وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tâ-Hâ Sûresi, 37. Ayet
Daralt
X
-
37. “Zaten sana bir kere daha lütufta bulunmuştuk.”
38. “Hani annene şunu vahyetmiştik:”
39. “Onu sandığa koy ve ırmağa bırak; böylece ırmak onu kıyıya çıkarsın ve benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Mûsâ!) Senin üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki (sevilesin), nezâretim altında büyütülüp yetiştirilesin.”
Zaten sana bir kere daha lütufta bulunmuştuk. Hani annene şunu vahyetmiştik: Onu sandığa koy ve ırmağa bırak; böylece ırmak onu kıyıya çıkarsın ve benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. Bu beyanda sözü edilen lütuf, Mûsâ (a.s.) soğuğa yakalanıp da yolunu şaşırdığı zaman yüce Allah’ın kendisini (bu sıkıntıdan) kurtarması olabilir. O esnada Mûsâ (a.s.) şöyle demişti: “Siz bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber yahut ısınmanız için bir parça ateş getiririm”. Bir kere daha diye sözü edilen lütuf işte budur. Ya da bu beyanda sözü edüen lütuf, Mûsanın (a.s.) o kıptîyi öldürdüğü zaman Allah Teâla'nın kendisini kurtarmasıdır. Mûsâ (a.s.) o esnada o kadar çok korkmuştu ki durum ümidini kaybetme derecesine kadar ulaşmıştı. İşte bahsedilen lütuf budur. Ya da söz konusu lütuf annesine onu sandığa koyması anlamına gelen vahyin (ilhamın) verilmesidir.
Bazıları ise bu beyanı Zaten sana peygamberlik vermekle bir kere daha lütufta bulunmuştuk diye açıklamıştır. Allah Teâlâ ifadenin devamında söz konusu lütfü beyan etmiş ve meâlen şöyle demiştir; Hani annene şunu vahyetmiştik. Onu sandığa koy ve ırmağa bırak; böylece ırmak onu kıyıya çıkarsın ve benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. Müfessirler bu kanaate varmışlardır. Yoksa Allah Teâlâ Mûsâ’ya sayısız lütuflarda bulunmuştur. En doğrusunu Allah bilir.
Öte yandan yüce Allah’ın Mûsanın annesine çocuğunu ırmağa bırakması yolunda ilham vermesi ve bunu yapmasının mümkün ve helâl olup olmadığı meselesinde, kalbinde böyle kanaat uyandırmasına dair şunları söyleyebiliriz. Çünkü şeytan tarafından da böyle bir ilham gelebilirdi. Zira şeytan “Bugün insanlar arasında sizi yenecek kimse yoktur” demişti. Şeytan kendileriyle konuşurken onun şeytan mı yoksa bir başkası mı olduğunu bilmiyorlardı. Buna göre Mûsâ’nın annesine şeytanın ilham vermesi mümkündür. O halde Mûsâ’nın annesi böylesine ölümcül bir hareketi nasıl yaptı? Söz konusu ilhamın ve kalbine verilen duygunun içinde bir alâmet ve bir işaret bulunup annesi kalbine gelen ilhamın Allah’tan geldiğini ve O’nun dışında birisi tarafından verilmediğini anlamış olabilir. Ya da Allah Teâlâ kalbindeki perdeleri ve engelleri kaldırmış ve böylece gelen ilham onun açısından açık ve net hale gelmiş olabilir. Bir başka ihtimal de şudur: Mûsâ’nın annesi çocuğu nehre bırakmaya mecbur kalmış ve bu yüzden yaptığı eylem kendisi açısından mümkün hale gelmiş olabilir. En doğrusunu Allah bilir.
(Ey Mûsâ!) Senin üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki (sevilesin). Müfessirlerin geneline ait kanaat şudur: Cenâb-ı Hak, (Mûsâ’ya dair) bu sevgiyi Firavunun karısının kalbine atmıştı. Çünkü Firavunun eşi Mûsâ için şöyle demişti: “O senin ve benim göz aydınlığımız, muradımız olsun! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur veya onu evlat ediniriz”. Fakat (bizce) Allah Teâlâ Firavunun karısının kalbine de Firavunun kalbine de sevgi verdi ki firavun onun (dünyaya geleceği haberi) yüzünden doğan her erkek çocuğu öldürdükten sonra insanların en şefkatlisi ve onu en çok seveni olsun ve Mûsâ’yı bulup alsın. Yüce Allah Mûsâ’ya olan rahmetinden ve lütfundan söz etmektedir. Bu, sözü edilen lütuftur. Zira Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: Zaten sana bir kere daha lütufta bulunmuştuk.
Nezâretim altında büyütülüp yetiştirilesin. Yani senin üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki nezâretim altında büyütülüp yetiştirilesin. “es-Sunu” (الصنع) iyi ve güzel şeyler yapmak demektir. Buna göre bu beyan sana iyilik ve ihsan yapılsın anlamına gelir. Bazıları “alâ aynî” (عيني على) kelimesine, benim muhafazam altında beslenmen için anlamı vermişlerdir. Arapça’da “aynullâhi aleyke” (عليك هللا عين) diye bir dua cümlesi vardır. Bu, Allah’ın koruması altında olasın, demektir. Bu açıklama Hasan-ı Basrî ve Katâde’ye aittir. Bazıları da bu beyanı şöyle açıklamışlardır: “Litürabbâ alâ aynî” (عيني على لتربى) yani benim bilgim altında yetişesin. Birinci açıklama daha uygundur.
Ebû Avsece bu beyanla ilgili olarak şu açıklamaları yapmıştır: “Li tusnaa alâ aynî” (عيني على لتصنع) benim bilgim altında demektir. Kendisine yaptığı açıklamada geçen “ayn” (عين) kelimesinin ne mânaya geldiği sorulmuş, o da kelimenin burada “bilgi” anlamına geldiğini söylemiştir. Aynı kelime başka yerlerde mal, yırtık deri demektir. “el-Ayn” (العين) kelimesi “âne yaînu” (يعين آن) fiilinin mastarıdır. İsm-i faili “âinun” (عائن) ve ism-i mef ulü “ma'yûnun” (معيون) şeklinde gelir ki “göz değen kişi” demektir. “el-Ayn” kelimesi hakikat anlamına da gelir. “Hâzâ bi aynihî” (بعينه هذا) cümlesi bu, onun hakikatidir, demektir. Ebû Avsece şöyle demiştir: Aynı kökten türeyen “el-îne” (العينة) “es-selef” (السلف) (borç verme ve selem akdi yapma vs.) demektir. Âyetin bir benzeri şu İlâhî beyanlardır: “Vasnai’l-fülke bi a'yüninâ” (بأعيننا الفلك واصنع), yani “Bizim gözetimimiz altında öğrettiğimiz şekilde gemiyi yap”; “Alâ men yekfüluhû” (يكفله من على) “Ona bakacak, ona kefil olacak biri”.
Yorumu Yorumla
-
Ve lekad (وَلَقَدْ)
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisi kuralları çerçevesinde "vav", "lâm" (lam-ı kasem/yemin lamı) ve "kad" (tahkik) edatlarının üst üste gelmesinin, cümlenin anlamını zirveye taşıyan çok katmanlı bir pekiştirme (tekit) oluşturduğunu aktarır. Muhataba, az önce verilen nimetin bir ilk olmadığını, ilahi şefkatin onun hayatında başından beri var olduğunu kesinkes hatırlatan gramatik bir mühür işlevi gördüğünü belirtir.
Menennâ (مَنَنَّا)
İbn Fâris, m-n-n kökünün Arap dilinde birbirine zıt iki farklı anlama (ezdâd) geldiğini ifade eder. Birincisi "kesmek, koparmak ve zayıflatmak", ikincisi ise "ağır bir iyilikte bulunmak, büyük bir nimet vermek ve karşılıksız lütuf" anlamındadır. Buradaki eylemin, insanın kendi gücüyle asla ulaşamayacağı o "ağır ve eşsiz lütuf" manasına geldiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "minnet" kavramını incelerken; bu eylemin insanlar arasında yapıldığında (başa kakmak) ahlaki bir çirkinlik olduğunu, ancak Allah'a nispet edildiğinde insanın taşıyamayacağı kadar büyük ve değerli nimetleri (hayatı, peygamberliği, kurtuluşu) karşılıksız olarak bağışlamak (ihsan) anlamına geldiğini analiz eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki semantiğinde "menn" kavramını insanın Yaratıcı'ya duyduğu mutlak ontolojik minnettarlığın temeli olarak görür. Musa'nın şu anki peygamberlik taleplerinin kabul edilmesinin tesadüfi olmadığını; ilahi inayetin onun bebekliğinden beri hayatına (Nil'e bırakılması, Firavun'un sarayında büyümesi) sürekli ve "ağır lütuflarla" (menennâ) müdahale ettiğini hatırlatan güçlü bir tarihsel bağ olduğunu detaylandırır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın varoluşsal hafızası üzerinden kelimeyi okur. Allah'ın Musa'ya "Biz sana daha önce de büyük lütuflarda bulunmuştuk" demesinin, peygamberin geleceğe dair duyduğu korkuları geçmişteki ilahi referanslarla tedavi etme (psikolojik teskin) yöntemi olduğunu belirtir.
Aleyke (عَلَيْكَ)
İbn Fâris, a-l-y kökünün "üstte olma, yükseklik ve yönelim" anlamlarına geldiğini, "alâ" harf-i cerinin muhatap zamiriyle (ke) birleşerek, yukarıdan (ilahi makamdan) aşağıya (Musa'ya) doğru inen lütfun ve nimetin mekansal ve ruhsal hedefini kesinleştirdiğini ifade eder.
Merraten (مَرَّةً)
İbn Fâris, m-r-r kökünün "geçip gitmek, bir yerden sıyrılmak ve tekrar eden an" anlamlarına geldiğini belirtir. Zamanın akışı içindeki tekil bir duruma veya tekrarlanan bir olayın her bir evresine "merre" (defa/kere) denildiğini kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin zaman dilimlerindeki tekrarları ifade ettiğini, insanın hayatındaki her bir dönüm noktasının bir "merre" olduğunu belirtir. Musa'nın bebeklik döneminde ölümden kurtarılıp annesine kavuşturulmasının, bu "bir başka defa" vurgusuyla zihne çağrıldığını analiz eder.
Uhrâ (أُخْرَى)
İbn Fâris, e-h-r kökünün "sonraya bırakılan, diğer, başka" anlamlarına geldiğini ifade eder.
Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinin yapısal (formel) analizinde bu tür geriye dönüş ifadelerinin (flashback) edebi işlevine odaklanır. "Bir başka defa daha" (merraten uhrâ) nitelemesinin, kıssanın akışında dinleyiciyi (ve Musa'yı) şu anki peygamberlik anından alıp, geçmişin o dramatik ve tehlikeli bebeklik günlerine götüren; ilahi kurgunun kusursuzluğunu ve kaderin nasıl ilmek ilmek işlendiğini gösteren muazzam bir litürjik (anlatısal) köprü olduğunu savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla