فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 45. Ayet
Daralt
X
-
"Yere devrilip kendilerinden bile kalkamadılar ve kimseden yardım da alamadılar."
Bu âyet-i kerîme iki şekilde tefsir edilir. Birincisi, Allah'ın azabına karşı çıkmaya, ayağa kalmaya bile onların güçleri yetmedi. İkincisi, ne kendilerinin ve ne de başkalarının Allah’ın azabını defetmeye güçleri yetmedi. Kimseden yardım da alamadılar, dostları ve yardımcıları da olmadı. En doğrusunu Allah bilir.
Yorum
-
Fe meste-tâû (فَمَا اسْتَطَاعُوا)
İbn Fâris, kelimenin başındaki "fe" harfinin bir sonuç (takîb) bildirdiğini, "mâ" edatının olumsuzluk (nefy) kattığını, "t-v-a" kökünün ise temel olarak itaat etmek, boyun eğmek ve bir işe güç yetirmek anlamına geldiğini belirtir; "istitaat" kelimesinin bir fiili gerçekleştirecek tam kapasiteye sahip olmayı ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "istitaat" kavramının insanın bir eylemi yapabilmesi için gereken bedensel, araçsal ve durumsal gücün tamamını kapsadığını, buradaki olumsuz yapının ise Semûd kavminin ilahi azap karşısında aniden bütün fiziksel ve iradi dirençlerini yitirmelerini nitelediğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, "fe" harfinin azabın inmesiyle kavmin çaresiz kalması arasındaki anlık geçişi vurguladığını, mazi (geçmiş zaman) çoğul formundaki fiilin bu güç yitimi halinin tüm toplumu kapsadığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "güç yetirme" manasının, daha düne kadar kayaları oyacak devasa bir güce sahip olan bu kibrin, azap anında en ufak bir bedensel refleks gösteremeyecek kadar felç edilişini anlatan sarsıcı bir ironi taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "t-v-a" kökünün iradi bir eylemi temsil ettiğini, ancak cezanın şiddetinin onların iradesini ve eylem kabiliyetini sıfırladığını vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, olumsuz mazi fiil yapısının, bu mutlak acziyetin kesin olarak yaşandığını ve tarihe kazındığını dilbilimsel olarak dondurduğunu söyler.
Min (مِنْ)
İbn Fâris, bu harf-i cerin temel olarak başlangıç, ayrılma veya cins bildirme işlevlerine sahip olduğunu belirtir. Celaleddin el-Suyuti, "min" edatının burada olumsuz cümlede ("mâ" ile birlikte) "zâide" (pekiştirme) görevi gördüğünü ve "hiçbir şekilde, zerre kadar" anlamı katarak acziyetin mutlaklığını vurguladığını açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, edatın cümleye kattığı gramatikal vurgunun, kavmin kalkmaya dair en ufak bir teşebbüs imkanından bile mahrum bırakıldığını dilbilimsel bir kesinlikle sabitlediğini ifade eder.
Kıyâmin (قِيَامٍ)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün temel olarak ayağa kalkmak, dik durmak, bir yere yerleşmek ve istikrar sağlamak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kıyam" eyleminin insanın kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve varlığını savunabilmesi olduğunu, burada ise azabın şiddetiyle yere serilen kavmin kaçmak veya korunmak için ayağa kalkacak mecali dahi bulamadığını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "k-v-m" kökünün Kur'an'ın varlık tasavvurunda insanın ontolojik bağımsızlığını ve yeryüzündeki duruşunu (halifelik) temsil ettiğini, buradaki mutlak iptalin ise insanın ilahi kudret karşısındaki asıl hiçliğini deşifre ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "dik duruş" manasının, Semûd kavminin o kibirli ve mağrur duruşunun yerle bir edilişini ve fiziksel bir çöküşe dönüşmesini betimleyen güçlü bir görsel metafor olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "kıyâm"ın bir dirayeti ve düzeni ifade ettiğini, azabın isabet etmesiyle birlikte o toplumsal ve bedensel düzenin anında sıfırlandığını ifade eder.
Ve mâ (وَمَا)
İbn Fâris, "vav" harfinin iki durumu birbirine bağlayan atıf harfi, "mâ" edatının ise olumsuzluk bildirdiğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, bu yapının önceki içsel acziyet (ayağa kalkamama) ile sonraki dışsal yardımsızlık (kurtulamama) hallerini birleştirerek çaresizliğin her iki boyutunu da kapattığını açıklar. Theodor Nöldeke, "mâ" edatının tekrar edilmesinin, cümlenin ritmik akışında "ne öyle yapabildiler ne de böyle" şeklinde mutlak bir çöküşü anlatan sarsıcı bir retorik vurgu sağladığını belirtir.
Kânû (كَانُوا)
İbn Fâris, "k-v-n" kökünün temel olarak bir şeyin var olması, vuku bulması ve bir hal üzere bulunması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kâne" fiilinin geçmişteki yerleşik bir durumu veya değişmez bir vasfı ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin çoğul yapısının (onlar), o toplumun hiçbir ferdinin bu felaketten yakasını kurtaracak bir vasıfta veya güçte olmadığını dilbilimsel olarak kapsadığını söyler.
Muntesırîn (مُنتَصِرِينَ)
İbn Fâris, "n-s-r" kökünün temel olarak birine yardım etmek, destek olmak, zulme karşı arka çıkmak ve zafer kazanmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "muntasır" kelimesinin "ifti'al" babında (dönüşlülük veya çaba bildiren kalıp) ism-i fâil olduğunu, kişinin kendisini savunarak galip gelmesi, intikamını alması veya başkasından yardım bularak tehlikeyi savuşturması anlamlarına geldiğini, burada ise kavmin ne kendi güçleriyle ne de müttefikleriyle bu ilahi darbeyi savuşturamadıklarını açıkladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, "n-s-r" kavramının kadim Arap toplumunda kabile dayanışmasını (asabiyet) ve dış tehditlere karşı ortak savunmayı temsil eden kilit bir terim olduğunu, Kur'an'ın bu kelimeyi olumsuzlayarak ilahi azap karşısında hiçbir dünyevi dayanışmanın işe yaramayacağını vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "yardımlaşarak üstün gelme" manasının, Semûd kavminin kendi aralarındaki örgütlü gücünün (şehirdeki dokuzlu çete gibi) ilahi iradeye çarpınca nasıl bir hiçliğe dönüştüğünü gösterdiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda bu kelimenin mağlubiyeti reddeden aktif bir savunma halini anlattığını, "muntasır" olamama durumunun ise kavmin o mutlak ezilmişliği ve ilahi adalete kayıtsız şartsız teslim oluşu anlamına geldiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, düzenli eril çoğul (cem-i müzekker sâlim) yapısının ve nasb/cer halinin (în), bu yardımsızlıktan bütün bir toplumun istisnasız payını aldığını dilbilimsel olarak perçinlediğini söyler.
Yorum
Yorum