بِاَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tekvir Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
8-9. "Diri diri gömülen kıza hangi suçundan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda;"
Bazıları bu âyeti "ve ize'l-mev'ûdetü seelet" şeklinde okumuştur. Soran kişinin kendisi olması hasebiyle böyle bir kırâat şeklinin doğruluğu açıkça gözükmektedir. Yani diri diri gömülen kız onlara "Hangi suçtan dolayı beni öldürdünüz?" diye soracaktır. (Câhiliye âdeti olarak) Araplar kız çocuklarını gömerlerdi. "Veedtühû" demek "Onu gömdüm" demektir.
Yaygın olan "sü'ilet" kıraati ise üç şekilde yorumlanabilir: Onlardan birincisini Ebû Ubeyd zikretmiştir: O değil de onun katilleri sorguya çekilecek ve onlara "O diri diri gömülen kızın suçu neydi de onu gömdünüz?" denilecektir.
İkincisi: Diri diri gömülen kıza kendisini gömenlerin önünde sorulması ve ona "Hangi günahtan ötürü öldürüldün" denilmesidir. Burada sorudan maksat onu gömenler için korkutma ve dehşete sokma durumudur, yoksa bilgi sahibi olmak için gerçek anlamda soru sormak değildir. Bu anlamda o, şu ilâhî beyana benzemektedir: "Allah 'Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara sen mi Allah'ın dışında beni ve annemi birer tanrı kabul edin' dedin?" Allah, Hz. İsa'ya haber vermesi ve bilmediğini bildirmesi için sormamış aksine, kendilerine Allah'tan gayrı olarak kendisini ve annesini ilâh edinmelerini bizzat İsa'nın kendisi emretti diyenleri korkutma ve onlara dehşet salma amacıyla buyurmuştur.
Üçüncüsü: Şöyle bir yorum da mümkündür: Diri diri gömülene sorulması ve kendisine "Davacı mısın değil misin? Onların aleyhine dava ettiğin şey nedir?" denilmesidir. Bu aynen duyular âleminde davacının davası konusunda ilk önce kendisine söz verilip de "Davalı aleyhinde ne iddia ediyorsun?" denilmesi gibidir.
Hangi suçundan dolayı öldürüldü. Sanki o kendisini diri diri gömen kişiye iddia makamında "hangi günahtan ötürü öldürüldüm" demesi gibidir.
Yorum
-
Zenb (ذَنْبٍ)
İbn Fâris, z-n-b kökünün temel anlamının bir canlının kuyruğu veya bir şeyin sonu, ardı ve neticesi olduğunu, günah ve suç eylemlerine de peşinden getirdiği kötü sonuçların ve vebalin faili bir kuyruk gibi takip etmesi sebebiyle bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aslen bir şeyin kuyruğundan tutmak veya ona vurmak manasına geldiğini, dini terminolojide ise kişiye vebal ve kötü akıbet getiren her türlü eylemi, suçu ve günahı ifade ettiğini, bu ayette hiçbir eylem kabiliyeti olmayan kız çocuğunun mutlak masumiyetini vurgulamak için kullanıldığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın anlamsal alanında ahlaki veya toplumsal düzene karşı işlenmiş bir ihlali, bilinçli bir suçu ifade ettiğini, cahiliye döneminin bu vahşi uygulamasında yeni doğmuş veya küçük bir bebeğin ahlaki bir ihlal yapmasının imkansızlığı üzerinden eylemin mantıksızlığının ve zulüm derecesinin çarpıcı bir şekilde vurgulandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin hukuki ve ahlaki bir cürüme işaret ettiğini, ayetteki hesap sorma işleminin doğrudan çocuğun hiçbir suç işlememiş olduğu gerçeği üzerine kurulduğunu ve cahiliye ahlakının ilahi mahkemede bu mutlak masumiyet üzerinden sarsıcı bir şekilde yargılandığını aktarır.
Kutilet (قُتِلَتْ)
İbn Fâris, k-t-l kökünün temel anlamının bir canlının hayatına son vermek, ruhunu bedeninden ayırmak, yok etmek ve öldürmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin canlılığı ortadan kaldırmak ve cana kıymak manasına geldiğini, bu fiilin edilgen yapıda kullanılmasının en zayıf ve savunmasız durumdaki bir bebeğe yöneltilen şiddetin boyutunu ve mağduriyeti bütünüyle öne çıkardığını kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, fiilin edilgen (meçhul) sîgada gelmesinin, bu vahşi cinayeti işleyen failin ilahi huzurda isminin anılmaya bile değer görülmeyerek tahkir edildiğini ve dikkatin tamamen işlenen cinayetin vahametine, mağdurun ise hakkına çekildiğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamına ve retorik gücüne odaklanarak, katilin cümleden tamamen dışlanıp fiilin edilgen çatıyla doğrudan kurbana yöneltilmesinin, cinayetin dehşetini edebi bir vuruculukla zirveye taşıdığını ve suçluyu yok sayarak mahşer günündeki psikolojik eziciliği derinleştirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin edilgen formunun kız çocuğunun mutlak çaresizliğini ve maruz kaldığı şiddet karşısındaki eylemsizliğini vurguladığını, kendi iradesi ve suçu dışında acımasızca hayattan koparılışının ilahi adaletin tecellisinde temel bir yargılama gerekçesi olarak sunulduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin cahiliye toplumunun namus veya fakirlik gibi sahte gerekçelerle kendi evlatlarına yönelik gerçekleştirdiği en vahşi fiziksel yok etme eylemini anlattığını, evrensel kıyamet sahnelerinin tasvir edildiği bir bağlamda spesifik olarak bu cinayetin hesaba çekilmesinin, zayıfa yapılan zulmün ilahi adaletteki yerini gösterdiğini aktarır.
Yorum
Yorum