يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tahrim Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et, onlara sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir ve bu ne kötü bir sondur!
Ey Peygamber ... cihat et. Şöyle denilmiştir: Kâfirlere karşı cihat et kılıçla; münafıklara karşı cihat et, yani dinî cezaları uygulayarak. Çünkü münafıklar had cezasını gerektiren günahları işleyen insanlardır, had cezası onlar hakkında gelmiştir. Resûlullah’ın ashabı ise had cezasını gerektiren büyük günahlardan korunmuştur.
Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et! Bâtınîler [Şiîler] şöyle demiştir: Kâfirlere ve münafıklara karşı savaşarak cihat et, dolayısıyla o, her iki grupla savaşmakla emrolunmuştur. Fakat o, kâfirlere karşı savaşmakla uğraştığı için münafıklara karşı savaşmaya vakit bulamamış, onlarla savaşmayı Hz. Ali (r.a.) üzerine almıştı. Rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.), Hz. Ali’yi ayakkabısını tamir ederken görmüş ve ashabına şöyle demiştir; “Biz nasıl vahiy uğruna savaşıyorsak ayakkabısının tamircisi de tevil uğrunda savaşacaktır”. Hz. Ali’nin tevile dayanarak (te’vîl uğrunda) savaşmasından maksat münafıklarla savaşmasıdır.
Şayet bu savaşma meselesi onların dediği gibi ise, Hz. Ali (r.a.) değil, Hz. Ebû Bekir (r.a.) münafıklarla savaşmıştır. Çünkü rivayete göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin vefatından sonra Araplar irtidat etmiş, bu yüzden Ebû Bekir (r.a.) onlarla savaşmıştır. Onların irtidat edişleri, imanlarında samimi olmadıklarını, aksine münafık olduklarını gösterir; zira imanlarında samimi olsalardı, İslâm’dan dönmezlerdi. Hz. Ali’nin (r.a.) savaştığı kişilere gelince, onlar münafık olmayıp Hz. Ali’den (r.a.) Cenâb-ı Hakk’ın kitabıyla hükmetmesini istiyorlardı. Münafık, şahsen Allah’ın hükmüyle amel etmeyi izhar eden, ama İçinde o hükmün aksini gizleyen adamdır; o, kimseyi Cenâb-ı Hakk’m hükmüyle amel etmeye davet etmez. Hz. Ali’nin savaştığı kişilerde ise bu Özellik yoktu, fakat Ebû Bekir’in (r.a.) savaştığı kişilerde vardı.
Resûlullah’ın (s.a.) cihadı, kâfirlerin ve münafıkların kalplerini delillerle etkilemek ve bu yolla onların İslâm’a girmelerini sağlamak şeklinde idi; bu da bazan kılıçla, bazan da dil İle olmuştur. Kılıç yoluyla onlara delil göstermesi, söylediğimiz gibi, düşmanlarının güçlerinin çokluğuna ve Resûlullah’ın (s.a.) askerlerinin azlığına rağmen onlara galip gelmesidir. Bu durum, kendisine Allah tarafından yardım edildiğini ve hak yolda olduğunu onlara gösteriyor ve kendilerini Allah Teâlâ’ya iman etmeye sevk ediyordu. Böyle olunca, kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et beyanı delille onları zorlamak anlamına gelir. Onun muhatapları, şayet güven içinde İse, onlara yönelik cihat söz ile delil getirmek şeklinde olur. Savaş meydanında iseler bunun cihadı, kendileriyle savaşmak şeklinde olur. Münafıklardan kâfirlere katılan ve onları savunanlar da olmuştur. “Size ne oluyor da münafıklar hakkında ikiye bölünüyorsunuz?” meâlindeki âyete bakmaz mısın? Resûl-i Ekrem, onlardan kâfirlere katılanlara karşı onların yanında savaşmış, katılmayanlara karşı da delillerle mücadele etmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Onlara sert davran! Yani onlara karşı şiddetli ol! Onlara karşı şiddetli olmak akıllarını eleştirmek ve içyüzlerini ortaya koymakla olur. Bu da onların nifak içinde olduklarını kendilerine göstermektir. Onların varacağı yer cehennemdir ve bu ne kötü bir sondur! Bu cümlenin açıklaması daha önce yapılmıştı.
Hz. Peygamber’in Diğer Peygamberlere Üstünlüğü / Tafdîli
Ey Peygamber! Kâfirlere karşı cihat et! beyanı, Peygamber'imizin (s.a.) daha önce gelip geçen nebilere ve resullere olan faziletine işaret etmektedir. Çünkü Allah Teâlâ Hz. Musa'yı Tevrat’ta “ey Mûsâ!” Hz. İsa’yı Incil’de “ey îsâ!” diye zikretmiş, Hz. Âdem’e de “ey Âdem!” diye hitap etmiştir. Bizim peygamberimiz hariç her peygambere kendi ismiyle hitap etmiştir. Peygamberimize ise “ey nebî!”, “ey resûl!” diye niteliğiyle hitap etmiştir. O, nübüvvet ve risâlet nitelikleriyle, üstün bir fazilete hak kazanmıştır. Hülâsa Allah Teâlâ, peygamberimizi (s.a.) fazilet adıyla zikretmiş ve onunla hitap etmiş, fakat diğer peygamberleri şahsî isimleriyle anmıştır.
Yorum
Yorum