وَاِذَا الْجَح۪يمُ سُعِّرَتْۙۖ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tekvir Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
"Cehennem ateşi harlatıldığında;"
Cehennem ateşinin harlatılması iki şekilde izah edilebilir: Tutuşturmanın ortaya çıkması. Bu onun sonradan tutuşturulduğunun delili olur. "Ve ize'l-bihâru süccirat", yani "denizler kaynatıldığında" anlamındaki âyette de durum öyledir. Muhtemeldir ki denizlerin kaynatılması ilk kez oluyordur. Daha öncesinde böyle bir kaynatma hadisesi olmamıştır. Kaynatma ve harlatmanın önceden var olanın arttırılması mânasında olması da mümkündür. Nitekim âyette cehennemden bahsedilirken "yakıtının insanlar ve taşlar olduğundan" söz edilmiştir. Aslında onun yakıtı (kıyamet) öncesinde bunlardan başka şeylerdi. Sonra onun yakıtı insanlar ve taşlar ile arttırılmış oldu.
Yorum
-
Cahîm (الْجَحِيمُ)
İbn Fâris, c-h-m kökünün ateşin şiddeti, hararetin yüksekliği ve üst üste yığılarak alevlenen büyük bir ateş anlamına geldiğini, kelimenin cehennemin en şiddetli ve alevli tabakalarını veya bizzat azap mahallini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin şiddetli bir şekilde yanan, alevleri birbirine karışan ve harareti son derece yüksek olan büyük ateşi tanımladığını, ayette ahiretteki ceza mekanının dehşet verici formunu kastettiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Habeşçeden (Gezce) Arapçaya geçmiş olabileceğini, ancak Kur'an öncesi dönemde de Arap dilinde şiddetli ateşi ifade etmek üzere yerleşmiş ve yaygınlaşmış bir kullanıma sahip olduğunu ifade eder. Theodor Nöldeke ve Angelika Neuwirth, erken Mekke dönemi surelerindeki eskatolojik sahnelerde bu kelimenin, dünyanın fiziksel yıkımının ardından kozmik bir ceza mekanizması olarak ortaya çıkan mutlak ve yakıcı ateşin varlığını dramatik bir şekilde vurgulamak için seçildiğini belirtirler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arap zihnindeki en korkunç, içi kor dolu ve en şiddetli yanan ateş tasavvuruna karşılık geldiğini, kıyamet koptuktan sonra suçlular için hazırlanan mekanın bu isimle anılmasının azabın görsel ve fiziksel boyutunu çarpıcı bir şekilde gösterdiğini aktarır.
Su'irat (سُعِّرَتْ)
İbn Fâris, s-a-r kökünün temel anlamının ateşi tutuşturmak, alevlendirmek ve şiddetlendirmek olduğunu, kelimenin burada zaten şiddetli olan ateşin daha da kışkırtılarak en yüksek hararet noktasına ulaştırılmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ateşi yakmak, harlamak ve hararetini artırmak manasına geldiğini, ayette cehennem ateşinin kıyamet gününde suçlular için özel olarak ve daha önce görülmemiş bir şiddetle alevlendirilmesini anlattığını kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, fiilin edilgen (meçhul) yapıda kullanılmasının, bu devasa ateşin kendi kendine değil, ilahi bir kudret ve gazap neticesinde hesap günü için özel olarak tutuşturulup körüklendiğini gösterdiğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamına dikkat çekerek, bu fiilin sadece fiziksel bir yanmayı değil, kıyamet gününün kozmik gerilimini ve ilahi adaletin tecellisindeki gazabın şiddetini, ateşin kışkırtılarak azdırılması imgesi üzerinden sarsıcı bir edebi vurguyla sunduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, edilgen formun mahşer sahnesindeki işleyişe işaret ettiğini, cehennemin mutlak iradenin emriyle harekete geçirilip alevlendirilişindeki dehşeti ve insanın bu kozmik mekanizma karşısındaki çaresizliğini vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin, cehennem ateşinin sıradan bir yanma eyleminden ziyade, azap görecekler için özel olarak kışkırtılmış, körüklenmiş ve en üst düzeyde alevlendirilmiş halini tasvir ettiğini, bunun da ahiret sahnesindeki korku ve dehşeti zirveye taşıdığını aktarır.
Yorum
Yorum