Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yusuf Sûresi, 29. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yusuf Sûresi, 29. Ayet

    يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا وَاسْتَغْفِر۪ي لِذَنْبِكِۚ اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yûsufu a’rid ‘an hâżâ(c) vestaġfirî liżenbik(i)(s) inneki kunti mine-lḣâti-în(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Yûsuf! Sen bunu olmamış say! Hanım! Sen de günahının affını dile; çünkü sen günahkarlardan oldun!

      Yûsuf! Sen bunu olmamış say! Yani, ''.Asıl kendisi benimle ilişkiye girmek istedi" sözünü unut! Bu ayetin bütün bu olanları unut anlamına gelmesi de muhtemeldir, yani bu konuyu kapat ve bir daha asla açma!

      Hanım! Sen de günahının affını dile. Bunu söyleyen, Yûsuf'a bunu olmamış say dedi, kadına da, sen de günahının affını dile, çünkü sen günahkarlardan oldun, dedi. Adam bu sözü, birlikte olmayı arzu eden ve buna davet edenin kadın olduğu ortaya çıkınca söylemişti. Ancak bu sözü kimin söylediğinde ihtilaf edilmiştir. Bazıları, kadının kocası söyledi, dedi, Yûsuf'a da; bunu olmamış say, yani bu konuyu açma, demişti. Müfessirler dediler ki: Çünkü adam kıskanç olmayan biriydi. Bazıları şöyle söyledi: O sözü başka bir adam, yani kadının amcasının oğlu söylemişti. Bu daha doğru gibidir. Sen de günahının affını dile mealindeki cümle hakkında bazıları şöyle dedi: Adam bu sözü kadına söylemişti, çünkü onlar her ne kadar putlara tapıyor idiyseler de, ancak kendilerini Allah'a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyorlardı; bundan dolayıdır ki kadına sen de günahının affını dile demişti. Bazı müfessirler şöyle söyledi: Sen de günahının affını dile, yani kocandan af dile, çünkü ona ihanet ettin. Eğer bu yorum doğru ise, o zaman kadına bu sözü söyleyen kocası değil, başka biriydi. Eğer ilk yorum doğru kabul edilirse, o zaman o sözü her ikisi de söylemiş olabilir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yûsuf (يُوسُفُ)

        El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, bu ismin kökeninin saf Arapça olmadığını, İbranice veya Süryanice gibi dillerden Arapça ses sistemine aktarılan yabancı (a'cemî) ve Arapçalaşmış (muarreb) bir kelime olduğunu ifade ederler. Geleneksel dilbilimciler bu ismi "y-s-f" gibi zorlama Arapça köklere bağlamayı reddeder. Arthur Jeffery, ismin kökeninin İbranice "Yōsēf" olduğunu, ancak Kur'an'daki formunun doğrudan İbraniceden ziyade, İslam öncesi dönemdeki Hristiyan Süryani (Yausep) veya Arami geleneklerinin sözlü aktarımı üzerinden şekillendiğini tarihsel delillerle savunur. Bu ayette ismin başında bir nida (seslenme) harfi (Yâ) bulunmaksızın doğrudan "Yusuf" şeklinde kullanılması, Mısır azizinin konuyu hızlıca kapatma ve olayı örtbas etme telaşının morfolojik bir yansımasıdır.

        A'rıd (أَعْرِضْ)

        Kelimenin kökü a-r-d şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin eni, genişliği, bir yüzü göstermek veya bir tarafa dönmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "i'râz" kavramının "bir şeye yan dönmek, sırt çevirmek, ondan yüz çevirip ilgiyi kesmek" olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımının derin sosyo-politik bağlamına dikkat çeker. Mısır azizi Yusuf'a "hakkını ara, bu iftirayı temizle" demek yerine "bundan yüz çevir/bunu görmezden gel" (a'rıd) diyerek; adaletin tecellisinden ziyade, aristokratik statüsünün ve saray itibarının korunmasını önceleyen, konunun derhal kapatılmasına yönelik bürokratik ve pragmatik bir "örtbas" talimatı vermektedir.

        Vestagfirî (وَاسْتَغْفِرِي)

        Kelimenin kökü ğ-f-r şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün ana anlamının "bir şeyin üzerini örtmek, onu kirden veya zarardan koruyacak şekilde gizlemek" olduğunu kaydeder. Savaşta başı koruyan miğfere de bu örtücü vasfından dolayı "miğfer" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istiğfar" kavramının, söz ve eylemle bir günahın üzerinin örtülmesini ve affedilmesini talep etmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki teolojik evrimini inceler. İstiğfar kelimesi genellikle kulun Allah'tan günahlarını silmesini dilediği ontolojik ve dikey bir yakarış iken, bu ayette Mısır azizi kelimeyi tamamen yatay, dünyevi ve seküler bir bağlamda kullanır. Züleyha'dan istenen "istiğfar", ilahi bir tövbeden ziyade, kocasına karşı işlediği ihanetin (sosyal ayıbın) üzerini örtmesi için beklenen kuru bir özür veya "günahı saklama" talebidir.

        Zenbiki (لِذَنبِكِ)

        Kelimenin kökü z-n-b şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin kuyruğu, arkası, sonu ve peşinden gelen kalıntı" olduğunu belirtir. Hayvanların kuyruğuna (zeneb) dendiği gibi; kişiye ahlaki veya yasal bir sorumluluk yükleyen, peşini bir kuyruk gibi bırakmayan, utanç verici sonuçları ve vebali olan kötü eylemlere de "zenb" denildiğini harika bir etimolojik bağ ile açıklar. Râgıb el-İsfahânî, zenb kavramını, failini mutlaka kötü bir akıbete sürükleyecek olan ağır kusur olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, Mısır azizinin karısının eylemini "hata" değil de doğrudan "zenb" olarak nitelemesinin, bu olayın aile onuru ve soyluluk üzerinde bırakacağı o uzun, karanlık "kuyruğun" (lekenin/izin) farkında olduğunu gösteren edebi bir tercih olduğunu vurgular.

        El-Hâtıîn (الْخَاطِئِينَ)

        Kelimenin kökü h-t-e şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün "doğru yoldan sapmak, hedefi ıskalamak ve kasıtlı olarak yanlışa düşmek" anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kökün türevleri arasında son derece hassas bir anlamsal ayrıma gider. Kastı olmadan, yanlışlıkla hedefi ıskalayan kişiye "muhti" dendiğini; ancak bilerek, isteyerek ve kasten yanlış yapan, günaha dalan kişiye ise "hâtı" dendiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki bu ism-i fâil (özne) kalıbının önemine dikkat çeker. Mısır azizi karısına "sen bir hata yaptın" dememiş, "sen kasten, bilerek ve planlayarak ahlaki yoldan sapanların (hâtıîn) ta kendisisin" demiştir. Bu kelime seçimi, Züleyha'nın eyleminin anlık bir zaaf veya gaflet değil; iradi, kararlı ve organize bir ahlaki çöküş (kasıtlı sapma) olduğunun koca tarafından açıkça yüzüne vurulmasıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X