فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـٔاً وَلَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yâsin Sûresi, 54. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yasin suresi 54. ayet, yasin suresi, adalet, amellerin karşılığı, yasin 54, zulümsüzlük, gün, nefis, amel, zulüm
-
"Bugün hiç kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz. Sadece yapıp ettiklerinizin karşılığım görürsünüz."
Bugün hiç kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz. Sözlükte zulüm, bir şeyi ait olmadığı yere koymaktır. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak sanki şunu söylemektedir; Bugün hiç kimse, ait olmadığı yere konulmayacak, herkes ancak dünyada kendisini koyduğu yere konulacaktır. Yahut âyetteki zulüm kelimesi, eksik yapmak mânasına gelir; en doğrusunu Allah bilir ya, buna göre de tıpkı şu İlâhî beyanda buyurulduğu gibi; Bugün hiç kimseye hak ettiğinden eksik verilmez, aksine herkese hak ettiğinin tamamı verilir, hatta bol bol verilir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Bahçeler hiçbir ürünü eksik bırakmamışlardı”. Veyahut Cenâb-ı Hak şöyle söylüyor: Bugün hiç kimseye başkasının yükü vurulmaz, kimse başkasının günahını yüklenmez, aksine herkes kendi yaptığının karşılığını görür. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Fe'l-yevme (فَالْيَوْمَ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde cümlenin başındaki "fe" edatının "fâ-i ta'kibiyye" veya "fâ-i sebebiyye" (neden-sonuç ve acil takip bildiren bağlaç) olduğunu; önceki ayetteki dirilişin, toplanmanın ve ilahi mahkemenin (ihzarın) hemen ardından o mutlak anın (hesap vaktinin) fiilen başladığını gösterdiğini belirtir.
İbn Fâris, kelimenin kökenini "y-v-m" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "güneşin doğuşundan batışına kadar geçen aydınlık süre veya mutlak ve belirli bir zaman dilimi" olduğunu açıklar. Kelimenin başındaki belirlilik takısı (el-takısı/lam-ı tarif) ile "el-yevm" şeklinde kullanılması, etimolojik olarak herhangi sıradan bir günü değil; herkesin bildiği, beklediği, uyarılıp korkutulduğu o spesifik ve eşsiz zamanı, yani "Yargı Günü'nü/Mahşeri" mutlak bir biçimde işaret eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin retorik bağlamdaki gücünü değerlendirir. Dünyadayken "Azap ne zaman gelecek?" (Metâ hâze'l-va'dü) diyerek zamanı sorgulayan ve ahireti uzak gören alaycı akla karşı; Kur'an, dirilişin hemen ardından "İşte o gün, bugün" (Fe'l-yevme) diyerek, beklenen o soyut geleceği aniden "şimdiki zamana" dönüştürür. Bu kelime, zaman algısının dünyevi boyutlardan sıyrılıp, mutlak ilahi adaletin tecelli ettiği o keskin, kaçınılmaz ontolojik "ana" kilitlenmesidir.
Lâ (لَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, muzari fiilin (edilgen eylemin) başına gelerek "nefy" (olumsuzluk) bildiren bir edat olduğunu kaydeder. Cümleye kattığı bu mutlak olumsuzluk, ilahi mahkemenin tabiatında zerre kadar bir haksızlığın veya şaşmanın "bulunmayacağını" şimdiki ve gelecek zaman ekseninde kesinkes reddeden gramatikal bir mühürdür.
Tuzlemu (تُظْلَمُ)
İbn Fâris, kelimenin kökünü "z-l-m" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "ışığın yokluğu, karanlık" olduğunu; ancak mecazen "bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymak, hakkı eksiltmek, sınırı aşmak ve adaletten sapmak" anlamlarına geldiğini açıklar. Fiilin muzari (geniş/şimdiki zaman) ve meçhul (edilgen) kalıbında (tuzlemu / zulmedilmez, haksızlığa uğratılmaz) gelmesi; ilahi mahkemede cezanın veya mükâfatın kendi hak edilen yerinden başka bir yere etimolojik olarak asla konulmayacağını gösterir.
Râgıb el-İsfahânî, "z-l-m" kökünü adalet (adl) felsefesinin tam zıttı olarak tahlil eder. Râgıb'a göre "zulüm", bir kimsenin hakkından eksiltmek veya cezasını hak ettiğinden fazla vermektir. Ayette bu eylemin mutlak surette olumsuzlanması (lâ tuzlemu), Allah'ın kendi mutlak kudretine rağmen adaleti kendi zatı için sarsılmaz bir yasa (sünnetullah) kıldığını gösterir. Mahşerdeki o devasa güç gösterisi, asla keyfi bir zorbaya (zulme) dönüşmeyecektir.
Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın ontolojik ahlak sistemindeki yerini inceler. Dünyadayken güçlü olan zayıfı ezmiş, statü sahipleri hakları gasp etmiş ve yeryüzü adeta bir "z-l-m" (karanlık/haksızlık) alanına dönmüştür. Ancak ilahi mahkeme kurulduğunda (Fe'l-yevme), bu dünyevi hastalık bütünüyle sıfırlanır. Toshihiko Izutsu'ya göre "zulmedilmez" eylemi, insanın yeryüzündeki en büyük korkusunun ve yarasının (adaletsizliğin) Tanrı'nın huzurunda tamamen iyileştirileceğinin, evrensel terazinin kusursuz kurulacağının semantik teminatıdır.
Nefsun (نَفْسٌ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "n-f-s" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "nefes almak, solumak, kan, varlığı hissettiren can, bir şeyin aslı, kendisi ve özü" olduğunu açıklar. İbn Fâris'e göre "nefs", etimolojik olarak insanı biyolojik ve ruhsal bir bütün olarak ayakta tutan ontolojik merkezdir. Cümlede "tuzlemu" fiilinin naib-i faili (sözde öznesi) olarak merfû (ötreli) konumdadır.
Râgıb el-İsfahânî, "n-f-s" kökünü sorumluluk felsefesi ekseninde değerlendirir. Kelimenin nekira (belirsiz/tenvinli) formda (nefsun) kullanılması, olumsuz bir cümlenin (lâ tuzlemu) içinde "genellik ve kapsayıcılık" (umum) ifade eder. Râgıb'a göre bu kurgu, "peygamber, melek, kâfir, mümin, zengin, fakir ayrımı olmaksızın, yaratılmış hiçbir tekil varlığın/hiçbir ferdin" anlamına ulaşır. Mahkeme mutlak, nesnel ve kör (tarafsız) bir adalete sahiptir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi hermenötik (yorum bilgisi) boyutunu insanın ontolojik yalnızlığı üzerinden okur. Dünyadayken insanlar kabileleriyle, zenginlikleriyle, yandaşlarıyla (asabiyetle) var oluyor ve bu güçlerle zulümden korunuyorlardı. Mahşer meydanında (Fe'l-yevme) ise tüm bu sosyolojik bağlar çözülmüş, insan "nefsun" (tek ve yapayalnız bir birey) olarak kalmıştır. Kur'an, insanın bu yapayalnız ve çaresiz (nefs) halinde bile ilahi otorite karşısında zerre kadar ezilmeyeceğini, yalnızlığının bir adaletsizlik sebebi olmayacağını ilan eden muazzam bir hukuk felsefesi sunar.
Şey'en (شَيْئًا)
İbn Fâris, kelimenin kökünü "ş-y-e" olarak belirler. Bu kökün temel anlamının "bir şeyi dilemek, irade etmek ve evrende var olan, düşünülebilen, gösterilebilen herhangi bir varlık, nesne veya miktar" olduğunu açıklar. Cümlede mef'ul-i mutlak (veya mef'ul-i bih) konumunda üstünlü (mansub) kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfahânî, "ş-y-e" kökünü miktar ve ölçü bağlamında tahlil eder. Râgıb'a göre "şey", varlık hiyerarşisinin en küçük, en belirsiz sınırıdır. Kelimenin nekira (belirsiz/tenvinli) formda (şey'en) ve olumsuz bir fiille (lâ tuzlemu) birlikte kullanılması, Arap dilbilgisinde "en ufak bir miktar, zerre kadar, bir toz tanesi büyüklüğünde bile" anlamına gelir. Adaletin hassasiyetini ve ilahi terazinin milimetrik ölçümünü gramatikal olarak zirveye taşıyan, zulmün ihtimalini mikroskobik düzeyde bile yok eden bir ifadedir.
Ve (وَ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf (bağlaç) harfi olan vav'ın, "haksızlığa uğratılmama" (negatif adaletin sağlanması) ilkesi ile, "sadece yapılanın tam karşılığını görme" (pozitif adaletin tecellisi) ilkesini birbirine bağlayarak, ilahi ceza hukukunun eksiksiz bütünlüğünü sözdizimsel olarak inşa ettiğini belirtir.
Lâ (لَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, muzari fiili olumsuzlayan (nefy) edattır. Kendisinden sonra gelen istisna (illâ) harfiyle birleşerek (lâ... illâ) mutlak bir "hasr" (tahsis ve sınırlandırma) anlamı üretir ve verilecek olan ilahi karşılığın, insanın eylemleri dışındaki başka hiçbir keyfi veya dışsal nedene dayanmayacağını kesinleştirir.
Tuczevne (تُجْزَوْنَ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "c-z-y" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyin karşılığını eksiksiz vermek, bedelini ödemek, bir şeyi diğeriyle değiştirmek ve yetmek, kâfi gelmek" olduğunu açıklar. Fiilin muzari (geniş/şimdiki zaman), çoğul muhatap (siz) ve meçhul (edilgen) kalıbında (tuczevne / karşılık verilmezsiniz, cezalandırılmazsınız) gelmesi; eylemin etimolojik olarak tamamen yapılan bir ön fiile binaen (onun yansıması olarak) ortaya çıktığını, haksız veya sebepsiz bir yaptırım olmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfahânî, "c-z-y" kökünü ceza ve mükâfat felsefesi ekseninde değerlendirir. Arapçada "ceza" kelimesi (Türkçedeki gibi sadece kötülüğün karşılığı değil), hem iyiliğin hem de kötülüğün tam, eksiksiz, adil ve kâfi "bedeli/karşılığı" demektir. Mahşer gününde muhataplara (siz) verilecek olan bu bedelin (tuczevne) bizzat kendi amellerinin ölçüsüne göre tartılacak olması, ilahi hesabın ontolojik bir denkleme (eylem=karşılık) dönüştüğünü gösterir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimeyi varoluşsal adalet bağlamında okur. "Karşılık görmek" (ceza), aslında evrenin şaşmaz ahlaki yankısıdır. İnsan yeryüzünde fıtrata veya Tevhid'e karşı bir eylem yaptığında, bu eylem boşlukta kaybolmaz; birikir ve ahirette bizzat o insanın "karşılığına/kaderine" dönüşür. Allah'ın azap veya ödül vermesi keyfi bir dayatma değil, insanın kendi amelleriyle evrene gönderdiği dalgaların, ilahi teraziden "ceza" (tam ve adil bedel) olarak kendisine geri dönmesidir.
İllâ (إِلَّا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde istisna (hariç tutma) edatı olduğunu kaydeder. Cümlenin başındaki olumsuzluk edatı (lâ) ile birleşerek oluşturduğu hasr sanatı, ahirette alınacak bedelin (ceza/ödül) miktarını ve sebebini insanın "kendi kazancından başka" her türlü şefaate, kabile bağına, dünyevi rüşvete veya tesadüfe kesinkes kapatan gramatikal bir çelik kapıdır.
Mâ (مَا)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, cümlenin kurgusunda "ism-i mevsul" (o şey ki, -dığınız şeyler) olarak işlev gördüğünü belirtir. İnsanın yeryüzünde yaptığı tüm gizli, açık, küçük veya büyük fiilleri tek bir şemsiye (o şey) altında toplayıp, onu yargı günündeki ilahi bedelin mutlak gerekçesi (kaynağı) haline getiren sözdizimsel bir bağlaçtır.
Kuntum (كُنْتُمْ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "k-v-n" olarak belirler. Bu kökün temel, somut anlamının "bir şeyin meydana gelmesi, varlık sahasına çıkması, bulunmak ve oluş" olduğunu açıklar. Nakıs fiilin mazi (geçmiş zaman) ve çoğul muhatap (siz) kalıbında gelmesi, eylemin kişinin kendi varoluşuna (kendi zamanına) ait, çoktan olup bitmiş ve tarihi mühürlenmiş bir gerçeklik (k-v-n) olduğunu etimolojik olarak ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "kâne/kuntum" fiilinin kendisinden sonra gelen muzari fiil (ta'melûn) ile birlikte "hikâye-i istimrari" (geçmişte süreklilik bildiren zaman/yapıyordunuz) kalıbını oluşturduğunu kaydeder. İnsanın hesaba çekileceği eylemlerin sadece tesadüfi, tek seferlik hatalar değil; onun dünya hayatı boyunca ısrarla sürdürdüğü, bir karaktere ve alışkanlığa dönüştürdüğü (sürekli) ameller bütünü olduğunu gramatikal olarak sabitler.
Ta'melûn (تَعْمَلُونَ)
İbn Fâris, kelimenin kökenini "a-m-l" olarak tespit eder. Bu kökün temel, somut anlamının "bir işi bilinçli, kasıtlı, belli bir amaca yönelik olarak yapmak, emek sarf etmek ve çalışmak" olduğunu açıklar. Arapçada sıradan, istemsiz reflekslere "fiil" denirken; içinde niyet, irade ve ahlaki bir seçim barındıran eylemlere etimolojik olarak "amel" denir. Fiilin muzari, çoğul muhatap kalıbında "kuntum" ile birleşmesi (kuntum ta'melûn / yapmakta olduklarınız) eylemi tamamlar.
Râgıb el-İsfahânî, "a-m-l" kökünü sorumluluk felsefesi ekseninde tahlil eder. Râgıb'a göre ahirette (bugün/fe'l-yevme) insana sadece ve sadece kendi iradesiyle, aklıyla ve niyetiyle seçtiği (amel ettiği) şeylerin hesabı sorulacaktır. İnsan istemeden, zorla veya bilinçsizce (fiilen) yaptığı şeylerden değil; kendi "amelinden" (niyetli çabasından) sorgulanır. Bu kelime seçimi, ilahi adaletin insanın sadece özgür iradesi (seçimi) üzerine kurulduğunun teolojik teminatıdır.
Dücane Cündioğlu, cümlenin bu son kelimesinin ontolojik (varoluşsal) derinliğini tahlil eder. "Ancak yapmakta olduklarınızın (amellerinizin) karşılığını görürsünüz" cümlesi, insanın dünyevi eylemi ile uhrevi akıbeti arasındaki o muazzam felsefi aynılıktır. İnsan ahirette kendisine dışarıdan verilen yapay bir cezayı veya ödülü yaşamaz; insan ahirette bizzat "kendi işlediği ameli" (ta'melûn) yaşar. Cehennem ateşiyse onu dünyada kendi elleriyle yakmıştır; cennetse onu kendi ameliyle inşa etmiştir. Bu son kelime, insanın kendi kaderinin mimarı olduğunu muhatabın yüzüne çarpan nihai ve kusursuz bir edebi yüzleşmedir. Adalet tecelli etmiş, insan kendi eylemine (ameline) dönüşmüştür.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla