Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 56. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 56. Ayet

    وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۚ يَتَبَوَّاُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَٓاءُۜ نُص۪يبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَٓاءُ وَلَا نُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vekeżâlike mekennâ liyûsufe fî-l-ardi yetebevveu minhâ hayśu yeşâ(u)(c) nusîbu birahmetinâ men neşâ(u)(s) velâ nudî’u ecra-lmuhsinîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Böylece Yûsuf'a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Güzel davrananların mükafatını zayi etmeyiz!

      Böylece Yûsuf'a ülke içinde yetki verdik. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenab-ı Hak burada şunu söylemektedir: Kendisine atılan iftiradan Yûsuf'u akladığımız ve onun masum olduğunu ortaya çıkardığımız gibi Mısır ve diğer bölgelerdeki insanların ihtiyaçları için kendisine ülke içinde yetki verdik. Yahut şöyle denilmiştir: Kardeşlerinin onu öldürmeye kastetmelerinden koruduğumuz ve kendisini ölümden kurtardığımız gibi ülke içinde ona yetki de verdik. Böylece Yûsuf'a yetki verdik mealindeki kelamın cevabının şu cümlede verilmesi mümkündür: Biz, Yûsuf'un kendisine sığındığı kişi onu oradan çıkardıktan sonra kendisine ülke içinde yetki verdiğimiz gibi, aynı şekilde kendisine sığındığın kişi seni ülkenden çıkardıktan sonra sana da ülkede yetki vereceğiz ve onları sana sığındıracağız.

      Orada dilediği gibi hareket etmek üzere. Yani istediği yerde konaklar, istediği yerde oturur. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Buradaki "rahmet" (رَحْمَة) kelimesi ile dünya rahatlığı, bolluğu ve nimetleri kastedilmiş olabilir. Nitekim bir ayette Allah şöyle buyurur: ''.Allah'ın insanlar için açtığı rahmeti kısabilecek yoktur". Ayetteki "rahmet" (رَحْمَة) kelimesinin din, nübüvvet ve ısmet anlamına gelmesi de muhtemeldir. Bu ayet, Mutezile'nin aleyhine delildir, çünkü onlar şöyle diyorlar: Allah'ın rahmeti bir kimseye tahsis etmesi söz konusu olamaz, rahmeti sadece belli kişiye isabet etmez. Onların iddiasına göre Allah, aynısını İblis'e de vermedikçe Hz. Peygamber'e bile rahmet veremez.

      Güzel davrananların mükafatını zayi etmeyiz. Yani Allah ile ilişkisi güzel olan bir insanın mükafatını dünyada da, ahirette de zayi etmeyiz, onun iyiliğinin karşılığını mutlaka veririz. Yahut Cenab-ı Hak şunu söylemektedir: Allah'ın nimetlerine karşı davranışı güzel olanın ve Allah'a şükrederek onları kabul edenin ecrini zayi etmeyiz.

      Yûsuf suresindeki üç ayet, Mutezile'nin aleyhine delildir. Biri, "Eğer onların bana kurdukları tuzağı boşa çıkarmazsan, onlara meylederim'' mealindeki ayettir. Burada kadınların Hz. Yûsuf'a kurdukları tuzakları Allah ondan uzaklaştırmadığı takdirde onlara meyledeceğini haber vermektedir. Onlar ise şöyle diyorlar: Allah kötülüğü ve tuzağı herkesten uzaklaştırmıştır, ancak ondan uzaklaştırmamıştı. "Nefis, Rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder" mealindeki ayet de böyledir. Bu ayet, Cenab-ı Hak birine acıdığı zaman ondan kötülüğü ve kötü şeyi gidereceğini haber vermektedir. Halbuki onlar diyorlar ki: Allah acısa bile kötülüğü ve kötü işi gideremez. Üçüncüsü de, dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz mealindeki ayettir. Mutezile şöyle diyor: Allah, birini bırakıp ötekine rahmetini vermez, onu kimseye tahsis etmez.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Mekkennâ (مَكَّنَّا)

        Kökü m-k-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeye güç yetirmek, sağlamlık, yerleşik olmak ve sarsılmaz bir konuma ulaşmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "temkîn" eyleminin birine sadece mekan değil, aynı zamanda o mekan üzerinde tasarruf edebilecek "imkan ve yetki" (iktidar) verilmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Yusuf'un zindandaki "mekansızlık" ve "hiçlik" statüsünden, Mısır'ın kaderini belirleyen "en sağlam/mekîn" statüsüne geçişindeki ontolojik yükselişi temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu kullanımın ilahi iradenin Yusuf'u Mısır bürokrasisinin zirvesine yerleştirerek ona "idari ve siyasi bir dokunulmazlık/güç" (establishment) bahşettiğini vurgular.

        Yetebevveü (يَتَبَوَّأُ)

        Kökü b-v-e şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "bir yere dönmek, bir yeri vatan edinmek ve oraya yerleşip karar kılmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tebevvü" eyleminin bir yeri kişinin kendi iradesine, huzuruna ve ihtiyacına göre serbestçe düzenleyip orayı "ikametgah" (mesken) edinmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Yusuf'un kazandığı "mekansal özgürlük" bağlamında analiz eder. Zindandaki kısıtlı ve baskıcı mekandan, Mısır'ın geniş ve verimli topraklarında dilediği gibi hareket etme ve oraya hükmetme (yerleşme) kudretini simgeler. Angelika Neuwirth, anlatıbilimsel olarak bu fiilin Yusuf'un sadece fiziksel değil, otoriter bir yerleşim (sovereignty) hakkı elde ettiğini ve Mısır coğrafyasının onun iradesine açıldığını gösterdiğini belirtir.

        Yeşâü (يَشَاءُ)

        Kökü ş-y-e şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi istemek, irade etmek ve bir şeyi vücuda getirmek" olduğunu belirtir; "şey" (vücudu olan nesne) kelimesiyle ontolojik bağına dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, "meşiet" kavramının iradenin eyleme dönüşme aşaması ve sonucun ortaya çıkması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, ayette iki kez tekrarlanan bu fiilin (haysü yeşâü ve men neşâü) Yusuf'un beşeri iradesi ile Allah'ın mutlak ilahi iradesi arasındaki muazzam uyumu temsil ettiğini analiz eder. Yusuf'un Mısır'daki "dilediği yere gitme/yerleşme" serbestisi, aslında ilahi iradenin rızkı ve rahmeti "dilediğine" (Yusuf'a) ulaştırma planının fiziksel tezahürüdür.

        Nusîbü (نُصِيبُ)

        Kökü s-v-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "hedefi tam on ikiden vurmak, bir şeye isabet etmek ve yağmurun yeryüzüne inmesi gibi yukarıdan aşağıya ulaşmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "isabet" kavramının hayır veya şer bir durumun, engellenemez bir şekilde kişiyi bulması ve ona tam olarak varması olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımındaki kesinliğe dikkat çeker. Yusuf'un çektiği tüm çilelerden sonra, ilahi rahmetin (ve başarının) onu tam zamanında ve tam hedefinde bulması, tesadüfi olmayan, planlanmış bir "isabet/nasip" olarak dilde mühürlenmiştir.

        Rahmetinâ (بِرَحْمَتِنَا)

        Kökü r-h-m şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "şefkat, acıma, koruma ve ana rahmi" olduğunu; bir nesli/canlıyı kuşatan o ilk ve en güvenli sığınağı temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramının bir muhtaçlık durumunu görüp ona iyilikle müdahale etmek olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça morfolojisinin ötesinde, Süryanice ve Aramicedeki "rahmâ" (rahim/şefkat/koruma) kelimeleriyle olan köklü Sami dilsel bağlarına işaret eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu iyelik zamirinin (Bizim rahmetimiz) Yusuf'un siyasi dehasının veya başarısının sadece insani bir çaba değil, onu zindandan çekip çıkaran dikey/ilahi bir "kuşatıcı korumanın" (rahmetin) ürünü olduğunu analiz eder.

        Nudîu (لَا نُضِيعُ)

        Kökü d-y-a şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin zayi olması, kaybolması, helak olması ve sahipsiz kalarak yokluğa karışması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ida'e" eyleminin bir hakkı veya emeği karşılıksız bırakmak, onu korumayı terk etmek ve boşa çıkmasına izin vermek olduğunu ifade eder. Yusuf'un onca yıl zindanda kalarak "zayi olduğu" zannedilirken; Allah bu fiille, peygamberin hiçbir çilesinin, iffetinin ve sabrının ilahi kayıtlar nezdinde asla "kaybolmadığını" ve boşa çıkarılmadığını kesin bir dille (lâ) garanti altına almıştır.

        Ecra (أَجْرَ)

        Kökü e-c-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "yapılan bir iş veya çekilen bir zahmet karşılığında verilen adil bedel, ücret ve telafi" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ecr" kelimesinin hem dünyevi hem de uhrevi karşılığı (sevap) kapsadığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Aramicedeki "agrå" (ücret/ödül) kelimesiyle olan tarihsel ilişkisine ve erken dönem dini literatürdeki yerine değinir. Toshihiko Izutsu, bu kavramın ayette Yusuf'un sabrının ve iyiliğinin ontolojik bir "hak ediş" olarak Mısır iktidarı formunda kendisine teslim edilmesini temsil ettiğini analiz eder.

        El-Muhsinîn (الْمُحْسِنِينَ)

        Kökü h-s-n şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "güzellik, iyilik, mükemmellik ve bütünlük" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihsan" kavramının bir işi en güzel ve eksiksiz şekilde, Allah'ın her an kendisini gördüğü bilinciyle (derin bir farkındalıkla) yapmaktır. Toshihiko Izutsu, Yusuf'un tüm Sure boyunca "muhsin" olarak nitelenmesinin temelinde, onun dış şartlar (kuyu, zindan, saray) ne kadar değişirse değişsin, kendi ahlaki "güzelliğini" ve ilahi aidiyetini asla bozmayan o sarsılmaz karakter bütünlüğünün (ihsanın) yattığını analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X