Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sâffât Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sâffât Sûresi, 21. Ayet

    هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Hâżâ yevmu-lfasli-lleżî kuntum bihi tukeżżibûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      21. "Evet, bu, asılsız olduğunu savunduğunuz yargı günüdür"

      Fasıl Günü

      “Yevmu’l-fasl” (يوم الفصل) ibaresi yargı günü, hüküm günü anlamına gelir. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Muhakkak ki Rabb’in, ihtilaf edip durdukları hususlarda kıyamet günü onların arasında hükmünü verecektir”. En doğrusunu Allah bilir. Bu tabir ayırma, tefrik etme günü anlamına da gelebilir, yani o gün Allah kâfirlerle müminleri, temiz olanlarla pisleri birbirinden ayıracaktır. Tıpkı şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “Tâ ki, Allah pisi temizden ayırsın, pisleri üst üste koyup hepsini bir araya toplasın, sonra da cehenneme atsın”, “Ey günahkârlar! Siz bugün şöyle ayrılın!”, “Onların bir kısmı cennette, bir kısmı da cehennemde olacaktır”. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        hâzâ (هَذَا)

        Arapçada yakındaki eril bir durumu veya nesneyi işaret etmek için kullanılan ism-i işaret (işaret zamiri) olup, "h-z-y" veya "h-z-e" kökenine dayanır. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdiziminde bu zamirin, melekler veya müminler tarafından söylenerek, müşriklerin bizzat o an içinde bulundukları ve az önce feryat ettikleri o dehşet verici güne (kıyamet/hesap gününe) doğrudan ve somut bir işaret olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, Mekki surelerin dramatik kurgusunda bu tür ani işaret zamirlerinin işlevine değinerek; "İşte bu!" şeklindeki vurgunun, dünyadayken teorik olarak inkar edilen eskatolojik geleceğin aniden, reddedilemez, çıplak ve kaçınılmaz bir "şimdi"ye (yakın gerçekliğe) dönüştüğünü muhatabın zihnine bir şok dalgası gibi çarptığını savunur.

        yevmu (يَوْمُ)

        Arapça "y-v-m" kökünden türemiş bir isimdir ve ayette "hâzâ" mübtedasının haberi konumundadır. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "y-v-m" kökünün "gündüz, belirli bir zaman dilimi veya bir olayın gerçekleştiği vakit" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin Kuran'da sadece yirmi dört saatlik astronomik bir günü değil, başı ve sonu olan herhangi bir mutlak süreyi, dönemi veya çağı ifade edebileceğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri kökenine inerek, bu sözcüğün İbranicede "yôm", Aramice ve Süryanicede "yavmâ" şeklinde aynı anlamsal çerçevede kullanıldığını; Kuran'ın bu ortak Sami hafızasını ahiret sahnelerini tasvir ederken teolojik bir zaman birimi olarak kullandığını belirtir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kuran terminolojisinde ahirete dair tamlamalarda bu kelimenin, ilahi hükmün tecelli edeceği eşsiz kozmik anı imlediğini ifade eder.

        el-fasli (الْفَصْلِ)

        Arapça "f-s-l" kökünden türemiş bir mastar/isimdir ve ayette "yevmu" kelimesinin muzafun ileyhi (tamlayanı) olarak "yevmu'l-fasl" (ayrım/hüküm günü) tamlamasını oluşturur. İbn Fâris, etimolojik çözümlemelerinde "f-s-l" kökünün temel manasının "iki şeyi birbirinden ayırmak, aralarını açmak, birleşmiş olanı koparmak ve netleştirmek" olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiziksel ayrım manasını teolojik boyuta taşıyarak; kelimenin hak ile batılın, doğru ile yanlışın, zalim ile mazlumun birbirinden kesin çizgilerle ayrıldığı mutlak ilahi hüküm (yargı) anlamına geldiğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın semantik evreninde bu kavramın ontolojik bir ayrışmayı temsil ettiğini tahlil eder. Dünyadayken inananlar ile inkar edenlerin iç içe yaşadığı belirsiz ve gri alan, bu "fasl" (ayrım) gününde kesin bir kılıç darbesi gibi ikiye bölünür. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik arka planında, kabile anlaşmazlıklarını çözen hakemlerin verdiği nihai kararların (faslu'l-hitab) yattığını; Kuran'ın bu hukuki terimi evrensel ve kozmik bir mahkeme sahnesine (yevmu'l-fasl) taşıyarak, müşriklerin dünyevi itiraz haklarının tamamen ellerinden alındığını savunduğunu belirtir. Dücane Cündioğlu, kelimenin fonetik estetiğine dikkat çekerek; "f", "s" ve "l" harflerinin oluşturduğu keskin, ıslıklı ve sürtünmeli ses yapısının, hakikati batıldan ayıran o ilahi kılıcın kesiş anını ve hükmün kesinliğini işitsel bir sembolizmle (ses imgesiyle) okuyucuya aktardığını ifade eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de bu tamlamanın, ilahi adaletin tecelli edip safların (cennetlikler ve cehennemlikler) birbirinden ayrıştığı o dehşetli günü ifade eden temel eskatolojik kavramlardan biri olduğu kaydedilir.

        ellezî (الَّذِي)

        Arapça dilbilgisinde tekil eril varlıklar için kullanılan ism-i mevsul (ilgi zamiri) olup "ki o" anlamına gelir. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdizimsel inşasında bu edatın, "yevmu'l-fasl" (ayrım günü) tamlamasını bir sıfat cümlesiyle nitelendirmek üzere kullanıldığını belirtir. Bu bağlaç, içinde bulunulan o sarsıcı anı, müşriklerin geçmişteki bir eylemine (inkarlarına) doğrudan bağlayarak ontolojik bir yüzleşme sahnesi kurar.

        kuntum (كُنْتُمْ)

        Arapça "k-v-n" kökünden türemiş, mazi (geçmiş zaman), ikinci çoğul şahıs nakıs fiilidir. İbn Fâris, "k-v-n" kökünün "var olmak, meydana gelmek, bir halde bulunmak" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin bu kullanımının sıradan bir varoluştan ziyade, muhatapların geçmişteki sürekli ve yerleşik bir psikolojik durumunu (halini) temsil ettiğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, ardından gelen muzari fiille (tukezzibûn) birlikte kullanıldığında bu yapının "hikâye edilmiş şimdiki zaman/sürekli geçmiş zaman" (yalanlıyordunuz) anlamı ürettiğini; bunun da inkarcıların yalanlama eylemini dünyadayken bir anlık değil, sürekli, inatçı ve istikrarlı bir hayat tarzı haline getirdiklerini gramatikal olarak vurguladığını kaydeder.

        bihî (بِهِ)

        Arapçada "ile, ona, onu" anlamları katan "bi" harf-i ceri ve üçüncü tekil şahıs eril zamiri olan "hî" (o) harfinin birleşiminden oluşur. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sözdiziminde bu ifadenin yalanlama eyleminin (tukezzibûn) nesnesini belirlediğini; zamirin (hî) doğrudan "yevmu'l-fasl"a (ayrım gününe) döndüğünü belirtir. Edatın kullanımı, inkarın doğrudan ve bizzat o güne yönelik yapıldığını vurgular.

        tukezzibûn (تُكَذِّبُونَ)

        Arapça "k-z-b" kökünden türetilmiş, tef'il babında (geçişlilik ve yoğunluk bildiren form), muzari (şimdiki/geniş zaman), ikinci çoğul şahıs fiilidir. İbn Fâris, etimolojik tahlillerinde "k-z-b" kökünün "gerçeğin zıttı, bir şeyi olduğundan farklı aktarmak, yalan söylemek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kuran'ın teolojik bağlamında "tekzib" (yalanlama) kavramının sıradan bir yalan beyan olmadığını; apaçık ilahi ayetleri, peygamberin getirdiği mesajı ve ahiret gerçeğini bilinçli, kasıtlı ve inatçı bir şekilde asılsız sayarak reddetmek (iftira atmak) olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kuran'ın semantik dünyasını tahlil ederken "tekzib" kavramını imanın ontolojik zıttı olarak konumlandırır. Ona göre tekzib, sadece bilişsel (zihinsel) bir itiraz değil, kişinin tüm varlığıyla ilahi hakikate karşı cephe alması, onu itibarsızlaştırma çabasıdır. Ayette fiilin bu babda (tef'il) kullanılması, müşriklerin yalanlamadaki aşırılıklarını, sistematik alaylarını kapsayan bir eylemsel şiddet ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki işlevine değinerek, Mekke aristokrasisinin ahiret ve hesap gününü "tekzib" etmesinin altında, yeryüzündeki sömürü düzenlerini ve kabilevi otoritelerini koruma güdüsünün yattığını; hesap verme (yevmu'l-fasl) fikrinin onların sosyo-ekonomik konforlarını tehdit eden en büyük unsur olduğunu savunur. Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde de bu fiilin, hakikati örtbas etme ve ilahi yargıyı hükümsüz kılma adına sergilenen en temel inkarcı tutum olduğu kaydedilir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X