Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 159. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 159. Ayet

    وَاِنْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِه۪ قَبْلَ مَوْتِه۪ۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَه۪يداًۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-in min ehli-lkitâbi illâ leyu/minenne bihi kable mevtih(i)(s) veyevme-lkiyâmeti yekûnu ‘aleyhim şehîdâ(n)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ehl-i Kitap'tan her biri ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir; o da kıyamet gününde onlara şahit olacaktır.

      Ehl-i Kitap'tan her biri ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir. Bu ilahi kelam hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: Ölümünden önce, beyanı İsanın ölümünden önce anlamına gelir, Hz. İsa gökten inince herkes ona iman edecek. Hasan-ı Basri böyle demiştir. Kelbi'nin kanaati şöyle: Deccal ortaya çıkınca Cenab-ı Hak Hz. İsayı indirecek ve o da Deccal'ı öldürecek, bunun üzerine Ehl-i Kitab'ın geride kalanı ona iman edecek, Yahudilerden ve Hıristiyanlardan müslüman olmayan kimse kalmayacaktır. Bazıları şöyle demiştir: Herkes ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir, yani Ehl-i Kitab'tan olan kişi ölmeden önce ona iman edecek, hiçbir Yahudi İsa aleyhisselama iman etmeden ölmeyecektir. İbn Abbas'ın da şöyle dediği nakledilmiştir: Hiçbir Yahudi İsa aleyhisselama iman etmeden ölmeyecek. Kendisine, kılıçla öldürülse de mi? diye sorulmuş, o da, evet, kılıçla öldürülse de cevabını vermiştir. Ubeyy'in mushafında "illa leyu'minunne bihi kable mevtihim" (إِلَّا لَيُؤْمِنُنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِمْ) "Onlar ölmeden önce mutlaka ona iman edecekler" şeklindedir. Ayetin tefsiri, şayet bu ikincisi ise, o zaman ayet onların reisleri hakkındadır demektir; onlar liderliklerini ve menfaatlerini kaybedecekler korkusuyla iman etmemişlerdi, ama ölüm gelip çattığında bunları kaybedeceklerini anlayınca, işte o zaman iman ederler. En doğrusunu Allah bilir, ama bu, şu ilahi beyana benzemektedir: "Kötülükleri yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çattığında 'Ben şimdi tövbe ettim' diyenlerle kafir olarak ölenler için kabul edilecek tövbe yoktur". Ne var ki o zaman da iman etmelerinin kendilerine faydası olmayacaktır. "Daha önce inanmamış olan kimseye, Rabbinden bazı işaretler geldiği gün iman etmesi fayda sağlamaz". Çünkü o, gerçek bir iman değil azaptan kurtulma arzusunun doğurduğu zorunlu imandır. Şayet gerçek bir iman olsaydı kabul edilirdi, evet o, azabı bertaraf etme imanıdır; tıpkı Firavun'un şu sözü gibi: "Dehşetli cezamızı gördüklerinde, 'Allah'ın birliğine inandık' derler". Bu da hakiki iman değil, kendilerinden azabı savma imanıdır, çünkü şayet o gerçek iman olsaydı, mutlaka kabul edilirdi. O sadece azabı savma imanıdır. Tıpkı Firavunun "Tam boğulmak üzereyken: Elhak inandım ki, İsrailoğulları'nın iman ettiğinden başka tanrı yokmuş!" demesi gibi. Onun imanı da kabul edilmemişti, çünkü o da azabı savma imanı ve zorunlu iman idi, gerçek iman değildi. İşte yukarıda izahına çalıştığımız ayet de bu anlamdadır. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür. Bu ayet-i kerimenin başlangıcı İbn Mesud'un mushafında "ve in min ehli'l-kitabi illa le-yu'minenne kable mevtihi" (وَإِن مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ قَبْلَ مَوْتِهِ) Yani "Ehl-i Kitap'tan olan herkes, mutlaka ölümünden önce iman edecektir" şeklinde; Hafsa'nın mushafında da "ve in küllün min ehli'l-kitabi lemma le-yu'minenne bihi kable mevtihi" (وَإِن كُلٌّ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَمَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ) yani "Bütün Ehl-i Kitap ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir" şeklinde yer almıştır. Mutlaka iman edecektir beyanıyla bazıları Allah'a iman edeceğinin kastedildiğini, bazıları Hz. İsaya, bazıları da Hz. Muhammed'e iman edeceğinin kastedildiğini söylemişlerdir. Zaten İsa aleyhisselam yeryüzüne inince insanları Muhammed aleyhisselama inanmaya davet edecektir.

      O da kıyamet gününde onlara şahit olacaktır. Bu beyan hakkında şöyle denilmiştir: Hz. İsanın Rabbinin risaletini insanlara tebliğ ettiğine ve kendisinin de O'nun kulu olduğunu ikrar ettiğine Allah şahitlik edecektir. Buradaki "şehid" kelimesinin, koruyan anlamına geldiği de söylenmiştir. Şöyle de denilmiştir: Kıyamet günü Hz. İsa onlara şahit olacaktır. Hz. Muhammed onlara şahit olacaktır da denilmiştir. Bunların hepsi ihtimal dahilindedir, kastettiği şeyi en iyi bilen Allah'tır.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ve in (وَإِنْ)

        İbn Fâris, cümleyi mutlak bir olumsuzluğa bağlayan "ve yoktur, hiçbir ... bulunmaz ki" manasındaki nefy (inkar) edatı olduğunu belirtir. Kendisinden sonra gelecek olan istisna edatıyla (illâ) birleşerek, devasa ve şaşmaz bir kapsayıcılık (bütünlük) kurgular.

        min ehli (مِنْ أَهْلِ)

        İbn Fâris, e-h-l kökünün "bir kişiye en yakın olanlar, aile, yandaş ve bir şeye liyakat/mensubiyet" manalarına geldiğini belirtir.

        el-kitâbi (الْكِتَابِ)

        İbn Fâris, k-t-b kökünün "yazmak, harfleri birbirine bağlamak ve ilahi hüküm" manalarına geldiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, "Ehl-i Kitap" (vahiy mensupları) tamlamasının bu ayetteki polemik ağırlığını inceler; İsa'nın akıbeti (çarmıh) hakkında en feci yanılgılara, iftiralara ve dogmalara (Tanrı'nın oğlu veya sahte peygamber) saplanan bu spesifik teolojik kitlenin, ontolojik bir yüzleşmeye doğru çekildiğini detaylandırır.

        illâ (إِلَّا)

        Baştaki olumsuzluk edatını (in) kırarak, "ancak, muhakkak, şundan başka ihtimal yoktur" manasıyla hükmü mutlak bir zorunluluğa sabitleyen istisna edatıdır.

        le yu'minenne (لَيُؤْمِنَنَّ)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün "korkunun zıddı olarak güvenmek, emniyette olmak ve tasdik etmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin başındaki tekit lamı (le) ve sonundaki şeddeli nun harfi (nne) ile eylemin felsefi bir ihtimal olmaktan çıkıp, ontolojik, sarsılmaz ve kaçışı imkansız mutlak bir "gerçeği kabullenme/teslim olma" krizine dönüştüğünü açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın inanç sistematiğinde bu zorunlu tasdikin (imanın) trajedi boyutunu tahlil eder; Ehl-i Kitab'ın dünyadayken kibirle, dogmayla veya inatla reddettiği o hakikate, artık hiçbir manevra alanının kalmadığı o feci anda (ölüm anında) mecburen, dehşet içinde ve bütünüyle çaresiz bir boyun eğişle "iman edeceğini"; ancak bu imanın ahlaki bir tercih değil, gerçeğin çıplaklığı karşısında ezilen aklın ontolojik iflası olduğunu vurgular.

        bihî (بِهِ)

        "Ona (İsa'ya)" manasına gelen edat ve zamir birleşimidir. İmanın/tasdikin doğrudan doğruya İsa'nın o gerçek "beşeri ve elçilik" statüsüne yönelik olacağını mühürler.

        kable (قَبْلَ)

        İbn Fâris, k-b-l kökünün "sonranın zıddı olarak önce, henüz vakit varken ve yüzleşme" manasına geldiğini kaydeder.

        mevtihî (مَوْتِهِ)

        İbn Fâris, m-v-t kökünün "hayatın zıddı, bedenin ruhsuz kalması ve ölüm" manalarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sonundaki zamirin (onun ölümü) kime ait olduğuna dair Kur'an tefsirlerindeki o devasa teopolitik ve gramatik gerilimi analiz eder; zamirin ölmek üzere olan "Ehl-i Kitap mensubuna" gitmesi halinde ayetin, her bireyin kendi can çekişme anında (sekerat) İsa'nın gerçekte kim olduğunu anlayıp sarsıcı bir pişmanlık yaşamasını nitelediğini; zamirin "İsa'ya" gitmesi halinde ise ahir zamanda onun fiziksel ölümünden hemen önce tüm Ehl-i Kitab'ın ona inanacağı şeklindeki o meşhur eskatolojik/mesihçi dogmayı beslediğini, ancak metnin her iki ihtimalde de "hakikatin mutlak ifşası" ilkesini merkeze aldığını detaylandırır.

        ve yevme (وَيَوْمَ)

        İbn Fâris, y-v-m kökünün "zaman dilimi, gün ve süreç" manalarına geldiğini belirtir.

        el-kıyâmeti (الْقِيَامَةِ)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün "ayağa kalkmak, dik durmak, nizam ve diriliş" anlamlarına geldiğini belirtir. Angelika Neuwirth, bu kavramı Geç Antik Çağ eskatolojisi ekseninde tahlil eder; yeryüzündeki tüm o teolojik tartışmaların, çarmıh kurgularının ve iftiraların, ölülerin topluca ayağa kalktığı o devasa, şeffaf ve itiraz edilemez "kozmik yargı/mahkeme gününde" nihaî ve mutlak bir karara bağlanacağını kaydeder.

        yekûnu (يَكُونُ)

        İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, bir halde bulunmak ve o statüye geçmek" manasına geldiğini belirtir.

        aleyhim (عَلَيْهِمْ)

        "Onların aleyhine, onların üzerine" manasındaki yönelme/hedef edatıdır. Mahkemedeki iddianamenin doğrudan doğruya Ehl-i Kitab'a (Yahudi ve Hristiyanlara) yöneltildiğini bildirir.

        şehîdâ (شَهِيدًا)

        İbn Fâris, ş-h-d kökünün "bir yerde bizzat bulunmak, kendi gözüyle görmek, kesin bilgiye sahip olmak ve tanıklık" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sıradan bir izleyici olmayıp, mahkemede gerçeği hiçbir korku veya taviz göstermeden, bütün çıplaklığıyla ifşa eden o sarsılmaz hukuki otoriteyi tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin kapanışındaki bu "aleyhlerine şahit olacaktır" (yekûnu aleyhim şehîdâ) beyanının teolojik, edebi ve psikolojik ironisini analiz eder; dünyadayken Hristiyanların "Tanrı" veya "kurtarıcı" diyerek yücelttikleri, Yahudilerin ise "sahte peygamber" diyerek aşağıladıkları ve iftira attıkları İsa'nın; o kozmik mahkemede ne bir kurtarıcı ne de bir suçlu olarak değil, bizzat her iki grubun da sapkınlıklarını, şirklerini ve yalanlarını ilahi makama rapor eden acımasız, tavizsiz ve mutlak bir "savcı/şahit" (şehîdâ) olarak dikileceğini; o taptıkları veya nefret ettikleri figürün ellerinden hukuken mahkum edilmenin insan aklına yaşatacağı o eskatolojik şoku sarsıcı bir rasyonaliteyle vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X