Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tâ-Hâ Sûresi, 73. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tâ-Hâ Sûresi, 73. Ayet

    اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَٓا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِۜ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnâ âmennâ birabbinâ liyaġfira lenâ ḣatâyânâ vemâ ekrahtenâ ‘aleyhi mine-ssihr(i)(k) va(A)llâhu ḣayrun ve ebkâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Hatalarımızdan ve bize zorla yaptırdığın sihirden ötürü bizi bağışlaması için Rabb’imize kesin olarak iman ettik. Hayırlı ve sürekli olan Allah’tır.”

      Hatalarımızdan ve bize zorla yaptırdığın sihirden ötürü bizi bağışlaması için Rabb’imize kesin olarak iman ettik. Hayırlı ve sürekli olan Allah’tır. Âyetin son cümlesi muhtemelen Allah en hayırlı mabut ve sevabı başkalarının sevaplarından daha kalıcı olan bir ilâhtır mânasmdadır. Ya da bu cümle Firavunun şu sözlerine cevap olabilir: “Böylece hangimizin cezasının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu anlayacaksınız”. Bu durumda Firavunun bu sözlerine Cenâb-ı Hak Allah’ın azabı daha kalıcıdır şeklinde cevap vermiş olur. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnnâ (إِنَّا)

        Râgıb el-İsfahânî, cümleye kesinlik katan "inne" (şüphesiz/muhakkak ki) edatının birinci çoğul şahıs zamiri ("nâ" / biz) ile birleştiğini belirtir. Sihirbazların bu edatı kullanarak, Firavun'un ölüm tehditleri karşısında imanlarında en ufak bir sarsılma veya tereddüt olmadığını mutlak bir dille beyan ettiklerini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap belagatinde bu yapının taşıdığı tekit (pekiştirme) gücüne dikkat çeker. Firavun'un devlet şiddetine karşı, sihirbazların bireysel olarak değil "Şüphesiz biz" diyerek yekpare, sarsılmaz ve kararlı bir "inanç cephesi/cemaati" oluşturduklarını gramatik olarak sabitler.

        Âmennâ (آمَنَّا)

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde e-m-n kökünün "korkunun zıttı, güven bulmak, emin olmak ve kalbin sükunete ermesi" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki semantiğinde "iman" kavramını ontolojik bir güvenlik alanı olarak okur. Sihirbazların "İman ettik" beyanının sadece zihinsel bir kabul değil; Firavun'un yarattığı o kanlı, kaotik ve güvensiz dünyadan (korku imparatorluğundan) tamamen sıyrılıp, varoluşsal olarak sarsılmaz bir "emniyete" (Rabb'in himayesine) iltica etmeleri olduğunu detaylandırır.

        Bi rabbinâ (بِرَبِّنَا)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün "sahip olmak, gözetmek, terbiye etmek ve rızık vermek" anlamlarına geldiğini belirtir. Başındaki "bâ" edatı, imanın doğrudan bu makama bağlandığını ifade eder.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin sonuna eklenen aidiyet zamirinin ("nâ" / bizim) barındırdığı felsefi başkaldırıya dikkat çeker. Sihirbazların, kendilerini sarayda besleyen ve onlara hükmeden Firavun'u reddederek "Bizim gerçek Rabbimiz/Sahibimiz O'dur" demelerinin; sahte efendiden mutlak Efendi'ye geçişteki o muazzam ontolojik özgürleşmeyi temsil ettiğini estetik bir dille çözümler.

        Li yagfira (لِيَغْفِرَ)

        İbn Fâris, g-f-r kökünün "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, kirlerden arındırmak ve korumak" anlamlarına geldiğini belirtir. Savaşta başı darbelerden koruyan miğfere (miğfer) de etimolojik olarak bu kökten ötürü aynı ismin verildiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "mağfiret" kavramının, ilahi merhametin kulun günahlarını, onu ilahi azaptan koruyacak şekilde bütünüyle "örtmesi" olduğunu ifade eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin arenadaki ahlaki devrime işaret ettiğini belirtir. Düelloya çıkarken "Eğer galip gelirsek bize büyük bir ödül/ücret var mı?" diyerek Firavun'la dünyevi bir pazarlık yapan sihirbazların; hakikati gördükten sonra hiçbir maddi beklenti içine girmeden Allah'tan sadece "günahlarının örtülmesini" (mağfiret) talep etmelerinin, pragmatist bir aklın arınmış bir fıtrata dönüşmesini simgelediğini analiz eder.

        Lenâ (لَنَا)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, yönelim ve aidiyet bildiren "lâm" edatının birinci çoğul şahıs zamiri ("nâ" / bize) ile birleşmesinin, af talebini doğrudan sihirbazların kendi şahıslarına ve zedelenmiş geçmişlerine tahsis ettiğini gramatik olarak aktarır.

        Hatâyânâ (خَطَايَانَا)

        İbn Fâris, h-t-e kökünün "kasıtlı veya kasıtsız olarak doğru yoldan sapmak, hedefi ıskalamak ve yanlışa düşmek" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hatîe" kelimesinin isabetin zıttı olduğunu kaydeder. Çoğul (hatâyâ) formunda kullanılmasının, sihirbazların sadece o arenada Musa'ya karşı çıkmalarını değil; hayatları boyunca Mısır sarayında icra ettikleri şirk, zulme ortak olma ve halkı kandırma eylemlerinin tamamını kapsayan büyük bir varoluşsal "ıskalama" itirafı olduğunu detaylandırır.

        Ve mâ (وَمَا)

        İbn Fâris, atıf (ve) harfiyle bağlanan "mâ" ism-i mevsulünün (o şey ki), mağfiret talep edilen günahların (hataların) çerçevesini genişleterek belirli bir eyleme dikkat çektiğini ifade eder.

        Ekrahtenâ (أَكْرَهْتَنَا)

        İbn Fâris, k-r-h kökünün "bir şeyi sevmemek, ondan tiksinmek, zorla ve isteksizce yapmak" anlamlarına geldiğini belirtir. İf'al babında "ikrah", birini kendi iradesi dışında bir eyleme zorlamak demektir.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "ikrah" kavramının, insanın içsel rızası olmaksızın, dışarıdan gelen şiddetli bir baskı, korku veya tehdit altında bir işe mecbur bırakılması olduğunu kaydeder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik arka planını ve Mısır'daki despotizmi irdeler. Sihirbazların Firavun'a dönerek "Bizi zorladığın şeyler" demelerinin; onların aslında özgür iradeli sanatçılar değil, Firavun'un devlet terörü ve bürokratik baskısı (ikrah) altında resmi ideolojiyi savunmaya "mecbur bırakılmış" devlet köleleri olduklarını deşifre ettiğini sosyolojik bir perspektifle analiz eder.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, ikrah kavramının çeviri ve fıkhi boyutuna dikkat çeker. Sihirbazların bu eylemi kullanarak, düellodaki suçun (Musa'ya karşı çıkmanın) asıl failinin kendileri değil, onları ölümle ve açlıkla tehdit ederek o meydana süren Firavun'un mutlak zorbalığı olduğunu; böylece kendi mazeretlerini ilahi adalete sunduklarını belirtir.

        Aleyhi (عَلَيْهِ)

        İbn Fâris, a-l-y kökünden türeyen bu edatın "üzerine, aleyhine, yönelim" bildirdiğini ifade eder. Zorlama eyleminin (ikrahın) doğrudan sihrin ve illüzyonun üzerine kilitlendiğini belirtir.

        Mine's-sihri (مِنَ السِّحْرِ)

        İbn Fâris, s-h-r kökünün "hakikati saptırmak, gizli bir nedene dayandırarak göz boyamak ve aldatmak" olduğunu belirtir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde kelimenin Sami dilleri havzasındaki etimolojik köklerini irdeler.

        Gabriel Said Reynolds, sihirbazların bu kelimeyi kullanış biçimindeki teolojik dönüşüme odaklanır. Tapınaklarda itibar ve güç kaynağı olarak yüceltilen o görkemli mesleğin (sihrin); iman ettikten sonra aynı kişiler tarafından "zorla yaptırılan, tiksinilen, günah olan ve affı istenen bir kirlilik" olarak nitelendirilmesinin, Mısır inanç sisteminin içten içe çöküşünü simgelediğini analiz eder.

        Vallâhu (وَاللَّهُ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünden türeyen "Allah" isminin, ibadet edilmeye layık yegane ve mutlak varlık olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, atıf harfinden (vav) sonra gelen lafzatullahın, cümlenin merkezine alınarak Firavun'un sahte gücüne karşı tek ve mutlak sığınağın kim olduğunu gramatik bir haşmetle sabitlediğini aktarır.

        Hayrun (خَيْرٌ)

        İbn Fâris, h-y-r kökünün "şerrin zıttı, faydalı, üstün tutulan ve seçilmeye layık olan" anlamlarına geldiğini belirtir. İsm-i tafdil (en hayırlı) olarak kullanılmıştır.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "hayr" kavramının, akıl ve fıtrat tarafından arzulanan mutlak ve eksiksiz iyilik olduğunu kaydeder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin barındırdığı edebi dengeyi inceler. Firavun'un sihirbazlara vaat ettiği "büyük ödül ve saraya yakınlık" beklentisine karşı; sihirbazların artık dünyevi çıkarı silip atarak "Allah daha hayırlıdır" demelerinin, fani ve yozlaşmış bir lütfa karşı ebedi ve kusursuz olanı (hayr) tercih eden muazzam bir ruhsal diriliş tablosu olduğunu estetik bir dille çözümler.

        Ve ebkâ (وَأَبْقَىٰ)

        İbn Fâris, b-k-y kökünün "yok olmanın ve fena bulmanın zıttı, kalıcı olmak, devam etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. İsm-i tafdil formunda "en kalıcı, en sürekli ve ebedi olan" manasını taşır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın zaman ve varlık felsefesinde bu kelimenin barındırdığı muazzam rasyonel ve ontolojik resti analiz eder. Bir önceki ayette (71. ayet) Firavun'un sihirbazları "Kimin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış (ebkâ) göreceksiniz" diyerek tehdit ettiğini hatırlatır. Sihirbazların Firavun'un yüzüne karşı "Allah daha hayırlı ve daha kalıcıdır (ebkâ)" diyerek cevap vermelerinin; Firavun'un dünyevi kibrini, bizzat onun kendi kelimesiyle (ebkâ) vurup parçaladığını detaylandırır. Diktatörün işkencesinin fani, Allah'ın vaadinin ve varlığının ise mutlak sonsuz (ebkâ) olduğunu ilan eden kusursuz bir teolojik zafer beyanı olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X