وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yusuf Sûresi, 106. Ayet
Daralt
X
-
Onların çoğu ortak koşmadan Allah'a iman etmezler.
Bu ayetin iki anlama ihtimali vardır. Birincisi, itikat olarak Allah'a inanmamak ve O'na ortak koşmak anlamına gelir, yani onların çoğu Allah'ın ilah olduğuna iman etmezler, ancak putları tanrı diyerek Allah'a ortak koşarlar, onların ilah olduğunu söylerler. Nitekim bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "De ki: Eğer söyledikleri gibi Allah'tan başka ilahlar olsaydı onlar da arşın sahibine yakınlaşmak için yol ararlardı". İkincisi, fiil olarak ortak koşmak anlamına gelir, yani onların çoğu Allah'a iman etmezler, ancak onlar putlara ve başka şeylere taparlar. Yahut onların çoğu dilleriyle Allah'a iman etmezler, ancak kalpleriyle ortak koşarlar, demektir. Veyahut onların çoğu Allah'a, nimetlerin her türlü noksanlıktan münezzeh ve yüce olan Allah'tan geldiğine inanmazlar, ancak şükürde O'na ortak koşarlar.
Yorum
-
Yu'minu (يُؤْمِنُ)
Kelimenin kökü e-m-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "güven, huzur, korkunun zıttı ve emanet" olduğunu belirtir. Birinin kalbinin yatışmasına ve kendisini emniyette hissetmesine "eman" denmesi bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramının nefsin bir şeyi doğru kabul ederek sükunete ermesi ve Allah'tan geleni güvenle tasdik etmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili "ontolojik güven" bağlamında analiz eder. İzutsu'ya göre iman, sadece zihinsel bir tasdik değil, kişinin tüm varoluşunu Allah'ın mutlak otoritesine ve vaadine teslim etmesiyle oluşan sarsılmaz bir "emniyet" halidir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki geniş zaman kipinin (yu'minu) imanın süreklilik ve istikrar gerektiren yapısına işaret ettiğini, ancak ayetin devamındaki "şirk" vurgusuyla bu imanın "kusurlu ve parçalı" bir yapıda kaldığını analiz eder.
Ekseruhum (أَكْثَرُهُمْ)
Kelimenin kökü k-s-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "çoğalmak, bir şeyin sayısının veya miktarının artması ve bolluk" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kesret" (çokluk) kavramının sayısal bir üstünlüğü ifade ettiğini ve bu ayette "insanların büyük bir çoğunluğunu" (ekseruhum) temsil ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "ekser" (çoğunluk) kelimesinin genellikle negatif bir yük taşıdığını analiz eder. Ona göre Kur'an'da çoğunluk, hakikati bütünüyle kavramaktan uzak, geleneklerin veya nefsi arzuların etkisiyle "melez bir inanç" geliştiren kitleyi niteleyen sosyolojik bir kategoridir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin tebliğ sürecindeki "nitelik-nicelik" çatışmasını temsil ettiğini; insanların çoğunun Allah'a inansa bile bu inancın "saf" (muhlis) bir nitelikte olmadığını vurgular.
Billâhi (بِاللَّهِ)
Kelimenin kökü e-l-h şeklindedir. İbn Fâris, bu ismin mutlak ibadet edilen ve yüceliği karşısında hayrete düşülen tek ilah olduğunu belirtir. El-Cevâlîkî, "Allah" lafzının Arapçadaki özgün yapısına ve diğer Sami dillerindeki köklerine işaret eder. Arthur Jeffery, kelimenin "el-ilah" (belirli ilah) formundan evrildiğini, ancak Aramice "Alâha" ve Süryanice "Allâha" formlarıyla olan tarihsel ve filolojik akrabalığına dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, bu lafzın Kur'an'daki "en yüksek ontolojik odak" olduğunu analiz eder. Ayetteki "Allah'a inanmak" (el-iman billâh) vurgusu, muhatapların Allah'ın varlığını reddetmediklerini, ancak O'nun tekliğini (tevhid) zedelediklerini gösteren teolojik bir tespittir.
Muşrikûn (مُشْرِكُونَ)
Kelimenin kökü ş-r-k şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "ortaklık, iki şeyi birbirine karıştırmak ve paydaşlık" olduğunu belirtir. İki kişinin bir mülkte hak sahibi olmasına "şirket" denmesi bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "şirk" kavramının Allah'a özgü olan sıfatlarda veya ibadette başkalarını O'na denk tutmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "müşrik" sıfatını Kur'an'ın "Tevhid" anlayışının tam zıttı olan "ontolojik ortak koşma" hali olarak analiz eder. İzutsu'ya göre bu ayetteki müşriklik, "Allah'ın varlığını kabul etmekle birlikte, O'nun yanına beşeri veya kozmik başka otoriteler/ilahlar yerleştirme" halidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki paradoksu (iman ve şirkin bir arada olması) analiz ederek; insanların Allah'ı yaratıcı olarak kabul etmelerine rağmen, hayatın sevk ve idaresinde, rızık ve şifa konularında veya hukuki otoritede başka odaklara paye vermelerini "melez bir dindarlık" olarak niteler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "müşrikûn" kelimesinin burada bir "hal" (onlar müşrik oldukları halde...) olarak gelmesinin, imanın şirk kirinden arındırılmadığı sürece hakiki bir "kurtuluş" (iman) sayılamayacağına dair keskin bir uyarı olduğunu belirtir.
Yorum
Yorum