Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 166. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 166. Ayet

    لٰكِنِ اللّٰهُ يَشْهَدُ بِمَٓا اَنْزَلَ اِلَيْكَ اَنْزَلَهُ بِعِلْمِه۪ۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâkini(A)llâhu yeşhedu bimâ enzele ileyk(e)(s) enzelehu bi’ilmih(i)(s) velmelâ-iketu yeşhedûn(e)(c) vekefâ bi(A)llâhi şehîdâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Lâkin Allah sana indirdiğine, onu ilmiyle (ilminin bir eseri olarak) indirdiğine şahitlik eder; melekler de şahitlik ederler. Ve şahit olarak Allah yeterlidir.

      Fakat Allah sana indirdiğine, onu ilmiyle (ilminin bir eseri olarak) indirdiğine şahitlik eder; melekler de şahitlik ederler. Bu ayet iki şekilde açıklanmıştır. Denilmiştir ki Allah, kıyamet günü şahitlik edecektir, Melekler de şahitlik ederler ki sana indirilen bu Kur'an, Allah tarafından indirilmiştir; onların "Kesin olarak bunları ona bir insan öğretiyor", "Bu ancak düzmece bir yalan" ve "Bu, uydurmadan başka bir şey değil" dedikleri gibi değildir. Şöyle de denilmiştir: Fakat Allah sana indirdiğine şahitlik eder. Yani yaratıkların bir benzerini meydana getirmekten aciz kaldığı ve onun ancak Allah tarafından geldiğini ikrar etmek zorunda kaldığı ayetleri ve delilleri açıklar. En doğrusunu Allah bilir. Onu ilmiyle (ilminin bir eseri olarak) indirdi. Bu ilahi beyan iki şekilde anlaşılabilir. Biri, Allah Teala bu ayetleri ve delilleri, Rab olduğunun ayetleri ve semavi delilleri olduğu bilinsin diye indirmiştir anlamına gelebilir. Diğeri de, Onu ilmiyle (ilminin bir eseri olarak) indirdi, yani kimin kabul edeceği ve kimin etmeyeceğini bilerek indirmiştir, manasına da gelebilir. Yoksa o, yeryüzü sultanlarının birbirlerine gönderdikleri ve kabul edilip edilmediğini, kimin kabul edip kimin etmeyeceğini bilmedikleri bazı mesajlar ve hediyeler gibi değildir. Şayet onlar bunu bilselerdi, kabul etmeyeceklerinden dolayı ne elçileri ve ne de hediyeleri gönderirdi. Yüce Allah burada kimin kabul edip kimin etmeyeceğini kendinden olarak bildiğini haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Ve şahit olarak Allah yeterlidir. Yukarıda belirttiğimiz iki yorumdan birine göre Allah kıyamet günü ona şahit olmak üzere indirmiştir. Buradaki şehid lafzının, açıklayan anlamına gelmesi de muhtemeldir, yani ayetleri ve delilleri açıklayıcı olarak Allah yeterlidir. İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Cenab-ı Hak "Onlar arasından ilimde derinleşmiş olanlarla ... " diye başlayıp da "Müjdeleyen ve uyaran peygamberler gönderdik ki, insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı tutunacak bir delilleri olmasın!" kısmına kadar devam eden ayeti indirince, Kureyş mensupları "senin söylediklerinin hak olduğuna kim şahitlik edecek? demişti. Bunun üzerine Allah Teala şöyle buyurmuştur: Fakat Allah sana indirdiğine, onu ilmiyle (ilminin bir eseri olarak) indirdiğine şahitlik eder; melekler de şahitlik ederler. Ve şahit olarak Allah yeterlidir. Aynı zamanda "De ki: Hangi şahidin şahitliği daha güvenilirdir? De ki: Benimle sizin aranızda Allah şahittir" ayetini de indirmişti.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        lâkini (لَٰكِنِ)

        İbn Fâris, kendisinden önceki hükmü veya durumu telafi eden, düzelten ve yepyeni bir boyuta taşıyan "fakat, lakin, aksine" manasındaki istidrak edatı olduğunu belirtir. Önceki ayetlerde Yahudilerin İsa'yı öldürdüklerini iddia etmeleri veya vahyi inkar etmeleri gibi feci tutumlarına karşı, o beşeri inkarı bütünüyle ezip geçen sarsılmaz bir ilahi savunmayı başlatır.

        allâhu (اللَّهُ)

        Hakikatin mutlak sahibi, şahidi ve garantörü olan Yaratıcı'nın özel ismidir.

        yeşhedu (يَشْهَدُ)

        İbn Fâris, ş-h-d kökünün "bir yerde bizzat hazır bulunmak, kendi gözüyle görmek, kesin bilgiye sahip olmak ve şahitlik etmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şehadet" kavramının sıradan, yüzeysel bir onaylama değil; bizzat o nesneye/olaya dair mutlak bir ontolojik ilimle, zerre kadar şüphe barındırmayan sarsılmaz bir "ispat ve beyan" eylemi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Allah'ın şahitliğinin (yeşhedullâhu) Kur'an teolojisindeki ağırlığını inceler; insanların peygamberi yalanlaması karşısında Allah'ın doğrudan kendi zatını "şahit" olarak öne sürmesinin, beşeri bir iddiayı doğrudan doğruya tartışmaya kapalı "kozmik bir gerçeğe" dönüştüren en üst düzey teolojik mühür olduğunu detaylandırır.

        bimâ (بِمَا)

        "O şey ile ki / O indirdiğiyle" manasına gelen edat ve ilgi zamiridir. Şahitliğin konusunu ve hedefini kilitler.

        enzele (أَنزَلَ)

        İbn Fâris, n-z-l kökünün "yukarıdan aşağıya inmek ve bir yere konaklamak" manasına geldiğini belirtir. İf'al babında (inzal) kullanılarak, eylemin tek seferlik, mutlak ve aşkın bir kaynaktan "bilfiil indirilme" halini niteler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, vahyin inzalini din felsefesi ekseninde tahlil eder; bunun mekanik bir düşüş değil, Mutlak Aşkınlık sahibi olan Yaratıcı'nın, beşeri ontolojinin o dar sınırlarına (yeryüzüne) kendi kelamıyla sarsıcı bir şekilde "müdahale etmesi/tenezzül etmesi" olduğunu vurgular.

        ileyke (إِلَيْكَ)

        "Sana doğru / doğrudan sana." Yönelme edatı ve muhatap zamiriyle, o inen vahyin menzilinin doğrudan Hz. Muhammed'in şahsı ve idraki olduğunu işaretler.

        enzelehu (أَنزَلَهُ)

        "Onu (Kur'an'ı/vahyi) indirdi" manasında, eylemin sarsılmazlığını pekiştiren fiil ve zamir tekrarıdır.

        bi ilmihî (بِعِلْمِهِ)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün "bir şeyin hakikatini idrak etmek, eşyayı diğerinden ayıran kesin iz ve mutlak bilgi" anlamlarına geldiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Allah'ın vahyi "kendi ilmiyle" (bi ilmihî) indirdiği vurgusunun edebi ve psikolojik azametini analiz eder; indirilen metnin sıradan bir söz dizisi, kültürel bir anlatı veya beşeri bir ilham olmadığını; bizzat Yaratıcı'nın o kuşatıcı, devasa ve kusursuz "kendi özel bilgisinin" yeryüzündeki bir parçası (frekansı) olduğunu, dolayısıyla Ehl-i Kitab'ın vahye karşı geliştirdiği o sığ, feci kibrin ve inkarın doğrudan doğruya Allah'ın mutlak "ilmine" çarpıp parçalanmaya mahkum olduğunu sarsıcı bir estetikle detaylandırır.

        vel melâiketu (وَالْمَلَائِكَةُ)

        İbn Fâris, m-l-k (veya l-e-k) kökünün "elçilik yapmak, bir mesajı taşımak ve güç" anlamlarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik haritasını çıkararak İbranice ve Aramicedeki "mal'ak" (haberci/elçi ruh) formundan Arapçaya süzüldüğünü tesciller. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ bağlamında meleklerin "şahitliği" konseptini inceler; bunun basit bir kalabalık oluşturmak olmadığını, "göksel kordun" (heavenly court) vahyi bütün o ruhanî hiyerarşisiyle onaylaması ve yeryüzündeki inkarcılara karşı kurulan devasa, yenilmez bir kozmik "ittifak/konsensüs" olduğunu kaydeder.

        yeşhedûne (يَشْهَدُونَ)

        Yine ş-h-d kökünden gelen "onlar da şahitlik ederler" eylemidir. İnsanlar inkar etse bile, meleklerin bu sarsılmaz tasdiki ve ilahi metnin otantikliğini sürekli olarak onayladıklarını bildirir.

        ve kefâ (وَكَفَىٰ)

        İbn Fâris, k-f-y kökünün "bir şeyin ihtiyacı tam olarak karşılaması, yetmesi, açığı kapatması ve başka hiçbir şeye gerek bırakmaması" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin veya failin mutlak bir doygunluk, yeterlilik ve "ontolojik otorite" noktasına ulaştığını açıklar.

        billâhi (بِاللَّهِ)

        Yaratıcı'nın ismi ve onu cümleye mutlak fail olarak sabitleyen edattır (ba).

        şehîdâ (شَهِيدًا)

        İbn Fâris, ş-h-d kökünden gelen ism-i fail formudur. Mübalağa (en üst düzey) içerir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin kapanışındaki "Şahit olarak Allah yeter" (kefâ billâhi şehîdâ) restini teopolitik ve hukuki bir zeminde tahlil eder; Ehl-i Kitap'tan, Yahudilerden veya müşriklerden peygamberin elçiliğini onaylamalarını/tasdik etmelerini beklemenin artık bütünüyle hükümsüz ve anlamsızlaştığını; en büyük otoritenin (Allah'ın) bizzat kendi indirdiği o metne doğrudan şahitlik (garantörlük) etmesinin ardından, yeryüzündeki bütün beşeri itirazların, inkarların ve o sığ dogmaların fıkhen ve eskatolojik olarak bütünüyle "sıfırlandığını" sarsıcı bir rasyonaliteyle mühürler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X