’ân-ı Kerîm ve Meali. Ankara: Otto, 2008.
Öztürk, Mustafa. “Meâl Kavramının Mahiyeti, Tarihçesi ve Meâlcilik Tecrübesi”. Kur’ân Mealleri ve Metin Merkezci Yorum. ed. Mustafa Çağrıcı. 131-198. İstanbul: Kuramer, 2019.
Öztürk, Mustafa. Meal Kültürümüz. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2015.
Öztürk, Yaşar Nuri. Kur’ân-ı Kerîm Meâli. İstanbul: Yeni Boyut, 2012.
Pamuk, Arif - Serin, Rahmi. Kur’ân-ı Kerîm ve Yüce Meâli. İstanbul: Pamuk Yayıncılık, 2005.
Parlak, Salih. Bilgi Toplumuna Doğru Kur’an-ı Kerim ve Meal-Tefsiri. İstanbul: 2001 Yayınları, 2001.
Parlıyan, Abdullah. Kur’ân-ı Kerîm ve Özlü Tefsir. Konya: Konya Kitapçılık, 2003.
Peker, Hüseyin. Kur’an Meâli -Sade ve Akıcı Bir Üslup-. Ankara: Gece Kitaplığı, 2015.
Piriş, Şaban. Kur’ân-ı Kerim Türkçe Anlamı. Kayseri: Okyanus Kitapevi, 2013.
Sabri, Mustafa. Dini Müceddidler. İstanbul: Sebil Yayınları, 1338.
Sadak, Bekir. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Anlatımı. İstanbul: Ötüken, 1989.
Sadreddin, Gümüş vd. Kur’ân-ı Kerîm ve İzahlı Meâli (Türkçe Anlamı). İstanbul: İpek Yayınları, 1997.
Safa, Ali Rıza. Kur’ân-ı Kerîm -Gerçek-. İstanbul: İleri Yayınları, 2018.
Sağman, Ali Rıza. Lafzen ve Meâlen Kur’an-ı Hakim’in Tercemesi. İstanbul: Üçdal Neşriyat, ts.
Saîd, Cemil. Türkçe Kur’ân-ı Kerîm. b.y.: y.y., 1925.
Salih Akdemir. Son Çağrı Kur’ân. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2009.
Sarıkaya, Abdullah (ed.). Kur’ân-ı Kerîm ve Satır Arası Kelime Kelime Türkçe Okunuşu. Konya: Haktan Yayın Dağıtım, ts.
Saruhan, A. Metin. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Meâli ve Tefsiri. Erkam Matbaası, 2002.
Sevinçgil, Ömer. Gençler İçin Kur’an Meali. İstanbul: Carpe Diem, 2013.
Sezer, Mustafa. el-Furkân: Kur’an-ı Kerîm’in Özlü Tefsiri. 2 Cilt. İstanbul: Tayf Yayınları, 2019.
Shephard, William E. “Çağdaş İslâmî Etiketler”. çev. Süleyman Kalkan. Kalem Dergisi 9 (1988).
Subhi Sâlih. Mebâhis fî ’ulûmi’l-Kur’ân. Dârü’l-’İlmi li’l-Melâyîn, 2000.
Sülün, Murat. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Anlamı. İstanbul: Çağrı Yayınları, 2012.
Sütmen, A. Adnan. Kur’ân-ı Kerîm’in Meâlen Manzum Açıklaması. İstanbul: Üçdal Neşriyat, 1984.
Süyûtî, Ebü’l-Fazl Celâlüddîn Abdurrahmân b. Ebî Bekr b. Muhammed el-Hudayrî eş- Şâfiî es-. el-İtkân fî ’ulûmi’l-Kur’ân. thk. Muhammed Ebü’l-Fadl İbrâhîm. b.y.: el- Heyetü’l-Mısrıyyetü’l-Âmmetü li’l-Kitâb, 1394.
Şâtıbî, Ebû İshâk İbrâhîm b. Mûsâ b. Muhammed el-Lahmî el-Gırnâtî. el-Muvafakât. thk. Hasan Ali Süleyman. Dâru İbn ’Afvân, 1417.
Şener, Abdülkadir vd. Yüce Kur’an ve Açıklamalı - Yorumlu Meâli. İzmir: Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi, 2011.
Şimşek, Ümit. Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meali. İstanbul: Zafer Yayınları, 2004.
Taha, Şeref Aziz - Çelik, Kemal. Kur’ân-ı Kerîm Türkçe Çeviri. Ankara: Araştırma Yayınları, 2006.
Taşkın, Hikmet. Konularına Göre Kur’ân-ı Kerîm Meâli. İstanbul: Madve, 1994.
Tekin, Ahmet. Tefsirî Meal -Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru-. İstanbul: Kelam Yayınları, 2016.
Togan, Zeki Velid. “Londra ve Tahran’daki İslami Yazmalar”. İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi 3 (1960).
Toptaş, Mahmut. Kur’ân-ı Kerîm Meâli. İstanbul: Cantaş Yayınları, 2002.
Tunç, Abdulselam vd. Renkli Kelime Mealli Kur’an-ı Kerîm. İstanbul: Seda Yayınları, 2012.
Turabi, Murtaza. Kur’ân-ı Kerîm ve Meâli. İstanbul: Kevser, 2012.
Türk, Mehmet. Allah’ın Kelâmı (Meal-Tefsir). İstanbul: Kitap Dünyası, 2018.
Türkmen, Sadık. İniş Sırasına Göre Kur’ân’ın (Kâinat/Sünnet ve Akıl/Bilim Işığında Yapılmış) Türkçe Çevirisi. İstanbul: Sadık Türkmen Yayınları, 2010.
Tüzüner, Abdullah Atıf. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Meali. İstanbul: Çeltüt Matbaacılık, 1970.
Ustaosmanoğlu, Mahmud. Kur’ân-ı Mecîd ve Tefsirli Meâl-i Âlîsi. İstanbul: Yâsin Yayınevi, 2007.
Uzunkaya, Bahattin. Kur’an: Orjinalinden Türkçe Çevirisi. İstanbul, 1995.
Yakıt, İsmail. Kur’ân-ı Hakîm Meâli -Semantik Analizli Açıklamalı ve Yorumlu-. İstanbul: Ötüken, 2020.
Yavuz, Ali Fikri. Kur’ân-ı Kerîm ve İzahlı Meâli Âlîsi. İstanbul: Sönmez Neşriyat ve Matbaacılık A. Ş., 1969.
Yazırda, Elmalılı Hamdi. Hak Dini Kur’an Dili. İstanbul, 1960.
Yıldırım, Celal. Tefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli. İzmir: Anadolu Yayınları, 1984.
Yıldız, Mustafa. Son Mesaj: Kur’an-ı Kerim ve Gerekçeli Türkçe Meali. İstanbul, 2016.
Yıldızlı, Hayri. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe İfadesi. Balıkesir: Bilgi&İletişim Yayınları, 2013.
Yılmaz, Hakkı. Nüzul Sırasına Göre Kur’an’ın Türkçe Meali. İstanbul: İşaret Yayınları, 2011.
Yılmaz, Mehmet Nuri. Kur’ân-ı Kerîm ve Meâli. Ankara: Kürsü Yayıncılık, 1998.
Yılmaz, Nedim. Kur’ân-ı Kerîm ve İzahlı Meali. İstanbul: Hisar Yayınevi, 1996.
Yüksel, Edip. Mesaj: Kur’an Çevirsi. İstanbul: Ozan Yayıncılık, 2013.
Zehebî, Muhammed Seyyid Hüseyin ez-. et-Tefsîr ve’l-müfessirûn. Kahire: Mekketü Vehbe, ts.
Kaynak: https://doi.org/10.54659/ulum.1186374
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yazılış Amaçları Bakımından Türkçe Kur’an Mealleri
Daralt
-
Yazar:
Fatih Kanca
- Yayınlandı: 24.03.2024, 13:19
- 13 görüntüleme
- 0 yorum
X
Daralt
Makale Etiketleri
Daralt
- aydın sevin (1)
- edebi sanatlar (1)
- en iyi meal (1)
- ersin kabakçı (1)
- farklı meal (1)
- hermenötik (1)
- kahhar (1)
- khr (1)
- kuran meali (1)
- kuran mealleri bibliyografyası (1)
- kuran meallerinde öznellik problemi (1)
- kuran projesi (1)
- kuran çevirileri (1)
- kur’ân meâlî ve yorumu adlı meâl örneği (1)
- linked open tafsir (1)
- meal bibliyografyası (1)
- mealcilik (1)
- meallerin yazılış amacı (1)
- meal mi tercüme mi (1)
- meal yazma sebepleri (1)
- modernleşme ve tefsir (1)
- mustafa öztürk (1)
- nas suresi (1)
- tevil (1)
- çocuk merkezli meal (1)