وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Sâffât Sûresi, 137. Ayet
Daralt
X
-
134-135. “Geride kalanlar arasında bırakılan yaşlı bir kadın dışında onu ve bütün ailesini kurtarmıştık;”
136. “Sonra diğerlerini helak ettik.”
137-138. “Siz de sabah akşam onların yurtlarından gelip geçmektesiniz. (Bunları görüp de) aklınızla değerlendirmiyor musunuz?”
Bu beyanlarda Cenâb-ı Hak Mekkelilere, peygamberleri yalancılıkla itham etmeleri sebebiyle daha önceki ümmetlerin başlarına gelen azabı ve helaki hatırlatmakta, onlardan helake uğrayanın hakka karşı inatçılık yapmaları ve peygamberleri inkâr etmeleri sebebiyle helak edildiğini, helak olmaktan kurtulanların da ancak peygamberleri tasdik etmeleri ve onlara uymaları sayesinde kurtulduklarını söylemekte; onların başına gelenlerin sizin de başınıza gelmemesi için Muhammed aleyhisselâmın peygamberliğini inkâr etmekten sakının diye onlara öğüt vermektedir.
Siz de sabah akşam onların yurtlarından gelip geçmektesiniz. Yani peygamberleri inkâr ettikleri için helâk edilen o insanların yaşadıkları yerlerden sabah akşam geçiyorsunuz ve onların sadece peygamberleri inkâr etmelerinden ötürü helâk edildiklerini biliyorsunuz.
(Bunları görüp de) aklınızla değerlendirmiyor musunuz? Yani onlardan ibret almıyor musunuz? İbret alıp Muhammed aleyhisselâmı yalancılıkla itham etmekten vazgeçmez misiniz? En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
ve innekum (وَإِنَّكُمْ)
Arapçada başlangıç, atıf ve yeni bir hitaba geçiş bildiren "ve" (bağlaç) harfi, isim cümlelerinin başına gelerek mutlak kesinlik ve tekit (pekiştirme) katan "inne" (şüphesiz/muhakkak) tahkîk edatı ve ikinci çoğul şahıs "kum" (siz) zamirinin kaynaşmış halidir. Cümlenin muhatabını doğrudan tayin eder.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında anlatının üçüncü şahıstan (onlardan) aniden "siz" (kum) zamirine geçiş yapmasının belagat ilmindeki "iltifat" (yön değiştirme/ani hitap) sanatının en çarpıcı örneklerinden biri olduğuna dikkat çeker. Kuran, ölü bir tarihi nakletmeyi aniden keser ve "Ve şüphesiz siz..." diyerek hitabı doğrudan o ayetleri dinleyen Mekkeli muhatapların (müşriklerin) yüzüne çevirerek onları o tarihsel helak sahnesinin içine canlı birer tanık olarak çeker.
Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik ve anlatısal kurgusunda bu başlangıç edatının (ve innekum) retorik fonksiyonunu tahlil eder. Kuran, Lut kavminin geçmişte kalmış o apokaliptik helakini, Mekke toplumunun güncel hayat pratiğine (kervan yolculuklarına) bağlamak için bu "şüphesiz siz" kalıbını kullanır. Uzaktaki efsane, aniden muhatabın kendi gözleriyle gördüğü, inkar edilemez bir coğrafi ve tarihsel ibret vesikasına dönüşür.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, tefsir birikimi bağlamında bu hitabın psikolojik sarsıcılığına dikkat çeker. "İnne" edatının verdiği tahkîk (kesinlik), müşriklerin o kalıntıların yanından geçtikleri halde o yıkımdan ders almamalarındaki zihinsel körlüğü şiddetle vurgulayan bir uyarı mühürüdür.
le temurrûne (لَتَمُرُّونَ)
Arapçada cümleye ekstra bir kesinlik ve sarsılmazlık katan "le" (lâm-ı ibtidâ / tekid) harfi ile, "m-r-r" kökünden türetilmiş, sülasi mücerred, muzari (şimdiki/geniş zaman), ikinci çoğul şahıs (siz) fiili olan "temurrûne" (geçiyorsunuz / uğruyorsunuz) kelimesinin birleşiminden oluşur. Cümlenin yüklemi konumundadır.
İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "m-r-r" kökünün temel manasının "bir şeyin durmaksızın gitmesi, akıp geçmesi, bir noktanın yanından veya üzerinden hareket halinde ilerlemek ve süreklilik" (mürûr) olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "mürûr" eyleminin Kuran lügatinde salt bir mekân değişikliği olmadığını; insanın gözünün önündeki ibret verici bir olayın, kalıntının veya hakikatin yanından (fiziksel veya zamansal olarak) tefekkür etmeden, adeta sıradan bir şeymiş gibi "kayıtsızca geçip gitmesini" de tanımladığını kaydeder.
Gabriel Said Reynolds, Geç Antik Çağ bağlamında bu fiilin (geçip gitmek) barındırdığı tarihsel ve coğrafi kurguyu inceler. Arap Yarımadası'ndaki tüccarların ticari rotaları, eski medeniyetlerin yıkıntılarıyla doluydu. Kuran, Mekkelilerin bu rutin kervan "geçişlerini" (mürûr) sıradan bir ekonomik faaliyet olmaktan çıkarıp, onları bu yıkıntılar üzerinden teolojik bir okumaya zorlar.
Celaleddin el-Suyuti, fiilin başındaki "le" (kesinlikle) edatının belagat ilmindeki pekiştirme işlevine dikkat çeker. Kuran, "siz geçiyorsunuz" (temurrûne) diyebilecekken, araya bu harfi ekleyerek; Mekkelilerin Şam'a (Kuzey'e) giden ticaret yollarında Sodom kalıntılarını kendi gözleriyle gördüklerini ve bu coğrafi geçişin inkar edilemez mutlak bir gerçeklik olduğunu (le temurrûne) gramatikal olarak mühürler.
Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine (ses simgeciliğine) eğilerek; dudakların birleşmesiyle çıkan "m" ve dilin damağa art arda çarpmasıyla oluşan şeddeli ve titreşimli "r" (m-r-r) harflerinin oluşturduğu o kesintisiz, akışkan, yuvarlanan ve tekrar eden ses yapısının; yolda yürüyen deve kervanlarının ritmik adımlarını, o tükenmek bilmeyen ardışık "geçiş" (mürûr) hareketini işitsel bir sahne (ses imgesi) olarak muhatabın şuuruna doğrudan nakşettiğini ifade eder.
aleyhim (عَلَيْهِم مُّ)
Arapça dilbilgisinde "üzerine, üstüne, yanına" anlamları veren, mekânsal bir teması, kuşatmayı veya bir nesnenin hizasında bulunmayı (isti'lâ) bildiren "alâ" harf-i ceri ile, üçüncü çoğul şahıs eril "him" (onlara/onların) zamirinin kaynaşmış halidir. Sonraki kelimenin mim harfine idgam edilerek (katılarak) okunur.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu edat ve zamir öbeğinin barındırdığı ontolojik ibrete dikkat çeker. Zamir (him), helak edilen Lut kavmine (geride bırakılanlar zümresine) döner. "Alâ" edatındaki kapsayıcılık (isti'lâ) vurgusu, Mekkeli tüccarların sadece boş bir araziden değil, kelimenin tam anlamıyla ilahi azapla yerle bir olmuş, toprağın altına gömülmüş o sapkın cesetlerin ve lanetli bir medeniyetin "tam üzerinden, yanıbaşından" (aleyhim) yürüdüklerini gramatikal olarak belgeler. Ölülerin trajedisi, dirilerin yoludur.
musbihîn (مُصْبِحِينَ)
Arapça "s-b-h" kökünden türetilmiş, if'al babında, ism-i fâil (etken ortaç) vezninde, kurallı eril çoğul (cemi müzekker salim) bir isim/sıfattır. Ayetin sözdiziminde "temurrûne" (geçiyorsunuz) fiilinin fâilinin (siz zamirinin) durumunu/zamanını bildiren "hâl" (durum zarfı) olarak nasb (yâ harfi ile) konumundadır.
İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "s-b-h" kökünün temel manasının "karanlığın yırtılması, gecenin bitip gün yüzünün parlaması, aydınlık, sabah vakti ve bir şeyin net bir şekilde görünür hale gelmesi" (sabah) olduğunu belirtir. İf'al babı, kişinin eylemsel olarak "sabah vaktine girmesini" ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "musbih" kavramının Kuran lügatinde; sabah aydınlığına kavuşan, gözün görmesini engelleyen gece karanlığından kurtulup eşyayı ayan beyan (şeffaf) gören kişi anlamına geldiğini kaydeder.
Patricia Crone, Geç Antik Çağ bağlamında Mekke ticareti (Meccan Trade) ve Kuran'ın coğrafi/tarihsel arka planını incelerken bu kelimenin taşıdığı mutlak coğrafi gerçekliğe dikkat çeker. Hicaz'dan (Mekke'den) çıkıp Suriye'ye (Gaza/Şam'a) giden tüccarların kullandığı ana ticaret rotası, tam olarak Lut Gölü (Ölüdeniz / Sodom) havzasından geçiyordu. Çöl yolculuklarında kervanlar genellikle gece veya seher vakti yola çıkarlar. Kuran, "musbihîn" (sabahlayanlar/sabah vaktine girenler olarak) diyerek; Mekkelilerin bu lanetli yıkıntıların yanından, her şeyin gözle en net ve aydınlık görüldüğü o "sabah vaktinde" geçtiklerini devasa bir tarihsel vesika olarak dilde mühürler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin polemik zeminine inerek; bu hâl zarfının (musbihîn) müşriklerin mazeretlerini nasıl yok ettiğini ifade eder. İnsan karanlıkta geçtiği bir yerdeki yıkıntıları görmediğini iddia edebilir. Ancak Kuran "sabah aydınlığına ermişken" (musbihîn) diyerek, onların o helak izlerini (kükürt ve felaket tortularını) güneşin ilk ışıkları altında, güpegündüz, kör gözüne parmağını sokarcasına net gördüklerini ve buna rağmen tevhidi reddetmeye devam ettiklerini yüzlerine çarpar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de Lut kıssasının sonundaki bu vurgunun, tarihi kalıntıların ibret vesikası (arkeolojik şahitler) olarak Kuran'daki en belirgin kullanımlarından biri olduğu; "musbihîn" (sabaha çıkarken) kelimesinin, müşriklerin o yıkıntıları gözleriyle defalarca görmüş olmalarının, onların inkarındaki o inatçı kibri kanıtlayan bir zaman/durum mühürü olduğu vurgulanır. Ayet, geçmişin o devasa yıkımının, bugünün aydınlığında yürüyenleri dilsiz bir şekilde uyardığı o sarsıcı tarihsel yüzleşmeyle son bulur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla