Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 169. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 169. Ayet

    اِلَّا طَر۪يقَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İllâ tarîka cehenneme ḣâlidîne fîhâ ebedâ(en)(c) vekâne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      168-169. İnkâr edenleri ve hakkı gözetmeyenleri, Allah asla bağışlayacak değildir. Onları, içinde ebedi olarak kalacakları cehennem yolundan başka bir yola da yönlendirecek değildir. Bu da Allah için çok kolaydır.

      İnkâr edenleri ve hakkı gözetmeyenleri. Yani Allah'ın ayetlerini ve kesin delillerini inkâr edenler, Hakkı gözetmeyenler, yani Allah'ın emrini gözetmeyip terk edenler. Hakkı gözetmeyenler mealindeki beyanın, kendilerini Allah'tan başkasına kul yapan ve O'ndan başkasına ibadet edenler anlamına da gelebilir; halbuki Cenab-ı Hak onları, ibadetlerini kendisine yapmaları için yaratmıştır. Şu halde onlar kendilerini yanlış bir konumda tutmuşlardır. Bundan dolayıdır ki Allah kendilerini zulüm ve hakkı gözetmemekle nitelendirmiştir. Çünkü zulüm bir şeyi ait olduğu yere koymamaktır. Şöyle bir ihtimal de vardır: Onlar her ne kadar kendilerine zulmetmeyi kasdetmemişlerse de bu zulmü yapmışlardır, çünkü yaptıklarının neticesi kendilerine dönecektir, sanki kendilerine zulmetmiş konumundadır. En doğrusunu Allah bilir.

      Allah onları asla bağışlayacak değildir. Onları, cehennem yolundan başka bir yola da yönlendirecek değildir. Cenab-ı Hak burada sanki dolaylı bir şekilde onları cehenneme giden yoldan başka bir yola yönlendirilmeyeceğini beyan etmektedir. Bunun, müfessirlerin söylediği anlama gelmesi de muhtemeldir, onlar şöyle demiştir: Allah Teala onları İslam yoluna değil cehennem yoluna, yani küfür ve şirk yoluna yönlendirecektir, çünkü bu ikisi, dünyada cehennemin, İslamiyet ise yine dünyada cennetin yoludur. Bu ve bir önceki ayet, Allah Teala'nın ebediyen iman etmeyeceklerini ve küfür halinde öleceklerini bildiği bir kavim hakkındadır. Zira O, kendilerini bağışlamayacağını ve onlara doğru yolu göstermeyeceğini haber vermiştir.

      İçinde ebedi olarak kalacaklardır. Bu da Allah için çok kolaydır; manası açıktır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        illâ (إِلَّا)

        İstisna edatıdır. Önceki ayetteki "Allah onları hiçbir yola iletmez" şeklindeki mutlak ilahi reddedişin ve mahrumiyetin tek istisnasını, yani o kâfirlerin mecburen varacakları o feci ve kaçınılmaz ontolojik menzili bildirmek üzere sarsıcı bir kapı aralar.

        tarîka (طَرِيقَ)

        İbn Fâris, t-r-k kökünün "ayak basmak, vurmak, dövmek ve insanların sürekli üzerinden geçmesi sebebiyle ezilmiş, belirginleşmiş açık yol" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yol" (tarîk) kavramının burada yeryüzündeki fiziksel bir patikadan ziyade, insanın dünyadayken işlediği o feci inkarın ve zulmün, onun ruhunda ve eskatolojik akıbetinde inşa ettiği o geri dönülmez "varoluşsal rotayı ve gidişatı" nitelediğini açıklar.

        cehenneme (جَهَنَّمَ)

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak İbranice "Gê-Hinnôm" (Hinnom Vadisi - Kudüs'te çocukların kurban edildiği ve daha sonra çöplük/ateş çukuru olarak kullanılan lanetli vadi) ve Süryanice "Gêhannâ" kökünden Arapçaya süzüldüğünü tesciller. Angelika Neuwirth, Kur'an eskatolojisinde "Cehennem" kavramını tahlil eder; Geç Antik Çağ teolojisindeki bu tarihsel ve coğrafi travmanın (Hinnom vadisindeki ateşin), Kur'an tarafından bütünüyle soyutlanarak, ilahi nizamı kasten yıkan ve zulüm üreten o kitlenin atılacağı "mutlak, kozmik ve ebedi azap çukurunun" özel ismi olarak kurgulandığını detaylandırır.

        hâlidîne (خَالِدِينَ)

        İbn Fâris, h-l-d kökünün "bir şeyin bozulmadan, değişmeden, bulunduğu hal üzere uzun süre kalması ve süreklilik" manalarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "hulûd" (ebedilik) kavramının Kur'an'ın zaman algısındaki yerini inceler; bunun dünyevi, ölçülebilir bir zaman dilimi olmadığını, aklın tasavvur edemeyeceği kadar mutlak bir "zamanın donması" veya "sonsuz bir şimdi" hali olduğunu; cehennemdeki bu kalışın (hâlidîn), bedenin ölerek kurtulma ihtimalini veya azabın hafiflemesini sıfırlayan feci bir ontolojik "varoluşsal hapis" statüsü olduğunu detaylandırır.

        fîhâ (فِيهَا)

        "Onun içinde" manasına gelen zarf ve zamir birleşimidir. O ateş çukurunun (Cehennemin) muhatabı bütünüyle kaplayan, kaçış veya nefes alma imkanı bırakmayan o kuşatıcı mekansal ve ruhsal derinliğini niteler.

        ebedâ (أَبَدًا)

        İbn Fâris, e-b-d kökünün "zamanın kesintisizliği, sonu gelmeyen süreç ve ebediyet" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hulûd" (uzun süreli kalış) kelimesinin tek başına yeterli olabileceği halde, hemen ardına "ebedâ" (sonsuzluğa kadar) kelimesinin eklenmesinin teolojik ağırlığını açıklar; bunun, cezanın bir gün mutlaka biteceği veya cehennemin nihayetinde yok olacağı yönündeki her türlü sapkın dogmayı, felsefi ümidi ve pazarlığı bütünüyle ezip geçen, azabın "mutlak sonsuzluğunu" mühürleyen devasa bir pekiştirme (tekit) olduğunu aktarır.

        ve kâne (وَكَانَ)

        İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, bir halde bulunmak" manasına geldiğini belirtir. Gerçekleşecek eylemin ve cezanın anlık bir tehdit değil, ilahi kanun (sünnetullah) gereği sarsılmaz ve ebedi bir realite olduğunu bildirir.

        zâlike (ذَٰلِكَ)

        "İşte bu / O" manasındaki işaret zamiridir. İnkarcıların o dipsiz kuyuya fırlatılıp ebediyen orada kilitli tutulması eylemine (ilahi infaza) işaret eder.

        alallâhi (عَلَى اللَّهِ)

        "Allah'a / Allah'ın üzerine" manasındadır. Fiilin icrasının, iradesinin ve o devasa hesabın doğrudan doğruya Yaratıcı'nın mutlak kudret menzilinde olduğunu gösterir.

        yesîrâ (يَسِيرًا)

        İbn Fâris, y-s-r kökünün "zorluğun zıddı olarak kolaylık, yumuşaklık, külfetsizlik ve zahmetsizlik" manalarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin kapanışındaki "Bu Allah'a çok kolaydır" (ve kâne zâlike alallâhi yesîrâ) beyanının teolojik azametini analiz eder; dünyadayken kendilerini dokunulmaz, son derece güçlü veya seçkin sanan o kibre batmış devasa kalabalıkların, zalim otoriterlerin ve sistemlerin yokedilip sonsuz bir ateşe hapsedilmesinin; insan aklına ürkütücü ve devasa bir operasyon gibi görünse de, Mutlak Kudret (Allah) karşısında zerre kadar bir yorgunluk, zorluk veya külfet oluşturmayan son derece basit, sıradan ve "zahmetsiz" (yesîr) bir ilahi tasarruf olduğunu sarsıcı bir rasyonaliteyle vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X