يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً بَع۪يداً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 136. Ayet
Daralt
X
-
Ey iman edenler! Allaha, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr eden kimse iyice sapıtmıştır.
Ey iman edenler! Allah'a ve peygamberine, iman edin. Buradaki Allah'a ve peygamberine iman edin. Bu beyanın çeşitli mânalara gelme ihtimali vardır: Ey geçmişin herhangi bir zaman diliminde iman edenler, şimdi, şu anda da iman edin. Ey iman edenler! İman edin meâlindeki cümlenin, imanınızda sebat edin anlamına gelmesi de muhtemeldir. Bunun, Ey dilleriyle iman edenler, kalplerinizle de iman edin, mânasına gelmesi de mümkündür. Nitekim Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmuştur: "Kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla 'iman ettik' diyenler". Âyet-i kerîme, Ey dehşeti ve azabı gördüklerinde iman edenler, hakikatte de iman edin, mânasına da gelebilir. Nitekim Cenâb-ı Hak "Dehşetli cezamızı gördüklerinde, Allah'ın birliğine inandık' derler" demiştir. Sözkonusu ilâhî beyana başka bir açıdan bakıldığında şöyle bir mânaya gelmesi de mümkündür: Ey peygamberlerin bazısına iman edenler, müminler gibi siz de bütün peygamberlere iman edin, şu ilâhî beyanda yer aldığı gibi: "Müminler 'Onlar arasında ayırım yapmayız' derler". Yüce Allah'ın "Bir kısmına inanırız ama bir kısmına inanmayız" meâlindeki âyette buyurduğu gibi, onlar peygamberlerin bir kısmına inanıyor, ama bazısına inanmıyordu. Bu âyet-i kerîmenin şu anlama gelmesi de muhtemeldir: Ey henüz peygamber olarak gönderilmeden önce Muhammed aleyhisselâma iman edenler, peygamber olarak gönderildikten sonra da ona iman edin! Çünkü Câhiliye Arapları bi'setten önce kendisine (dürüstlüğü ve faziletine) inanıyorlardı, fakat peygamber olduktan sonra inanmayı terk ettiler; tıpkı şu ilâhî beyanda yer aldığı gibi: "Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken işte şimdi bilip tanıdıkları (Kur'ân) kendilerine gelince onu inkâr ettiler".
Allah'a ve peygamberine iman edin, yani Muhammed aleyhisselâma iman edin. Peygamberine indirdiği kitaba iman edin, yani Resûlü Hz. Muhammede sallallahu aleyhi ve selleme indirdiği kitaba iman edin. Daha önce indirdiği kitaba da iman edin, Allah'ın indirmiş olduğu semavî kitaplara da iman edin. Şunu da belirtmek gerekir ki gerçekten Allah'a iman etmek bütün peygamberlere ve kitaplara da iman etmektir, çünkü her peygamber insanları bütün bunlara iman etmeye çağırıyordu. Bunun gibi semâvî kitapların her birinde kitapların tamamına inanmaya çağrı yapılıyordu. Görmez misin ki onlardan herhangi birini inkâr etmek Allah'ı, bütün peygamberleri, kitapları ve belirtilen esasları da inkâr etmek demektir. Hatalardan korunma ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.
Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr eden kimse. Bu ilâhî beyanın iki anlama gelmesi muhtemeldir. Biri, bütün bu zikredilenleri inkâr eden kimse, iyice sapıtmıştır mânasına gelebilir, bu yukarıdaki söylenenleri pekiştirmek amacını taşır. Diğer bir ihtimal de şudur: Allah'ı, veya meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini veya âhiret gününü inkâr eden kimse bütün bu belirtilenleri inkâr etmiş sayılır. Çünkü onlardan birini inkâr etmek hepsini inkâr etmek demektir. Hatta Cenâb-ı Hakk'ın âyetlerinden birini inkâr eden kimse Allah'ı, kitaplarını ve bütün peygamberlerini de inkâr etmiş sayılır. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.
Yorum
-
yâ eyyuhellezîne (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ) âmenû (آمَنُوا)
İbn Fâris, e-m-n kökünün "korkunun zıddı olarak güvenmek, emniyette olmak, kalbin tasdik etmesi ve vefa" anlamlarına geldiğini belirtir. Hitap, "Ey iman edenler" şeklindedir. Toshihiko Izutsu, bu hitabın Medine dönemindeki sosyolojik fonksiyonunu analiz eder; "iman edenler" (ellezîne âmenû) ifadesinin artık salt soyut bir inanç durumunu değil, peygamberin otoritesi etrafında kenetlenmiş, yeni bir hukuki ve teopolitik sözleşmeye (İslam'a) taraf olmuş o spesifik ve meşru "toplumsal kimliği/cemaati" nitelediğini detaylandırır.
âminû (آمِنُوا)
İbn Fâris, e-m-n kökünden gelen emir kipi olduğunu ve "iman edin, güvenin, mutlak surette tasdik edin" manasına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu muazzam teolojik paradoksu ("Ey iman edenler, iman edin!") tahlil eder; Kur'an'ın bu emirle, dinsel kimliği (Müslüman olmayı) statik ve bedavacı bir aidiyet sanan topluluğa sarsıcı bir aforizma çektiğini; imanın pasif ve sosyolojik bir etiket olmadığını, aksine her an, her krizde ve her yeni ilahi hükümde bilincin ve iradenin yeniden üretildiği aktif, dinamik ve "ontolojik bir eylemsellik/yönelim" olduğunu vurgular.
billâhi (بِاللَّهِ) ve rasûlihî (وَرَسُولِهِ)
İbn Fâris, r-s-l kökünün "yumuşaklık, peş peşe gelmek ve bir mesajla gönderilen" manalarına geldiğini belirtir. İmanın ilk iki mutlak merkezini; aşkın Yaratıcı'yı (Allah) ve O'nun yeryüzündeki diplomatik, hukuki ve teolojik temsilcisini (rasûl) niteler.
vel kitâbi (وَالْكِتَابِ) ellezî (الَّذِي)
İbn Fâris, k-t-b kökünün "yazmak, harfleri birbirine bağlamak ve ilahi hüküm" manalarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki kökenine (Süryanice ve Aramicedeki 'ktaba') inerek, o dönemde vahyin salt sözlü bir hitap olmaktan çıkıp, bağlayıcılığı ve dokunulmazlığı olan mutlak "ilahi metin/yasa" statüsüne geçtiğini tesciller.
nezzele (نَزَّلَ)
İbn Fâris, n-z-l kökünün "yukarıdan aşağıya inmek, bir yere konaklamak" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin tef'il babında (tenzîl) kullanılmasının etimolojik ve teolojik hassasiyetini açıklar; bu formun, vahyin (Kur'an'ın) bir defada toptan değil, olaylara, krizlere ve toplumun inşasına paralel olarak, parça parça, aşama aşama ve "sürece yayılarak/peş peşe" indirilmesini nitelediğini aktarır.
alâ (عَلَىٰ) rasûlihî (رَسُولِهِ)
"Kendi elçisinin üzerine" manasına gelen edat ve zamir birleşimidir. Vahyin doğrudan ve aracısız (peygamberin kalbine) indiriliş rotasını mühürler.
vel kitâbi (وَالْكِتَابِ) ellezî (الَّذِي) enzele (أَنْزَلَ)
İbn Fâris, yine n-z-l kökünden gelen fiil olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an için kullanılan "nezzele" (parça parça indirme) fiilinin aksine, önceki kitaplar (Tevrat, İncil vb.) için if'al babında "enzele" fiilinin kullanılmasını analiz eder; bu formun eylemin tek seferliğine ve "bütüncül/toptan bir indirme" durumuna işaret ettiğini, İslam teolojisinde vahiy tarihlerinin metodolojik farklılıklarını dilin grameri üzerinden hassasça ayırdığını detaylandırır.
min kablu (مِنْ قَبْلُ)
İbn Fâris, k-b-l kökünün "önce, yüzleşmek ve geçmiş zaman" manasına geldiğini kaydeder. Kur'an'ın indiği andan önceki tüm o kadim İbrahimi monoteist tarihi ve geçmiş metinleri kapsar.
ve men (وَمَنْ) yekfur (يَكْفُرْ)
İbn Fâris, k-f-r kökünün "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, nimeti inkar etmek ve nankörlük" anlamlarına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, küfür kavramının bu ayetteki devasa ontolojik ağırlığını inceler; imanın (e-m-n) bir güvenlik ve tasdik mimarisi olmasına karşın, küfrün sadece pasif bir "inanmama" veya "bilmeme" (cehalet) durumu olmadığını; hakikatin o apaçık sistematiğini bilerek, inatla ve bilinçli bir kibriyle "örten/reddeden" yıkıcı ve aktif bir varoluşsal nankörlük/isyan eylemi olduğunu detaylandırır.
billâhi (بِاللَّهِ) ve melâiketihî (وَمَلَائِكَتِهِ)
İbn Fâris, m-l-k (veya l-e-k) kökünün "mesaj, elçilik ve kuvvet" manalarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninin Habeşçe (Etiyopyaca) "mal'ak" ve İbranice "mal'akh" (elçi/haberci) kelimelerine dayandığını ve Arapçaya görünmez ilahi görevlileri nitelemek üzere "melek/melâike" formunda geçtiğini teyit eder. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ kozmolojisinde meleklerin fonksiyonunu inceler; meleklerin Allah ile yeryüzü arasındaki o aşılmaz metafizik boşluğu dolduran, vahyi taşıyan ve ilahi nizamı işleten mutlak varlıklar olduğunu, onları inkar etmenin doğrudan "ilahi iletişim ağını" çökertmek anlamına geldiğini kaydeder.
ve kutubihî (وَكُتُبِهِ) ve rusulihî (وَرُسُلِهِ)
Kitapların (kutub) ve elçilerin (rusul) çoğul formlarıdır. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın bu "kitapları ve resulleri" çoğul olarak iman şartına bağlamasını teopolitik bir devrim olarak analiz eder; İslam'ın, Yahudi veya Hristiyan teolojisindeki o dışlayıcı "sadece kendi kitabına ve kendi peygamberine inanma" dogmasını yıkarak, tarihteki tüm monoteist peygamberleri ve metinleri kapsayan devasa ve evrensel bir "kurtuluş şemsiyesi/şeriatı" inşa ettiğini vurgular.
vel yevmi (وَالْيَوْمِ) el-âhıri (الْآخِرِ)
İbn Fâris, y-v-m kökünün "zaman dilimi, gün", e-h-r kökünün ise "öncenin zıddı olarak son, nihai olan" manalarına geldiğini belirtir. Angelika Neuwirth, "Ahiret Günü" kavramını Geç Antik Çağ'ın eskatolojik ve apokaliptik atmosferi bağlamında tahlil eder; bu günün sadece felsefi bir ölüm sonrası değil, yeryüzünde işlenen amellerin, gizli niyetlerin ve krizlerin mutlak ve adalete dayalı (yargısal) bir bedelle kapatılacağı o sarsılmaz "ilahi mahkeme zamanını" nitelediğini aktarır.
fekad (فَقَدْ) dalle (ضَلَّ)
İbn Fâris, d-l-l kökünün "doğru istikametten sapmak, hedeften uzaklaşmak, kaybolmak ve helak olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Tahkik (kesinlik) edatı olan "kad" ile birleşerek, inkar eden kişinin rotadan sapışının şüphe götürmez bir gerçeklik olduğunu mühürler.
dalâlen (ضَلَالًا) baîdâ (بَعِيدًا)
İbn Fâris, b-a-d kökünün "yakınlığın zıddı olarak uzaklık, mesafe ve erişilmezlik" manalarına geldiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin sonundaki "uzak bir sapkınlıkla saptı" (dalâlen baîdâ) tamlamasının edebi ve psikolojik dehşetini inceler; Allah'ı, melekleri, kitapları, elçileri ve ahireti (yani tüm bir ilahi iletişim ve adalet ağını) inkar eden (yekfur) aklın, basit bir patika hatası yapmadığını; uçsuz bucaksız, kör ve kapkaranlık bir çölde, artık merkezdeki o hakikatin ışığına geri dönmesi neredeyse imkansız olacak kadar (baîdâ) korkunç, derin ve mutlak bir "ontolojik uçuruma/hiçliğe" savrulduğunu sarsıcı bir estetikle resmederek ayeti kapattığını detaylandırır.
Yorum
Yorum