Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Vâkıa Sûresi, 89. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Vâkıa Sûresi, 89. Ayet

    فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feravhun ve rayhânun ve cennetu na’îm(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      88-91. "Şayet o, Allah’a yakın olanlardan ise; ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır. Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise (ona şöyle denir:) Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi!”

      92-94. "Ama yoldan sapmış inkârcılardan ise onu da kaynar sudan bir ziyafet ve atılacağı cehennem ateşi beklemektedir!”

      Allah'a Yakın Olanların Mükâfatı

      Şayet o, Allah’a yakın olanlardan ise; ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır. Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise (ona şöyle denir:) Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi! Burada sözü edilen bu durumların zamanı ve onların kimler hakkında söylendiğine dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Bu onlara ölüm sırasında söylenecektir, bu sözlerle onlar için cennetin hazırlandığı müjdesi verilmektedir. Bazıları şöyle dedi: Bu sözler, ancak müminler cennete, kâfirler de cehenneme girdikleri sırada söylenecektir. Nitekim âyetin devamında da şöyle buyurulmaktadır: Eğer yoldan sapmış inkârcılardan ise; onu da kaynar sudan bir ziyafet ve atılacağı cehennem ateşi beklemektedir! Bunun müminlere cennette, Resûlullah’ın (s.a.) huzurunda söylenmesi de mümkündür. Müminler dünyada iken Resûlullah’ın (s.a.) yanında oldukları gibi Cenâb-ı Hak onları cennette de Resûlullah’ın (s.a.) yanında ve yakınında olmakla nitelemektedir. Buna göre hayırda önde gidenler, diğer müminlerden daha yakın olacaklardır. Müminler, dünyada oldukları gibi burada da birbirlerinden ayrılmazlar. Diğer müminlere ise melekler, Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi! diyecekler. Yukarıda söylendiği gibi müminlerin ve kâfirlerin ölüm sırasında bahsedilen müjde veya tehditle müjdelenmeleri de mümkündür. Müminler hakkındaki müjde şudur: Şayet o, Allah’a yakın olanlardan ise, ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır. Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise (ona şöyle denir:) Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi! Kâfirler hakkındaki müjde de şöyledir: Eğer yoldan sapmış inkârcılardan ise, onu da kaynar sudan bir ziyafet ve atılacağı cehennem ateşi beklemektedir! Bu sözlerin onlara, cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme girdikten sonra söylenmiş olması da muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.

      Ona huzur, güzel nasip ve nimetlerle dolu cennet vardır meâlindeki âyetin kırâatinde ve yorumunda ihtilaf edilmiştir. Kıraatindeki ihtilaftan maksat şudur: Rivayet edildiğine göre Hz. Âişe (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.) bu âyeti "ferûhun ve rayhânun” (فَرُوحٌ وَرَيْحَانٌ) diye okurdu. Hasan-ı Basrî’nin de böyle okuduğu rivayet edilir. Dahhâk’ın ise “ravh” (فَرَوْحٌ) diye okuduğu rivayet edilir. Bütün kırâat imamları da böyle okudular. Ebû Ubeyd şöyle dedi: Eğer ümmetin ihtilafı nahoş bir şey olmasaydı, ben de "ferûhun” diye okurdum, ama kırâat imamlarından böyle okuyan birini bilmiyorum, insanlardan ayrılıp tek başına kalmaktan da hoşlanmıyorum. Kaldı ki, Allah Teâlâ da Muhammed (s.a.) ümmetini dalâlette birleştirmez. Âyetin tefsirine gelince; “ferûhun” diye ötreli okunduğunda Hasan-ı Basrî şu mânayı verir: “Rûh” (روح) rahmet demektir, “rayhân” da iki rahmet mânasına gelir. Ebû Ubeyde ise ötreli okunduğunda hayat ve beka anlamına gelir dedi. Dahhâk ise "ravhun" diye üstünlü okunduğunda; "ravh” istirahat, "rayhân” da rızık mânasına gelir dedi. Bazıları şöyle dedi: "Ravh” kelimesi, nimetin sürekliliğinden ve bolluktan kinayedir; “falan ravh içindedir” denince, bolluk ve nimetler içindedir anlaşılır. "Rayhân” da şereften ve üstün konumda olmaktan kinâyedir. Allah katındaki üstün değerinden ve şerefinden dolayı, "falan reyhândır" denilir. Bazıları, “ravh” rahatlıktır, "rayhân” da cennetteki rızıktır dedi. Bazıları da şöyle söyledi: Ötreli olarak "rûh" diye okunduğunda rahmet mânasına, "ravh" diye üstünlü okununca da rahatlık mânasına gelir. Biz deriz ki: Her ikisi de caizdir, üstünlü ve ötreli (ravh ve rûh) okunduğunda da rahmet mânasına gelir, çünkü Allah başka bir âyette bu kelimeyi “ravh" diye üstünlü getirerek şöyle buyurdu: "İnkâr edenlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez!". Buradaki “ravh” kelimesi, rahmet kökünden gelmektedir. Başka bir yerde de “rûh" diye ötreli getirerek şöyle buyurdu: “Allah onları katından bir rûh ile desteklemiştir”. Yani bir rahmet ile desteklemiştir. Cenâb-ı Hak bu âyetlerde mukarrebûndan (Allaha yakın) olanların cennette Allah’ın rahmeti ve nimeti içinde olacaklarını haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Eğer amel defteri sağından verilenlerden ise (ona şöyle denir:) Selâm sana ey hakkın ve erdemin yanında olmuş kişi! Yukarıda söylediğimiz gibi amel defterleri sağdan verilenler muhtemelen Resûlullaha (s.a.) selâm verecekler ve birbirlerini de selâmlayacaklar. Selâm sana! Yani her türlü âfetlerden ve eziyetlerden selâmete erdin. İbn Mesûd’un (r.a.) kıraatine göre bu âyet şöyledir: “Fe selâmun inneke min ashâbi’l-yemîn” (فَسَلَامٌ إِنَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ) Selâm sana! Sen amel defteri sağdan verilenlerdensin. Eğer bu rivayet sahih ise o zaman bu müjde onlara ölüm sırasında verilecek demektir. En doğrusunu Allah bilir. Melekler onlara selâm verirler de denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Feravhun (فَرَوْحٌ)

        İbn Fâris, bu kelimenin türediği "r-v-h" kökünün temel anlamının genişlik, esinti, ferahlık ve bir şeyin nefes alıp canlanması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ravh" kavramının yorgunluktan sonra gelen dinlenmeyi, üzüntünün gitmesiyle oluşan ferahlığı ve ilahi bir nefesle gelen sükuneti ifade ettiğini; ayet bağlamında mukarrebûn için ölüm anında ve sonrasında başlayacak olan o mutlak iç huzur ve ilahi rahmet tecellisini nitelediğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin buradaki "rahatlık" ve "merhamet" anlamını vurgulayarak, bunun dünyevi her türlü meşakkatin son bulduğu o ilahi teneffüs anı olduğunu kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki o yumuşak ve akıcı "r-v-h" seslerinin, ruhun bedenden ayrılıp ilahi sükunete kavuşmasındaki o latif geçişi ve içsel ferahlığı akustik olarak yansıttığını savunur. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "ravh" kelimesinin ruhsal bir genişlemeyi ve varoluşsal bir hafiflemeyi simgelediğini; bunun dünyevi sıkıntıların bittiği ve dikey bir huzurun başladığı noktadaki "metafiziksel rahatlama" olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "rahatlık ve huzur" anlamına geldiğini, mukarrebûn sınıfına dahil olan bir mümin için ölümün bir son değil, bizzat ilahi bir esintiyle gelen büyük bir dinlenme (istirahet) olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ravh"ın insanın ontolojik geriliminden kurtulup ilahi rahmetin kucağına sığınmasını simgelediğini, ruhun kendi asli vatanına dönüşündeki o ilk selameti ifade ettiğini vurgular.

        Ve-rayhânun (وَرَيْحَانٌ)

        İbn Fâris, bu kelimenin de "r-v-h" veya "r-y-h" köküyle ilişkili olduğunu, temel anlamının hem güzel koku hem de rızık ve nasip olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "reyhân" kelimesinin dilde her türlü güzel kokulu bitkiyi ifade ettiğini, ancak mecazi olarak Allah'ın kullarına lütfettiği her türlü temiz rızık ve nimet anlamına da geldiğini; ayet bağlamında mukarrebûn için hem estetik bir güzelliği hem de kesintisiz bir rızıklanma halini nitelediğini açıklar. El-Cevâlîkî, bu terimin kadim Arapça'da özellikle rızık ve geçimlik (kerem) anlamında kullanıldığını, bedevi dilinde ise yağmur sonrası fışkıran hoş kokulu bitkileri simgelediğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin "fragrant plant" (güzel kokulu bitki) anlamının yanı sıra, eski Güney Arapçası ve diğer Sami dillerindeki rızık (provision) anlamıyla olan bağına dikkat çekerek, bunun cennetteki hem maddi hem de duyusal bereketi temsil ettiğini ifade eder. Christoph Luxenberg (Pseudonym), kelimenin Süryanice "rayhono" (koku, itriyat) kökeniyle olan yapısal bağına işaret ederek, terimin cennetin o mistik ve hoş atmosferini betimleyen semantik bir miras olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, "reyhân"ın cennetin duyusal atmosferini temsil eden merkezi bir kavram olduğunu, "ravh" ile gelen içsel huzurun dışsal ve estetik bir tamamlayıcısı olarak rızık ve güzelliği simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsirlerde bu kelimenin "ölüm anındaki müjde" veya "cennet rızkı" olarak yorumlandığını, mukarrebûn için hazırlanan o çok yönlü ikramı ifade ettiğini belirtir.

        Ve-Cennatu (وَجَنَّتُ)

        İbn Fâris, "c-n-n" kökünün temel anlamının örtmek, gizlemek ve kapatmak olduğunu belirtir. Bahçeye cennet denilmesinin sebebi, ağaçlarının sık dallarıyla toprağı örtmesi ve içindekini gizlemesidir. Râgıb el-İsfahânî, "cennet" kelimesinin burada ebedi mutluluk yurdunu ifade ettiğini, insanın dünyadaki hayal gücünü aşan ve hakikati şimdilik örtülü (gayb) olan o muazzam mekanı nitelediğini açıklar. Gabriel Said Reynolds, "cennat" (bahçe) imgesinin geç antik çağ dini metinlerinde ve özellikle Süryanice geleneklerdeki (gantâ) "korunmuş bahçe" motifiyle olan paralelliğine dikkat çekerek, bunun ilahi koruma altındaki ebedi sığınak olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik coğrafyasında cennetin sadece bir mekan değil, aynı zamanda Allah'ın rızasının somutlaştığı kutsal bir sığınak ve asli vatan olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada mülkiyet ve mekan vurgusuyla geldiğini, mukarrebûn için "ravh" ve "reyhân" ile başlayan sürecin nihai ve sabit bir yerleşim alanına (cennet) tahvil edildiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, cennetin insanın varoluşsal gurbetinin sonu olduğunu, "c-n-n" kökündeki o gizemin artık bir müşahedeye (görmeye) dönüştüğü ebedi vuslat yurdunu simgelediğini ifade eder.

        Na'îm (نَعِيمٍ)

        İbn Fâris, "n-a-m" kökünün temel anlamının yumuşaklık, pürüzsüzlük, bolluk ve hayatın iyi olması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "na'îm" kavramının her türlü keder ve eksiklikten arındırılmış olan mutlak ve kusursuz nimet anlamına geldiğini; buradaki kullanımın, cennetteki lezzetlerin sadece miktarıyla değil, kalitesi ve sürekliliğiyle de eşsiz olduğunu nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki terminolojisinde "na'îm"in, insanın ruhsal ve bedensel olarak ulaştığı en yüksek mutluluk ve esenlik halini simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Na'îm Cenneti" tamlamasının, içinde hiçbir rahatsızlığın, kavganın ve yaşlılığın bulunmadığı, bütünüyle konfor ve lütuf üzerine kurulu o eskatolojik yaşam formunu ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ontolojik bir rahatlama ve kendini bulma hali olduğunu, yaratılışın gayesi olan o ilahi lütfa bütünüyle gark olmayı simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik tefsir literatüründe "na'îm"in, gözlerin görmediği ve kulakların işitmediği o bitmez tükenmez nimetlerin toplamı olarak yorumlandığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X