Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Secde Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Secde Sûresi, 30. Ayet

    فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fea’rid ‘anhum ventazir innehum muntazirûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Artık sen onlara aldırma ve bekle. Zaten onlar da bekliyorlar.”

      Artık sen onlara aldırma. Ey Muhammed! Onlara tanınan süreye kadar. Bekle. Onların başına gelecek azabı. Yani öldürülmeleri ve helâk edilmeleri. Zaten onlar da bekliyorlar. Sizin helâk olmanızı. Bazıları şöyle demiştir: Söz konusu güne kadar sen onlara aldırma. Mekke’nin fethini bekle, onlar da senin helâk olmanı bekliyorlar. Bu beyan şu mânaya da gelebilir: Artık sen onlara aldırma. Yani sana eziyet etmelerinin karşılığını verme. Bekle. Bizim onlara vereceğimiz karşılığı. Zaten onlar da bunu bekliyorlar. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        A'rıd (أَعْرِضْ)

        Arapça "a-r-d" (ayn, ra, dad) kökünden if'âl babında türeyen bir emir fiilidir. Yüz çevirmek, sırt dönmek, uzaklaşmak ve aldırış etmemek anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin eni, genişliği ve yan tarafı" olduğunu belirtir. Kişinin birine "enini/yan tarafını" dönerek ondan uzaklaşması, araya mesafe koyması ve ilgiyi kesmesi eylemi (i'raz) bu kökten türemiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "i'raz" kavramını sadece fiziksel bir bedensel dönüşten ziyade; aklın, kalbin ve ilginin bir konudan tamamen koparılması olarak tanımlar. Sûrenin kapanış ayetindeki bu emir, inkarcılara laf anlatma çabasının bitirilmesini, onlarla olan zihinsel ve duygusal bağın kesilerek hakikate sağır olan bu kitleye karşı aktif bir umursamazlık zırhına bürünülmesini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın iletişim modelinde bu eylemi analiz eder. İnkarcıların "kibir" (istikbar) ve "yalanlama" (tekzib) eylemlerine karşı peygambere verilen "yüz çevir" (a'rıd) emri, diyaloğun ontolojik olarak tükendiğinin ilanıdır. Bu eylem, bir kaçış veya yenilgi değil; muhatabın hakikati anlama kapasitesini yitirdiğinin tescillenmesi ve davanın artık doğrudan ilahi mahkemeye (Fasl gününe) havale edilmesidir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki retorik bağlamını inceler. Sûre boyunca süren yoğun teolojik ve eskatolojik tartışmaların, tehditlerin ve uyarıların ardından gelen bu keskin emir kipi, muazzam bir psikolojik kopuşu sahneler. Tartışma aniden kesilir ve peygambere, o inkarcı kitleyi kendi karanlıklarıyla baş başa bırakıp (yüz çevirip) sahneden çekilmesi emredilir.

        İntazır (وَانْتَظِرْ)

        Arapça "n-z-r" (nun, zı, ra) kökünden ifti'âl babında türeyen bir emir fiilidir. Beklemek, gözlemek, sonucun ne olacağına bakmak ve gözetlemek anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, kökün iki temel anlamı olduğunu belirtir: Birincisi "gözle veya zihinle bir şeye bakmak, onu müşahede etmek", ikincisi ise "bir işin sonucunu beklemek, ertelemek, zamanın dolmasını ve bir şeyin açığa çıkmasını gözlemek".

        Râgıb el-İsfahânî, "intizar" kavramının, gelecekte olması vaat edilen veya tehdit edilen bir durumun gerçekleşmesi için zihinsel bir teyakkuz halinde beklemek olduğunu açıklar. Ayette "yüz çevirme" (a'rıd) emrinin hemen ardından gelen "bekle" (intazır) emri, peygamberin pasif bir çaresizliğe değil, ilahi vaadin (Feth/Hüküm) gerçekleşeceğinden emin olan aktif ve inançlı bir gözlem pozisyonuna geçmesini ifade eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın varoluşsal zaman algısı üzerinden bu kelimeyi analiz eder. Hidayet ve tebliğ görevi bitmiş, söz tükenmiştir. Bundan sonraki aşama "ontolojik sabır" ve "bekleyiş"tir (intizar). Bu bekleyiş, şüphe dolu bir zaman geçirme değil; ilahi adaletin tecelli edeceği o sarsılmaz anın (yakîn) bilinciyle zamanın akışına şahitlik etmektir.

        Dücane Cündioğlu, konuyu zaman ve ilahi irade ekseninde felsefi bir derinlikle okur. İnsanın "beklemesi" (intizar), kendi sınırlı zamanını (kronos) Yaratıcı'nın mutlak ve kuşatıcı zamanına (kairos) hizalamasıdır. Peygambere verilen bu emir, dünyevi aceleciliğin (inkarcıların "ne zaman?" sorusunun) karşısına, ilahi takvimin şaşmazlığına duyulan o ağırbaşlı ve mutlak güveni (bekleyişi) koyar.

        Muntazırûn (مُنْتَظِرُونَ)

        Arapça "n-z-r" (nun, zı, ra) kökünden ifti'âl babında türeyen ism-i failin çoğuludur. Bekleyenler, gözleyenler, sonucun gelmesini umanlar anlamlarına gelir.

        İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin meydana gelmesini gözetleyen ve o beklenti içinde olanlar" manasını taşıdığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, aynı kökten gelen iki kelimenin (intazır ve muntazırûn) yan yana kullanılmasındaki ironiye dikkat çeker. Peygamber, Allah'ın vaadinin (zaferin ve adaletin) gerçekleşmesini beklerken; inkarcılar da peygamberin başına dünyevi felaketlerin gelmesini, davasının sönmesini veya alay ettikleri o azabın (kıyametin) gerçekten kopup kopmayacağını "beklemektedirler".

        Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ'ın apokaliptik atmosferi bağlamında bu kapanış kelimesini inceler. Sûrenin son ayeti, dönemin eskatolojik metinlerinde sıkça görülen "gerilimli bekleyiş" (apocalyptic expectation) motifiyle biter. Her iki taraf da (inananlar ve inkarcılar) kozmik bir müdahalenin (Fetih/Yargı Günü) eşiğinde olduklarının farkında olarak veya olmayarak, tarihin sonunu ve ilahi hükmü "bekleyenler" (muntazırûn) sahnesinde dondurulmuştur.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke döneminin tarihsel ve sosyo-psikolojik zemini üzerinden okur. Müşrikler, peygamber için "Zamanın felaketlerinin onun başına gelmesini bekliyoruz" diyerek onun ölümünü veya yenilgisini gözlüyorlardı. Kur'an, onların bu tarihsel tutumunu (bekleyişlerini) alarak, cümleyi onlara karşı ontolojik bir tehdide dönüştürür: "Şüphesiz onlar da asıl kendilerini vuracak olan o ilahi azabı bekleyenlerdir."

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, sûrenin bu kelimeyle bitişindeki tefsir uyumunu özetler. "Muntazırûn" kelimesi, Secde Sûresi'nin başından beri işlenen ilahi kudret, yaratılış, vahyin inkarı ve diriliş tartışmalarının tümünü nihai bir noktada düğümler. Tartışma bitmiş, deliller sunulmuş, hüküm verilmiştir; geriye sadece ilahi mahkemenin kurulacağı o kaçınılmaz anın taraflarca "beklenmesi" kalmıştır. Sûre, muazzam bir sükûnet ve sarsıcı bir teyakkuz (bekleyiş) haliyle sona erer.

        Yorum

        İşleniyor...
        X