وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذ۪ينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّاناً اَث۪يماًۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 107. Ayet
Daralt
X
-
Kendilerine hiyânet edenleri savunma. Çünkü Allah, hainliği meslek edinmiş günahkârları sevmez.
Kendilerine hiyânet edenleri savunma. Bu, emir ve nehyin bulunmadığı yerde korumanın fayda vermeyeceğiyle ilgili olarak yukarıda söylediğimiz şeylerle aynıdır. Kendilerine hiyânet edenler, anlamına gelince, aslında hiçbir kimse kendisine hiyânet etmek kastıyla iş yapmaz, ne var ki hiyânetin zararı neticede kendilerine döndüğünde, sanki kendilerine hiyânet etmiş olurlar; tıpkı şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Onlar yalnızca kendilerini aldatmış oluyorlar". Normalde kimse kendini aldatmak kastıyla hareket etmez, ama aldatmanın akıbeti kendilerine döndüğünde, sanki kendilerini aldatmış olurlar. İşte yukarıdaki âyet de böyledir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
ve lâ tucâdil (وَلَا تُجَادِلْ)
İbn Fâris, c-d-l kökünün "bir ipi sıkıca bükmek, sağlamlaştırmak, sertlik ve yere çarpmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Bu kökten türeyen "cedel" (tartışma) kelimesinin, tarafların birbirini laf oyunlarıyla bükerek kendi görüşünden caydırmaya ve fikren yere sermeye çalışmasını nitelediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, birini haksız bir şekilde, sadece inat, düşmanlık veya tarafgirlikle savunarak karşı tarafı susturmaya çalışmayı tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu "sakın savunma / müdafaa etme" (lâ tucâdil) yasağının hukuki ve sosyolojik arka planını analiz eder; peygamberin şahsında tüm yargı ve savunma makamlarına seslenildiğini, suçu sabit olan birini sırf mensubiyet (akrabalık/kabile) bağından dolayı retorik oyunlarla, hukuki boşluklarla veya diplomatik bükmelerle (cedel) aklamaya çalışmanın İslam hukukunda mutlak bir suç olduğunu detaylandırır.
anillezîne (عَنِ الَّذِينَ)
"O kimselerden yana / o kimselerin adına" manasında, savunmanın kimin lehine yapıldığını bildiren edat ve ilgi zamiri grubudur.
yahtânûne (يَخْتَانُونَ)
İbn Fâris, h-v-n kökünün "güvenin sarsılması, emanete hıyanet, verilen sözü bozmak ve gizlice haksızlık yapmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin ifti'al babında (ihtiyân) kullanılmasının, ihanet eylemindeki kastı, kurguyu ve bu iş için harcanan yoğun çabayı (kendi iradesiyle bilerek ve isteyerek hıyanet üretmeyi) nitelediğini açıklar.
enfusehum (أَنْفُسَهُمْ)
İbn Fâris, n-f-s kökünün "can, kan, benlik ve insanın özü" manalarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "kendi nefislerine hıyanet edenler" (yahtânûne enfusehum) tamlamasının Kur'an'daki ontolojik ve psikolojik derinliğini inceler; hırsızlık yapan veya yalan söyleyen kişinin zahirde başkasının malına veya hakkına tecavüz ettiğini düşündüğünü, ancak ilahi nizamda başkasına yapılan her haksızlığın bizzat insanın kendi varoluşsal statüsüne (nefsine) yapılmış feci bir "öz ihanet/öz yıkım" olduğunu, çünkü bu eylemin kişiyi ilahi korumadan tamamen kopardığını vurgular.
innallâhe (إِنَّ اللَّهَ)
Cümleyi şüphesiz ve kesin bir ilahi hükme bağlayan pekiştirme edatıdır.
lâ yuhıbbu (لَا يُحِبُّ)
İbn Fâris, h-b-b kökünün "sevmek, kalbin bir şeye meyletmesi, tohum ve öz" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, Allah'a nispet edilen sevginin (muhabbetin), kulun kötülükten korunup ilahi lütuflarla donatılmasını nitelediğini, "sevmez" (lâ yuhıbbu) şeklindeki olumsuz formun ise o kulun tüm bu ilahi şemsiyeden, rızadan ve rahmetten mutlak surette mahrum bırakılması anlamına geldiğini belirtir.
men kâne (مَنْ كَانَ)
"Kim ki ... bir haldedir" manasında, geçici bir eylemi değil, kalıcı bir karakteri ve durumu bildiren yapıdır.
havvânen (خَوَّانًا)
İbn Fâris, h-v-n kökünden türeyen ve mübalağa (aşırılık) bildiren sıfat olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ihaneti bir kereye mahsus veya kazara bir sürçme olarak yapmayan; hıyaneti, hırsızlığı ve aldatmayı bir meslek, kalıcı bir karakter ve kronik bir alışkanlık haline getiren "profesyonel/sürekli haini" tanımlar.
esîmâ (أَثِيمًا)
İbn Fâris, e-s-m kökünün "insanı hayırdan ve sevaptan alıkoyan, yavaşlatan ağırlık, suç ve günah" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin de tıpkı "havvân" gibi mübalağa formunda olduğunu, günahta ısrar eden, bile bile suça batan "kronik günahkarı" nitelediğini aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin kapanışında bu iki şiddetli sıfatın (Havvân ve Esîm) yan yana kullanılmasının yargı ve savunma etiği bağlamındaki caydırıcılığını analiz eder; karakteri ihanetle ve günahla mayalanmış, suçu sistematik hale getirmiş şahısları (havvânen esîmâ) savunmaya kalkan avukatın veya hakimin, sadece bir mesleki hata yapmadığını, aynı zamanda o ihanet şebekesinin bizzat manevi ve hukuki suç ortağı haline gelerek Allah'ın mutlak nefretini (lâ yuhıbbu) üzerine çekeceğini sarsıcı bir netlikle ilan ettiğini detaylandırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla