مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tebbet Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
"Ona ne serveti fayda verir ne de kazancı!"
Bu ilâhî beyan iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi “Onun serveti, gücü ve kazandıkları Allah’ın azabından hiçbir şey azaltamaz” şeklinde olabilir, nitekim inkârcılar “Biz serveti ve çocukları fazla olan kimseleriz, dolayısıyla azaba uğratılmayız” demişlerdir. İkincisi “Onun serveti ve kazancı kendisine ne fayda sağladı?” biçiminde.
Âyetteki “ve mâ kesebe” (وَمَا كَسَبَ) çocuk mânası da içerebilir; yani haberde de yer aldığına göre topladığı servet ve sahip olduğu evlat kendisine bir yarar sağlamaz. Ebu’l-Esed Hz. Âişe yoluyla Resûlullah’tan (s.a.) şöyle nakletmiştir: “Kişinin geçimini sağladığı şeylerin en helâl ve temiz olanı kazancıdır, çocuğu da kazandığı şeylerden biridir”. İbn Abbâs’a (r.a.), “Kişi kendi evladının malından alabilir mi?” diye sorulmuş, o da “Allah dilediğine kız çocukları dilediğine erkek çocukları verir” meâlindeki âyeti okumuş ve “Evlat da Allah’ın bize lütfettiği bir nimettir, çocuklarımız da malları da bize aittir” demiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Âyet-i kerîmeyi şöyle yorumlamak da mümkündür: “Topladığı servet, gösterdiği gayret ve dünya malına olan şiddetli arzusuna rağmen yaptığı harcama ya da insanları Resûlullah’tan, dinine girip ona katılmaktan alıkoyması ve hakkında sarfettiği kötü sözler ona hiçbir yarar sağlamaz”.
İbn Mesûd’un mushafı şöyledir: “Tebbet yedâ Ebî Leheb ve kad tebbe mâ ağnâ anhu mâluhû ve me’kteseb” (تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَقَدْ تَبَّ مَا أَغْنَىٰ عَنْهُ مَالُهُ وَمَا اكْتَسَبَ).
Yorumu Yorumla
-
Ağnâ (أَغْنَى)
Kökü ğ-n-y şeklindedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının başkalarına ihtiyaç duymamak, kendi kendine yetmek ve müstağni olmak durumunu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zenginlik ve ihtiyaçsızlık halinin hem maddi hem de manevi bağlamlarda kullanılabileceğini; bu ayetteki fiil formunun, kişinin sahip olduklarının ona bir fayda sağlaması, bir zararı defetmesi veya onu koruyup kurtarması anlamına geldiğini, ancak metnin bu koruyucu işlevi tamamen reddettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımında bir savunma mekanizmasına atıf bulunduğunu; Ebu Leheb'in dünyevi statüsüne ve varlığına duyduğu mutlak güvenin, ilahi yıkım kararı karşısında en ufak bir kalkan veya fidye işlevi göremediğini, sözde ihtiyaçsızlığının büyük bir yanılgıdan ibaret olduğunu vurgular.
Mâl (مَال)
Kökü m-v-l şeklindedir. İbn Fâris, m-v-l kökünün mülk edinilen, elde tutulan varlıkları veya insanın tabiatı gereği yöneldiği, arzuladığı nesneleri ifade ettiğini; kadim Arap örfünde öncelikle deve sürülerini tanımlarken zamanla altın, gümüş ve elde edilen her türlü servet için kullanıldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi insanın sahip olduğu ve arzu duyduğu her şey olarak tanımlar ve kişinin gücünün sahte bir göstergesi olduğuna dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, mal kavramını İslam öncesi Cahiliye değerler sisteminin anlamsal alanı içinde analiz ederek, servetin o dönemde insanın bağımsızlığının (istiğnâ) ve kibrinin nihai kaynağı olarak görüldüğünü, Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak zenginliğin ebediliğine ve koruyucu gücüne dair pagan inancını kökten bir biçimde yapıbozuma uğrattığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, burada zikredilen malın, Ebu Leheb'in toplumsal kibrinin temelini oluşturan tüm finansal ve ekonomik sermayesini temsil ettiğini ve ilahi hakikat karşısında bu sermayenin ne denli aciz kaldığının resmedildiğini belirtir.
Keseb (كَسَبَ)
Kökü k-s-b şeklindedir. İbn Fâris, k-s-b kökünün etrafında toplama, elde etme, rızık arama, kar sağlama ve bir amaca yönelik çaba sarf etme eylemlerinin bulunduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kişinin kendi çabasıyla elde ettiği iyi veya kötü her türlü kazanımın bu kelimeyle ifade edildiğini, burada Ebu Leheb'in tüm eylemlerini, toplumsal nüfuzunu ve dünyevi gayretlerini kapsadığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bağlamsal anlamına odaklanarak, keseb fiilinin sadece ticari veya maddi bir karı değil, Ebu Leheb'in tüm yaşamı boyunca ürettiği dünyevi çabayı, prestiji, sosyal statüsünü ve yaşamının genel bir özetini imlediğini, bu mutlak çabanın bütünüyle hiçliğe mahkum edildiğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, klasik dil ve tefsir analizlerinde kişinin kendi soyunun, yani çocuklarının da onun bir "kesb"i (kazanımı) olarak değerlendirildiğini hatırlatarak, Ebu Leheb'in hem servetinin hem de çok güvendiği soyunun, çocuklarının ve sahip olduğu çevrenin onu bekleyen akıbetten kurtarmada hiçbir işe yaramadığını vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla