Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 104. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 104. Ayet

    وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ tes-eluhum ‘aleyhi min ecr(in)(c) in huve illâ żikrun lil’âlemîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Halbuki sen bunun karşılığında onlardan bir ücret de istemiyorsun. Kur'an herkes için ancak bir hatırlatma ve öğüttür.

      Halbuki sen bunun karşılığında onlardan bir ücret de istemiyorsun. Yani onlara yaptığın tebliğden, onları Allah'a itaate, sadece O'na kulluk yapmaya ve O'na şükretmeye davet etmenden dolayı onlardan ücret istemiyorsun. Davet ettiğin şeyi kabul etmelerine ve senin emrine uymalarına engel olan şey nedir? Bu ayet, itaate ve ibadete davete karşılık ücret almanın caiz olmadığına işaret eder. Çünkü Cenab-ı Hak insanlara tebliğ ettiği şeye karşılık ücret almasını Hz. Peygamber'e (s.a.) yasaklamakta ve onun ücret almadığını haber vermektedir. O, emrolunduğu şeylerin hepsini bütün insanlara şahsen tebliğ etmekle yükümlü değildi. Gerçi Cenab-ı Hak, "Biz seni başka değil, ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak bütün insanlara gönderdik" buyurmaktadır, fakat Hz. Peygamber bu görevin bir kısmını başkalarına yüklemiş, şöyle buyurmuştur: "İyi dinleyin! Burada bulunanlar, sözlerimi bulunmayanlara ulaştırsın!". Onun tebliğ ettiği görev için ücret alması caiz olmayınca, ondan geleni tebliğle memur olanın da tebliği için ücret alması caiz olmaz. Sen bunun karşılığında onlardan bir ücret de istemiyorsun mealindeki ayet iki şekilde yorumlanır. Birincisi, o, tebliğ ettiği ve insanları davet ettiği şey için ücret istemiyordu ki, ücret verme ve bu külfete katlanma zorunluluğu onların kabul etmesini engellemiş olsun! İkincisi, ayet, onun bir şey almadığını ve dünyalık nimetler toplamadığını haber vermektedir. Nitekim bir ayet-i kerime şöyledir: "Sakın dünya hayatına göz dikme!". Onun, helal olmayan bir şeye gözünü dikmediği de herkesin malumudur. O zaman getirilen yasak, mübah olanı almakla ilgilidir.

      O herkes için ancak bir hatırlatma ve öğüttür. Yani senin tebliğ etmiş olduğun bu Kur'an alemler için ancak bir hatırlatma ve öğüttür. Yahut bizzat kendisi, yani Hz. Peygamber (s.a.) alemler için ancak bir hatırlatma ve öğüt idi. O herkes için ancak bir hatırlatma ve öğüttür, yani kendisine tabi olan ve onu yerine getiren için şan ve şereftir. Bu, başka bir ayette zikrettiği şeyle aynı manadadır: ''.Aklı olan kimse için bunda büyük bir ibret vardır". "Onda da inananlar için bir ders vardır". Yani ona tabi olanlar için onda fayda vardır. Açıklamaya çalıştığımız ayet de böyledir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tes’eluhum (تَسْأَلُهُمْ)

        Kelimenin kökü s-e-l şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi öğrenmek veya elde etmek amacıyla talepte bulunmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "suâl" eyleminin iki yönlü olduğunu; birinin bilgi istemek (istihbar), diğerinin ise mal veya karşılık istemek (istita') olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili peygamberlik misyonunun "etik-ekonomik" zemini üzerinden analiz eder. Hz. Muhammed'in muhataplarından bir karşılık "istememesi" (mâ tes'eluhum), mesajın herhangi bir maddi çıkara veya beşerî bir pazarlığa dayanmadığını, dolayısıyla ontolojik olarak "saf ve ilahi" olduğunu kanıtlama işlevi görür. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki suâlin peygamberin tebliğ karşılığında bir "ücret" talep etmemesi olduğunu, bunun da mesajın evrenselliği ve samimiyeti için temel bir koşul olduğunu vurgular.

        Ecrin (أَجْرٍ)

        Kelimenin kökü e-c-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yapılan bir işin karşılığında verilen bedel, ücret ve telafi" olduğunu belirtir. Kırılan bir kemiğin sarılmasına (cebir) "ecr" denmesi, o eksikliğin giderilmesi ve telafi edilmesiyle ilgilidir. Râgıb el-İsfahânî, "ecr" kelimesinin özellikle bir emek sonucunda hak edilen dünyevi veya uhrevi karşılığı temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "ticari terminolojinin dinî alana taşınması" olarak analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette geçen "ecr"in, inkârcıların peygambere atfettiği "çıkar odaklı hareket etme" şüphesini kökten reddettiğini; peygamberin maddi bir "bedel" (ecr) peşinde olmadığını, dolayısıyla mesajın bir meta (mal) gibi alınıp satılamayacağını temsil ettiğini belirtir.

        Zikrun (ذِكْرٌ)

        Kelimenin kökü z-k-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi dille anmak veya kalpte saklayıp hatırlamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zikir" kavramının bir bilginin zihinde korunması (hıfz) ve ihtiyaç anında hazır hale getirilmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "zikir" kelimesini Kur'an'ın kendi mahiyetini tanımlayan en temel terimlerden biri olarak analiz eder. Kur'an, yeni bir şey getiren değil, insanın fıtratında zaten var olan ancak "unutulmuş" (nisyan) hakikatleri "hatırlatan" bir uyarıcıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin burada "evrensel bir öğüt" ve "fıtri bir uyanış çağrısı" anlamında kullanıldığını; Yusuf kıssası gibi anlatıların sadece birer hikaye değil, insanlık onurunu ve ilahi adaleti hatırlatan birer "zikir" olduğunu vurgular.

        El-Âlemîn (الْعَالَمِينَ)

        Kelimenin kökü a-l-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izi, işareti ve bir şeyi diğerinden ayıran alamet" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âlem" kelimesinin Allah dışındaki tüm varlıkları (ma-sivallah) kapsadığını, her varlığın yaratıcısına işaret eden bir "alamet" (sign) olması sebebiyle bu ismi aldığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice "ôlâm", Aramice "âlemâ") gelişimine dikkat çekerek, bunun zaman ve mekan içindeki tüm varlık tabakalarını kapsayan kadim bir kozmolojik terim olduğunu savunur. Angelika Neuwirth, "âlemîn" kelimesinin çoğul formda kullanılmasını analiz ederek; bunun sadece insanları değil, melekleri, cinleri ve tüm varlık katmanlarını içine alan "evrensel bir kitle"yi temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu vurgunun Kur'an'ın ve Yusuf kıssasının sadece belli bir topluma (Kureyş veya İsrailoğulları) değil, tüm insanlığa ve varlık alemine hitap eden "global bir mesaj" olduğunu tescil ettiğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X