وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tebbet Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
"Odun taşıyıcısı olan karısı!"
Bu ilâhî beyanda diğerleri arasından Ebû Leheb’in karısının seçilip anılmasının sebebi Ebû Leheb hakkında değindiğimiz hususlar olabilir. Odun taşıyıcısı sözü hakkında farklı fikirler ileri sürülmüştür. Bazıları Ebû Leheb’in eşinin insanlar arasında dedikodu türünden sözler taşıdığını, bu sebeple de Cenâb-ı Hakk’ın onu âhirette odun taşımacılığıyla uyarıp korkuttuğunu söylemiştir.
Yorum
-
İmra'e (امْرَأَة)
Kökü m-r-e şeklindedir. İbn Fâris, m-r-e kökünün insanı, özellikle erkeği (mer') ifade ettiğini, bunun dişil formu olan imra'e kelimesinin ise kadın veya eş anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin genel olarak kadın manasına gelmekle birlikte Kur'an'da bir erkeğe izafe edilerek kullanıldığında (imra'etühû/onun karısı) karı-koca arasındaki evlilik bağını ve ortak kaderi simgelediğini ifade eder; burada Ebu Leheb'in karısının sadece evlilikte değil, kocasının düşmanlığında ve nihai yıkımında da ona tam bir ortak olduğuna dikkat çeker. Prof. Dr. Hidayet Aydar, metinde kadının isminin (Ümmü Cemil) doğrudan zikredilmeyip kocasına nispetle "onun karısı" şeklinde anılmasının, suçta ve cezada ortaklığı pekiştirdiğini, yeryüzündeki en yakın ittifakların ve ailevi bağların ilahi azap karşısında kişileri kurtaramayacağı gibi bu suça iştirak edenlerin aynı akıbeti paylaşacağını vurgular.
Hammâle (حَمَّالَة)
Kökü h-m-l şeklindedir. İbn Fâris, h-m-l kökünün temel olarak fiziksel veya soyut bir yükü kaldırmak, taşımak ve yüklenmek anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, taşıma eyleminin maddi nesnelerin yanı sıra günah, sorumluluk veya kin gibi soyut yükleri de kapsadığını; buradaki kelimenin mübalağa (abartı) formunda gelmesinin, kişinin bu taşıma eylemini sürekli, aşırı ve meslek edinircesine bir inatla gerçekleştirdiğini gösterdiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin mübalağa formunun (hammâle) sağladığı dilsel vurguya odaklanarak, dönemin kibirli ve yüksek statülü bir kadınının basit ve bayağı bir yük taşıyıcısı seviyesine indirgendiğini, bunun metnin retoriğindeki psikolojik aşağılama ve tahkir boyutunu derinleştirdiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin dilbilgisel bağlamda nasb (üstün) okunuşunun sıradan bir niteleme olmadığını, bilakis Arap dilindeki "zemm" (yerme/kınama) üslubunun bir gereği olarak kadının sergilediği düşmanca eylemlerin çirkinliğini ve aktif kötülüğünü şiddetle lanetleyen bir vurgu taşıdığına dikkat çeker.
Hatab (حَطَب)
Kökü h-t-b şeklindedir. İbn Fâris, h-t-b kökünün yakılmak üzere odun toplamak manasına geldiğini, aynı zamanda insanların arasını bozmak için laf taşımak, fitne ateşini körüklemek anlamında metaforik olarak da kullanıldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin lafzi olarak yakacak odun anlamına geldiğini doğrularken, Arapçada "odun taşımak" (hamlü'l-hatab) ifadesinin, tıpkı odunun ateşi büyütmesi gibi, söz taşıyıp dedikodu yaparak insanlar arasındaki düşmanlık ateşini harlayan kişileri niteleyen yaygın ve yerleşik bir deyim olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Cahiliye dönemi Arap toplumunun sosyo-linguistik bağlamında inceler ve odun taşımanın o dönemde en alt tabakadaki hizmetçilerin veya kölelerin işi olduğunu, bu vasfın Kureyş'in soylu ve kibirli bir kadınına atfedilmesinin, onun toplumsal gururunu kelimenin tam anlamıyla yerle bir eden ve onu kölelik statüsüne indirgeyen bilinçli bir yıkım dili olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, bu kullanımda kusursuz bir çift katmanlı imgelem bulunduğunu; kadının dünyada Peygamber'e karşı yürüttüğü iftira ve kin taşıma eyleminin metaforik odunu ile ahirette kocasının ve kendisinin yanacağı ateşi harlayacak olan eskatolojik cezanın somut odununun aynı kelimede birleşerek muazzam bir edebi bütünlük oluşturduğunu savunur.
Yorum
Yorum