Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tâ-Hâ Sûresi, 119. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tâ-Hâ Sûresi, 119. Ayet

    وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا ف۪يهَا وَلَا تَضْحٰى​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veenneke lâ tazmeu fîhâ velâ tadhâ

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      118. “Burada sana acıkmak da çıplak kalmak da yok.”

      119. “Yine burada susuzluk çekmezsin ve sıcaktan bunalmazsın.”

      120. “Derken, şeytan şöyle diyerek onun kafasını karıştırdı: ‘Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?’”

      121. “Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Böylece Âdem Rabb’ine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı.”

      Burada sana acıkmak da çıplak kalmak da yok. Yine burada susuzluk çekmezsin ve sıcaktan bunalmazsın ya da güneşe mâruz kalmazsın. Derken, şeytan şöyle diyerek onun kafasını karıştırdı: Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak ebedi bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi? Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Biz bu konuyu daha önce ele almıştık. Böylece Âdem Rabb’ine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı. Rabb’ine karşı gelen herkes doğru yoldan sapmış demektir, “îsyan” ve “ğavâye” doğru yoldan sapma (غواية) aynı anlama gelir.

      Ebû Avsece şu açıklamayı yapmıştır: “Yine burada sıcaktan bunalmazsın”, yani güneşe mâruz kalmazsın. “ez-Zameu” (الظمأ) susuzluk çekmek, “ed-duhâ” (الضحى) sıcaklık demektir. Ebû Ubeyde böyle söylemiştir. Ebû Avsece devamla “tafıkâ” (طفقا) fiili ile “alikâ” (علقا) fiillerinin aynı anlama geldiğini söylemiştir. Bunun için de kelimenin “alika- yaleku- alekan fehüve âlikun ve tâfıkun” (طافق و عالق فهو علقا يَعْلَقُ عَلِق) şeklinde sözlükteki kullanımına yer vermiştir. Ebû Avsece daha sonra diğer kelimeyi ele alarak şöyle demiştir: “el-Hasf” (الخصف) kelimesi hakkında şöyle denilir: Ayakkabı ve mesti diktim demek için “hasaftü’l-huffe” (الخفّ خصفت) tabiri kullanılır. Dikilen ayakkabıya “en-na‘le” (النعل) denilir. Kelimenin çoğulu “en-neâil” (النعائل) şeklindedir. “Maîşeten danken” (ضنكا معيشة) sıkıntılı bir hayat demektir. Ebû Ubeyde gerek ev ve gerekse başka her türlü darlık, “dank” (ضنك) kelimesi ile ifade edilir demiştir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve enneke (وَأَنَّكَ)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf harfi (vav) ve tahkik/pekiştirme edatı (enne) ile ikinci tekil şahıs zamirinin ("ke" / sen, senin) birleşiminden oluştuğunu aktarır. Bir önceki kısımdaki açlık ve çıplaklık garantisine, susuzluk ve sıcaktan korunma garantisinin de aynı ontolojik kesinlikle ve doğrudan Adem'in şahsına yöneltilerek bağlandığını gramatik olarak sabitler.

        Lâ tazmeu (لَا تَظْمَأُ)

        İbn Fâris, z-m-e kökünün "şiddetli susuzluk, hararet, suya duyulan yakıcı ihtiyaç" anlamlarına geldiğini belirtir. Başındaki "lâ" edatıyla bu eylemin bütünüyle nefyedildiğini (olumsuzlandığını) ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "zame'" kavramının sıradan bir su içme isteği olmadığını; insanın iç organlarını kurutan, hayatiyetini tehdit eden ve ona büyük bir acı veren "ölümcül ve yıpratıcı bir susuzluk/ihtiyaç hali" olduğunu kaydeder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık ve insan felsefesinde bu kavramın ontolojik derinliğini irdeler. "Susuzluğun" (zame'); insanın dünyevi plandaki o bitmek bilmeyen madde arayışını, tükenmez ihtiraslarını ve içsel tatminsizliğini sembolize ettiğini belirtir. Cennette susuzluk çekilmemesinin (lâ tazmeu), insanın fıtratındaki o yakıcı eksiklik duygusunun ilahi huzurda bütünüyle dindirilerek, mutlak bir "ontolojik doygunluk ve sükunet" durumuna ulaştığını felsefi bir dille analiz eder.

        Fîhâ (فِيهَا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, zarfiyet edatı (fî) ve üçüncü tekil şahıs dişil zamirinin ("hâ" / onun içinde) birleşiminden oluştuğunu; bu kusursuz ve susuzluktan uzak fıtri durumun, ancak ve ancak o "cennetin / ilahi şefkat alanının" sınırları içinde kalınması şartıyla geçerli olduğunu gramatik olarak belirlediğini aktarır.

        Ve lâ (وَلَا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf harfi (vav) ve olumsuzluk edatının (lâ) tekrarıyla, ilahi garantinin ve koruma kalkanının sadece içsel bir eksiklikle (susuzlukla) sınırlı kalmayıp, dışsal bir tehdidi de (yakıcı harareti) bütünüyle bertaraf edecek şekilde genişletildiğini gramatik olarak sabitler.

        Tadhâ (تَضْحَىٰ)

        İbn Fâris, d-h-v (veya d-h-y) kökünün "güneşin yükselmesi, güneş ışığına, sıcağına ve yakıcı hararetine doğrudan maruz kalmak, gölgesiz kalmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Gündüzün güneşin etkisini iyice hissettirdiği o yakıcı vaktine de bu kökten ötürü "duhâ" denildiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, "duhâ" eyleminin, kişinin kendisini koruyacak bir örtü, gölge veya sığınak bulamayarak güneşin kavurucu ve yıpratıcı şiddetinin altında çaresizce kalması ve fiziksel olarak acı çekmesi olduğunu detaylandırır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin barındırdığı edebi simetriye ve belagata dikkat çeker. "Ta'râ" (çıplak kalmak) ve "tadhâ" (güneşte kavrulmak) kelimelerinin sonlarındaki elif-i maksûre harflerinin yarattığı o muazzam fonetik ve ritmik uyumu inceler. Kur'an'ın, insanın yeryüzünde yaşayacağı o zorlu meşakkatleri (şekaveti) en temel dört zaaf üzerinden (açlık-çıplaklık, susuzluk-güneş yanığı) eşleştirerek; cennetteki korumanın fiziksel ve ruhsal sınırlarını kusursuz bir edebi tahlille çizdiğini belirtir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi ve estetik derinliğini çözümler. İçsel bir kuruma olan "susuzluk" ile dışsal bir kavrulma olan "güneş harareti" (tadhâ) arasındaki eşleşmenin ontolojik boyutunu irdeler. Cennette güneşin yakıcı sıcağına maruz kalmamanın (lâ tadhâ); insanın doğa güçleriyle, iklimle ve yeryüzünün acımasız şartlarıyla henüz bir çatışmaya girmediği, evrenin ona düşman değil bütünüyle şefkatli bir "gölge ve mutlak sığınak" olduğu o eşsiz "ontolojik konfor ve barış" halini yansıttığını sarsıcı bir tahlille okur.

        Yorum

        İşleniyor...
        X