فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفاًّۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 64. Ayet
Daralt
X
-
“O halde siz de bütün hilelerinizi birleştirin ve saf düzeninde gelin. Bugün üstün gelen kendini kurtarmıştır”
O halde siz de bütün hilelerinizi birleştirin. “Birleştirme” anlamına gelen “el-icma‘” (اإلجماع) kökü bazan azmetme, bazan da birleştirme anlammda kullanılır. Şu hadiste azmetme anlammda kullanılmıştır; “Lâ savme limen lem yücmi' ra’yehû mine’l-leyli” (الليل من رأيه يجمع لم لمن صوم ال) Yani “Geceden oruç tutmaya azmetmeyen kişinin orucu yoktur”. “Lem yücmi'” (يجمع لم) kelimesi “lem yazim” (يعزم لم) “azmetmedi” demektir. Çünkü aynı haber “lem yücmi'” (يجمع لم) fiili yerine “lem yazim” (يعزم لم) fiili getirilerek de rivayet edümiştir. Fiilin “birleştirme” mânası açıktır. Âyetteki fiil “birleştirme” mânasında olursa sanki şöyle denilmiş olmaktadır: Bütün hilelerinizi bir iş üzerine birleştirin ve o konuda fikir ayrılığına düşmeyin. “Azmetmek” mânasında alınacak olursa anlamı: “Bir tek şeyi yapmaya azmedin, bir işi yapmaya yönelin ki galip gelesiniz”, demek olur. Ve saf düzeninde gelin. Bazıları bu âyete dağınık olarak değil, toplu halde gelin anlamı vermişlerdir. Bazıları bu beyanı şöyle açıklamıştır: Şenlik günü toplantı yeri olan musallâya saf düzeninde gelin.
Ebû Ubeyde âyetin metninde geçen “saffen” (صفا) kelimesine “musallâ” mânası vermiş ve “es-saffu” kelimesinin “musalla” anlamına geldiğini söylemiştir. Ebû Ubeyde devamla şöyle demiştir: Birisinin “mesteta‘tü en âtiye’s-saffe emsi” (أمس الصف آتي أن مااستطعت), yani dün musallâya gelemedim dediği nakledilir. İbn Kuteybe ise “saffen” kelimesine “cemîan” (جميعا), yani hep birlikte anlamı vermiştir. Onun dışında başka müfessirlerin de görüşü budur. Aynı âyetteki “istalâ” (استعلى) kelimesi “galebe çaldı” anlamındadır.
Bugün üstün gelen kendini kurtarmıştır. “İnne firavne alâ fi’l-ardi” (األرض في عال فرعون إن) yani “Kuşkusuz ülkesinde Firavun ululuk taslamıştı” meâlindeki âyette geçen “alâ” (عال) fiili nasıl ki galebe çaldı anlammda ise burada yer alan “men istalâ” cümlesi de galebe çalan anlamındadır. “Men istalâ” tabirinin Firavunun sihirbazlara galip gelmeleri durumunda vâdettiği mükâfatla mutlu olmak ve yükselmek isteyenler anlamma gelmesi de mümkündür. Sihirbazlarm galip gelmeleri durumunda Firavundan ödül istemeleri bir başka âyette meâlen şöyle ifade edilir: “Sihirbazlar geldiklerinde Firavuna, ‘Eğer üstün gelen biz olursak herhalde bize bir ödül vardır, değil mi?’ dediler. Firavun, ‘Evet’, dedi. O takdirde gerçekten has adamlarımdan olacaksınız”. İşte sihirbazlarm Firavundan istedikleri buydu. Eğer anlam bu olursa Firavun da onlara bu ödülü alacaklarını haber vermiş olmaktadır. Tabii bu ihtimal, âyette sözü edilen ifadenin Firavunun sözü olması durumunda geçerlidir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorum
-
Fe ecmiû (فَأَجْمِعُوا)
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luga adlı eserinde c-m-a kökünün "dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek" olduğunu belirtir. İf'al babından (icmâ) gelen bu fiilin emir kipinin, "bir konuda kesin karar vermek, niyetini sağlamlaştırmak, fikir ayrılıklarını bitirip bütün gücü tek bir noktada toplamak" anlamını taşıdığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "icmâ" eyleminin sadece fiziksel bir toplanma değil, iradenin ve zihnin dağınıklıktan kurtulup tek bir amaca kilitlenmesi olduğunu belirtir. Sihirbazların aralarındaki o kısa süreli tartışmayı ve şüpheyi (necvâ) bitirip; Musa'ya karşı tereddütsüz, tavizsiz ve mutlak bir strateji etrafında birleştiklerini analiz eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fiilin başındaki "fe" (takip ve sebep bildiren harf) edatının önemine dikkat çeker. Bu edatın, iç çekişme evresinden hemen sonra sihirbazların büyük bir hızla, vakit kaybetmeden ve adeta birbirlerini kışkırtarak o "ortak kararı" (icmâ) aldıklarını gramatik olarak sabitlediğini aktarır.
Keydekum (كَيْدَكُمْ)
İbn Fâris, k-y-d kökünün "gizli bir niyetle, başkasına zarar vermek için plan yapmak, hile ve tuzak kurmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin arenada sergilenecek olan o devasa illüzyonu ve büyücülük tekniklerini ifade ettiğini kaydeder. Kelimenin sonuna eklenen ikinci çoğul şahıs zamiriyle ("kum" / sizin), bu hilenin bireysel bir el çabukluğu değil; Mısır'ın en yetenekli büyücülerinin ortak aklıyla üretilmiş, organize ve topyekûn bir "kolektif yanılsama" olduğunu detaylandırır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki semantiğinde "keyd" kavramını ele alırken, metindeki teolojik paralelliğe dikkat çeker. Firavun'un daha önce (60. ayette) Musa'ya karşı "kendi tuzağını/keydini" toplamasına paralel olarak; sihirbazların da şimdi kendi "keydlerini" birleştirdiğini belirtir. Vahyin (mutlak hakikatin) karşısına çıkarılabilen yegane silahın "hile, göz boyama ve algı yönetimi" (keyd) olmasının, batılın o evrensel ve ontolojik zayıflığını gösterdiğini analiz eder.
Summe'tû (ثُمَّ ائْتُوا)
İbn Fâris, e-t-y kökünün "bir yere gelmek, varmak, hazır bulunmak" olduğunu belirtir. "Summe" (sonra) edatıyla "i'tû" (gelin) emir fiilinin birleşiminden oluştuğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "ityan" eyleminin sıradan bir varıştan ziyade, şuurlu, kararlı ve eyleme geçmek üzere arenaya çıkmak olduğunu kaydeder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "summe" edatının zaman aralığı (terâhi) bildiren bir bağlaç olduğunu aktarır. Sihirbazların önce perde arkasında hilelerini (keyd) hazırlayıp kurguladıklarını, stratejilerini sağlamlaştırdıklarını; ancak bu hazırlık aşamasından "sonra" emin adımlarla halkın ve Musa'nın karşısına çıktıklarını bildiren bir sıralama zarfı olduğunu belirtir.
Saffen (صَفًّا)
İbn Fâris, s-f-f kökünün "insanların veya nesnelerin düz bir çizgi halinde, omuz omuza, aralarında hiçbir boşluk veya eğrilik bırakmadan yan yana dizilmesi" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin masdar (hal) olarak kullanıldığını; sihirbazların arenaya darmadağınık, telaşlı bir kalabalık olarak değil, askeri bir disiplinle, tek bir vücut gibi omuz omuza (saf bağlayarak) çıktıklarını ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kitle psikolojisi ve psikolojik harp boyutuna odaklanır. Sihirbazların Musa'nın karşısına devasa bir "saf" (blok) halinde çıkmalarının; hem muhatabın (Musa'nın) gözünü korkutmak için yapılmış bir güç gösterisi olduğunu hem de az önce kendi aralarında yaşadıkları o gizli şüpheyi ve çekişmeyi (tenâzu) halktan ve devletten gizlemek için kurgulanmış kusursuz bir sahne (koreografi) olduğunu sosyolojik bir perspektifle detaylandırır.
Dücane Cündioğlu, "saf" tutmanın estetik ve felsefi duruşunu çözümler. Bireysel zaafların, vicdani şüphelerin ve korkuların, ancak kalabalıkların "omuz omuza" vererek oluşturduğu o yekpare fiziki kütlenin (safın) içinde eritilip saklanabileceğini belirtir. Kibrin ve batılın, hakikat karşısında tek başına duramadığı için ancak bu "kolektif yığın" (saf) illüzyonuyla ayakta durabildiğini vurgular.
Ve kad (وَقَدْ)
İbn Fâris, "kad" edatının mazi fiilin önüne gelerek mutlak bir kesinlik, beklentinin gerçekleşmesi ve şüphelerin ortadan kalkması (tahkik) anlamlarını kattığını ifade eder.
Efleha (أَفْلَحَ)
İbn Fâris, f-l-h kökünün asli anlamının "toprağı yarmak, sürmek, yarıp açmak" olduğunu belirtir. Toprağı yarıp tohum eken çiftçiye bu kökten "fellah" dendiğini hatırlatır. İf'al babında (iflâh) mecazen "zorlukları yarıp geçmek, engelleri aşarak istenilen zafere, kurtuluşa ve refaha ulaşmak" manasına geldiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "felah" kavramının, insanın dünyevi veya uhrevi olarak arzuladığı en yüksek hedefe ulaşması, beklentilerini elde ederek mutlak bir başarı kazanması olduğunu detaylandırır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bağlamındaki edebi ironiye dikkat çeker. Sihirbazların, Musa'yı alt ederek Firavun'un vaat ettiği o büyük maddi ödüllere ve yakınlığa (mukarrebun statüsüne) ulaşmayı mutlak bir "felah" (kurtuluş/zafer) olarak gördüklerini belirtir. Ancak kelimenin kökündeki o "yarıp geçme" eyleminin, günün sonunda sihirbazların hakikate teslim olmasıyla ve Musa'nın asâsıyla denizi yarmasıyla (gerçek felahla) tecelli edeceğini estetik bir dille analiz eder.
El-Yevme (الْيَوْمَ)
İbn Fâris, y-v-m kökünün "içinde bulunulan gün, an, güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimi" olduğunu belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, zaman zarfı olarak cümlenin merkezine yerleştirilen bu kelimenin, sihirbazların psikolojik durumunu yansıttığını aktarır. Sihirbazların bu varoluşsal kumarı bütünüyle "bugün" (o anki düello gününe) odakladıklarını; geçmişin veya geleceğin hiçbir önemi kalmadığını, sadece o bayram gününde (yevmu'z-zîne) o meydanda alınacak sonucun tüm hayatlarını belirleyeceğini gramatik olarak sabitler.
Men (مَنِ)
İbn Fâris, "men" edatının akıl sahibi varlıklar için kullanılan, "kim, o kişi ki, her kim" anlamındaki ism-i mevsul (bağlaç) olduğunu belirtir. Eylemi yapan özneyi geneller ve belirginleştirir.
İsta'lâ (اسْتَعْلَىٰ)
İbn Fâris, u-l-v (veya a-l-y) kökünün "yükselmek, yücelmek, üstte olmak, üstün gelmek ve galip olmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, istif'al babından gelen bu fiilin; kişinin bilinçli bir çabayla üstünlük talep etmesi, rakibine karşı baskın çıkmak için bütün gücünü seferber etmesi ve nihayetinde fiziksel veya manevi olarak arenada "en üste çıkması, onu ezerek galip gelmesi" eylemini ifade ettiğini kaydeder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin barındırdığı ontolojik kibri irdeler. Sihirbazların felsefesinin, hakikatin ne olduğunu araştırmak veya bulmak olmadığını; temel güdülerinin, ne pahasına olursa olsun (hileyle bile olsa) muhataba karşı "üstünlük kurmak ve en tepede yer almak" (isti'lâ) olduğunu belirtir. Bu güç istencinin ve tahakküm arzusunun, Firavun ahlakının yeryüzündeki en temel yansıması olduğunu vurgular.
Gabriel Said Reynolds, Antik Mısır'daki aristokratik güç hiyerarşisini incelerken kelimeyi teolojik bir bağlamda ele alır. Tapınaklarda ve sarayda makam sahibi olmanın yegane yolunun rakiplerini "alt etmek" (ista'lâ) olduğunu hatırlatır. Sihirbazların aralarında kurdukları bu motivasyon cümlesinin ("Üstün gelen kurtulacaktır"); onların bu karşılaşmayı dini bir hakikat arayışı değil, devlet kademelerinde "yükselmek ve servet elde etmek" için açılmış amansız bir siyasi gladyatör arenası gibi gördüklerini analiz eder.
Yorum
Yorum