Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 108. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 108. Ayet

    قُلْ هٰذِه۪ سَب۪يل۪ٓي اَدْعُٓوا اِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَص۪يرَةٍ اَنَا۬ وَمَنِ اتَّبَعَن۪يۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul hâżihi sebîlî ed’û ila(A)llâh(i)(c) ‘alâ basîratin enâ vemeni-ttebe’anî(s) vesubhâna(A)llâhi vemâ enâ mine-lmuşrikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      De ki: İşte bu benim yolumdur. Ben, ne yaptığımı bilerek Allah'a çağırıyorum; ben ve bana uyanlar (bunu yapıyoruz). Allah'ı ortaklardan tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim.

      De ki: İşte bu benim yolumdur. Burada geçen "sebîl" (سَبِيل) kelimesinin hem müennes hem de müzekker olarak kullanıldığı söylenmiştir. "Hâzihi" (هَٰذِهِ) kelimesi bir işaret ismi olarak, itaate veya yüce Allah'a kulluğa işaret etmiş olabilir. Benim yolum ibaresi de, benim üzerinde bulunduğum yol demektir. İşte bu benim yolumdur mealindeki cümle, sizi Allah'a çağırdığım yolum demektir. Ben ve bana uyanlar ne yaptığınızı bilerek (bunu yapıyoruz). Buradaki "basîretin" (بَصِيرَةٍ) kelimesi bilmek, beyan etmek, aydınlatıcı delil göstermek anlamına gelir. Yani sizleri davet ettiğim bu benim yolum, ancak sizi ne yaptığımı bilerek davet ettiğim bir yoldur; yani bilgiye, açık beyana, kesin kanıta ve aydınlatıcı delile dayanan bir yoldur; bu din, delilsiz ve kanıtsız olarak insanların beşeri arzulara ve şehevi duygulara çağrıldığı diğer dinler gibi değildir. Bana uyanlar, yani bana uyanlar da sizi ancak delile ve kanıta dayanan dine çağırıyorlar; çünkü bana tabi olan, ancak bilerek, açık bir beyan ve delile dayanarak tabi olmuştur.

      Allah'ı ortaklardan tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim. Denildi ki: Bu beyan sanki "Onların çoğu ortak koşmadan Allah'a iman etmezler" mealindeki ayetin sılası gibidir. Sübhanallah! Bu lafzı, onların söylediklerinden Allah'ı tenzih etmek ve Allah hakkında O'na layık olmayan sözlerinden Cenab-ı Hakk'ı uzak tutmak anlamına gelir. Ben ortak koşanlardan değilim, yani ben Cenab-ı Hakk'ın uluhiyetine ve rablığına başkalarını ortak koşanlardan veya O'na kulluğa başkalarını ortak edenlerden değilim. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kul (قُلْ)

        Kökü k-v-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi dille ifade etmek, ses çıkarmak ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin zihindeki bir düşüncenin dış dünyaya aktarılması ve bir hükmün ortaya konması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu emir kipinin (kul), peygamberin şahsi iradesinden bağımsız olarak ilahi mesajı kamuoyuna "ilan etme" ve "tebliğ etme" sorumluluğunu başlatan otoriter bir nida olduğunu analiz eder.

        Hâzihi (هَٰذِهِ)

        Bu kelime Arapçada müennes (dişil) varlıklar için kullanılan bir işaret ismidir. Râgıb el-İsfahânî, "hâ" harfinin dikkat çekme (tenbih), "zâ" kısmının ise işaret etme işlevi gördüğünü belirtir. Burada işaret edilen şeyin (sebîl/yol) yakınlığına ve kesinliğine dikkat çekilmektedir.

        Sebîlî (سَبِيلِي)

        Kökü s-b-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "uzayıp giden bir yol, akış ve bir şeyin kolayca ilerlemesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sebîl" kavramının üzerinde yürümesi kolay olan, açık ve düzgün yol anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "Kur'an'ın etik coğrafyası" içinde analiz eder. "Sebîlî" (benim yolum) ifadesi, peygamberin davasının sadece teorik bir inanç değil, pratik bir "yaşam biçimi" ve "yürüyüş hattı" olduğunu temsil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki yolun peygamberin tebliğ metodunu, ahlakını ve tevhid mücadelesini kapsayan bütüncül bir strateji olduğunu vurgular.

        Ed’û (أَدْعُو)

        Kökü d-a-v şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "birini seslenerek çağırmak, bir şeye yönlendirmek ve istemek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "da'vet" eyleminin birini belirli bir inanca, duruma veya eyleme sözlü olarak çağırmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili "İslami Davet"in dinamik yapısı üzerinden analiz eder. "Ed'û" (davet ediyorum) fiilinin şimdiki zaman kipiyle gelmesi, tebliğ eyleminin sürekliliğini ve peygamberin hayat boyu vazgeçmediği aktif misyonunu temsil eder.

        Basîratin (بَصِيرَةٍ)

        Kökü b-s-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "görmek ve bir şeyi derinlemesine bilmek" olduğunu belirtir. Gözün görmesine "basar", kalbin/aklın görmesine "basiret" denmesi bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "basiret" kavramının hakikatleri kavrayan içsel bir güç ve kanıta dayalı kesin bilgi (yakîn) olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi peygamberin tebliğindeki "epistemolojik kesinlik" olarak analiz eder. Davet, körü körüne bir taklit değil; akli, vicdani ve vahiysel bir "aydınlanma" (basiret) üzerine kuruludur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, basiretin burada "delil ve kanıt" anlamına geldiğini, peygamberin davasını rasyonel ve nesnel temellere dayandırdığını vurgular.

        İttebeanî (اتَّبَعَنِي)

        Kökü t-b-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "birinin arkasından gitmek, ona eklenmek ve izini sürmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" eyleminin bir rehberi hem fiziksel hem de zihinsel olarak takip etmek, onun emirlerine boyun eğmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi müminlerin peygamberle olan "organik bağı" üzerinden analiz eder. Takipçiler (ittiba edenler), sadece sözü duyanlar değil, o yolu (sebîl) peygamberle birlikte "yürüyen" aktif kitledir.

        Subhânallâhi (سُبْحَانَ اللَّهِ)

        Kökü s-b-h şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "hızlı hareket etmek, yüzmek ve bir şeyden uzaklaşmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tesbih" kavramının Allah'ı her türlü eksiklikten, kusurdan ve şerikten (ortaktan) "tenzih ederek" O'nu mutlak bir yücelik alanına çıkarmak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin bir hayret nidası olmanın ötesinde, tevhid inancının "negatif teoloji" kısmını temsil ettiğini; Allah'ın beşeri tasavvurların bütünüyle üzerinde (aşkın) olduğunu mühürlediğini analiz eder.

        El-Muşrikîn (الْمُشْرِكِينَ)

        Kökü s-r-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "ortaklık, paydaşlık ve iki şeyi birbirine karıştırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şirk" kavramının Allah'a özgü olan sıfatlarda veya ibadette başkalarını O'na denk tutmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "müşrik" sıfatını peygamberin "sebîl"inin (yolunun) tam zıttı olan "ontolojik bir sapma" olarak analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin bu ifadeyle bitmesini, peygamberin kimliğini ve yolunu tanımlarken yaptığı nihai "ayrıştırma" (disassociation) eylemi olarak değerlendirir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X