Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 103. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 103. Ayet

    فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۚ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fe-iżâ kadaytumu-ssalâte feżkurû(A)llâhe kiyâmen veku’ûden ve’alâ cunûbikum(c) fe-iżâ-tme/nentum feekîmû-ssalâ(te)(c) inne-ssalâte kânet ‘alâ-lmu/minîne kitâben mevkûtâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Namazı bitirince de ayakta iken, otururken ve yatarken Allah'ı anın. Güvenlik içinde olduğunuzda namazı gerektiği gibi kılın. Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir."

      Namazı bitirince de ayakta iken, otururken ve yatarken Allah'ı anın. Denildi ki bu ilâhî beyanın iki yoruma ihtimali vardır. Biri, namazı bitirince, yani namazı tamamladığınızda düşmanlarınıza karşı kendisinden yardım isteyeceğiniz bir hal içinde iken Allah'ı anın. Nitekim başka bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmuştur: "Bir düşman birliği ile çatıştığınız vakit sebat ediniz ve Allah'ı çokça anınız ki zafer sizin olsun". Allah Teâlâ burada düşmanlarına karşı müminlere yardım etmesi için onlara düşmanla karşılaştıklarında sebat göstermeyi ve Allah'ı anmayı emretmiştir. İşte yukarıdaki âyet de bunun gibidir. Diğer bir ihtimal de şu anlama gelmesidir: Namaz kılmak istediğinizde hangi halde olursanız olun, kıyâmda, rukûda ve secde halinde olsanız dahi Allah'ı çok zikredin; şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman". En doğrusunu Allah bilir ya, ama bunun mânası şudur: Sen onların içinde olup kendilerine namaz kıldırmak istediğinde şöyle yap! İşte yukarıdaki âyet de bunun gibidir. En doğrusunu Allah bilir.

      Güvenlik içinde olduğunuzda namazı gerektiği gibi kılın. En doğrusunu Allah bilir ya, bu Cenâb-ı Hakk'ın şu beyanına denk gelmektedir: "Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin sizi gafil avlamalarından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur". Biz, namazı kısaltma ifadesinin çeşitli ihtimaller taşıdığını daha önce söylemiştik. Sözkonusu kısaltma, yeryüzünde sefere çıkıldığında namazın rekât sayısında kısaltma anlamına gelebilir. Hastalık veya korkudan dolayı kısaltma anlamına gelir ki bu da namazı îmâ ile kılmaktır. Biz bütün bunları farklı hallere ait uygulamalar olarak kabul ediyoruz. Buna göre güvenlik içinde olduğunuzda anlamındaki beyanın da belirttiğimiz yorumlara gelmesi muhtemeldir. Güvenlik içinde, yani sağlıklı olduğunuz zaman namazı sağlıklı insanlar gibi kılın. Güvenlik içinde olduğunuzda. Yani korkudan emin olduğunuz zaman anlamına da gelebilir, o takdirde namazı şöyle kılın. Güvenlik içinde olduğunuzda meâlindeki cümlenin, seferden döndüğünüzde namazı mukîmler gibi dört rekât kılın anlamına gelmesi de ihtimal dâhilindedir. En doğrusunu Allah bilir ya, ama söylediğimiz gibi bu, "Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman" meâlindeki âyetin mukabilidir.

      Namaz Vakitleri

      Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir. Yani farz kılınmış bir ödevdir. Bu, İbn Abbas'ın görüşüdür. Denildi ki Vakitleri belli anlamındaki ifade, namazın da hac gibi belli bir vakti vardır mânasına gelir. Bu da İbn Mesûd'un görüşüdür. Vakitleri belli ifadesinin, vakitleri sınırlanmış anlamına geldiği de söylenmiştir. Biz bütün bunları benimsiyor ve diyoruz ki söylendiği gibi namaz, farz kılınan, vakitleri belirlenen ve sınırlanan bir ibadettir. En doğrusunu Allah bilir.

      Âyet-i kerîme, kâfirin de namaz kılması gerekir diyenleri reddetmektedir, çünkü Allah Teâlâ vakitleri belli olarak müminler üzerine farz kılındığını haber vermiştir, oysa ki onlar kâfirlere ve müminlere farz kılınmıştır demektedir. Ancak namaz müminlere fiil olarak farz, kâfirlere de kabulü farz kılınmıştır. En doğrusunu Allah bilir ya, Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir meâlindeki âyetin mânası da budur, yani namaz fiili müminler için farz olan ve vakitleri belli olan bir emirdir.

      Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir meâlindeki beyan, onun sadece bu ümmete mahsus değil, geçmiş ümmetlere de vakitleri belli bir farz olduğu mânasına da gelebilir. Nitekim İbrâhim aleyhisselâmın "Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle" duası, Îsâ aleyhisselâmın "O bana namazı ve zekâtı emretti" demesi ve Mûsâ aleyhisselâmın "Evlerinizi ibadet mahalli yapın ve namazı kılın ifadesi de bunu göstermektedir. Buradaki "kânet" kelimesinin "sâret" manasına gelmesi muhtemeldir, yani ortada yokken müminlere vakitleri belli bir farz oldu. Bu mânaların hepsi mümkündür, ama Cenâb- Hak şunu kastetmiştir, diyemeyiz. Allah Teâlânın "Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur" meâlindeki âyet de böyledir. Güvenlik içinde olduğunuzda, meâlindeki beyanı da yorumlarız ve zikrettiğimiz ihtimalleri göz önüne alarak farklı haller için yapılan bütün yorumlarla amel ederiz, bu konuda herhangi bir yorum için kesin hüküm vermez ve Allah bunu murad etmiştir demeyiz. İçtihada dayanan bütün meselelerde tutulacak yol da budur; her biriyle amel etmemiz, fakat Allah şunu veya bunu murad etmiştir diye kesin hüküm vermememiz. Başarıya ulaşmak sadece Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Cenâb- Hak, namazın farziyetini ve gerekliliğini kitabının çeşitli yerlerinde zikretmiştir. O âyetlerden bazılarını yukarıda kaydettik. Onların bir kısmı da şöyledir: "Onlara, Allah'a kulluk etmeleri, Hanîfler olarak O'na yürekten inanıp boyun eğmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emredilmişti. Doğru din de işte budur". Bir diğeri de "Eğer tövbe ederlerse ve namazlarını kılıp zekâtlarını verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir" meâlindeki âyettir. Bu âyetler namazın keyfiyeti ve şeklini, ayrıca sayısını göstermemekte, sadece gerekliliğine ve farziyetine işaret etmektedir. Diğer bazı âyetler de namazın sayısına ve genel olarak vakitlerine temas etmektedir. Her türlü noksanlıktan münezzeh ve yüce olan Allah şöyle buyurmuştur: "Gündüzün güneşin gün ortasını aşmasından itibaren gecenin karanlığına kadar namazı kıl; bir de sabah namazını, çünkü sabah namazı şahitlidir". Burada Cenâb-ı Hakk'ın zikrettiği üç zaman dilimi ve üç namazın vaktidir. Mücâhid'in İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir: İbn Abbas'a Allah Teâlâ'nın "ekımissalâte li-dülûkişşemsi yani "Gündüzün güneşin gün ortasını aştığında namazı kıl" meâlindeki âyeti sordum, şu cevabı verdi: Güneş gökyüzünün ortasını geçince öğle namazı vaktidir. "Ğasekılley" Karanlık çökünce meâlindeki âyet hakkında da, akşam namazının başlangıç vaktidir, dedi. İbn Ömer'in de "Güneş gün ortasını aştığında" meâlindeki cümle hakkında; güneşin gün ortasını aşması günün ortasından güneşin batıya kayması demektir, o da öğle namazının vaktidir, dediği rivayet edilmiştir. İbn Abbas güneşin gün ortasını aşması, onun orta noktadan kayması ve uzaklaşması demektir, dedi. Abdullah b. Abbas da, güneşin gün ortasını aşması, onun orta noktadan kayması ve uzaklaşması demektir, dedi. İbn Mesûd ve İbn Abbas'ın, "Dülükişşems" yani güneşin gün ortasını aşması, batmasıdır, dedikleri de rivayet edilmiştir. Güneşin gün ortasını aşması ifadesi hakkında yapılan bu iki yorumdan hangisi olursa olsun, o zaman diliminde bir namazın vakti olduğunu, gece karanlığı çökünce başka bir namazın, fecrin doğuşunda da başka bir namazın vakti oluştuğunu göstermektedir. İşte üç namaz bunlardır.

      Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Gündüzün iki tarafında, gecenin de gündüze yakın saatlerinde namaz kılın". Gündüzün iki tarafından birinde sabah namazını kılmak farzdır, bu husus bu âyette zikredilmektedir. Gündüzün iki tarafından diğeri de güneş batmadan önce kılınan ikindi namazıdır, bu da dördüncü namaz vaktidir. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: "Gündüzün iki tarafında namaz kılın..." meâlindeki âyette, beş vakit namaz topluca zikredilmektedir; gündüzün iki tarafından biri sabah namazı vakti, diğeri öğle ve ikindi namazları vakti, gecenin gündüze yakın saatleri de akşam ve yatsı namazının vakitleridir. Bu iki yorumdan hangisi olursa olsun bu âyette ikindi namazı zikredilmektedir.

      İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Şu (iki) âyet-i kerîme bütün namaz vakitlerini toplamıştır: "Akşam vaktine eriştiğinizde (akşam ve yatsı namazları) ve sabah kalktığınızda (sabah namazı) Allah'ı tesbih edin... Gündüzün sonunda (ikindi namazı) ve öğle vaktine eriştiğinizde (öğle namazı) de O'nu tesbih edin". Yine İbn Abbas "Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini övgü ve tesbih ile an" meâlindeki âyetin de farz namazların vakitlerini bildirdiğini söylemektedir. En doğrusunu Allah bilir ya, bu rivayetler, Allah Teâlâ'nın kullarına günde beş vakit namazı farz kıldığını göstermektedir. Resûl-i Ekrem de namazın nasıl ve ne zaman farz kıldığını açıklamıştır. Ubâde b. Sâmit'ten rivayet edilmiştir: Resûlullah'ın (s.a.) şöyle buyurduğunu işittim: "Yüce Allah kullarına beş vakit namazı farz kılmıştır, bu namazları küçümsemeden ve onların hakkından hiçbir şeyi zayi etmeden eda eden kişiyi cennete koyacağına dair Allah'ın ahdi vardır. Bunu yapmayana ise O'nun bir garantisi yoktur, dilerse azap eder, dilerse cennete kor". Ebû Ma'bed'in İbn Abbâs'tan rivayetine göre Resûlullah (s.a.) Muâz'ı Yemene gönderirken ona şöyle demiştir: "Sen Ehl-i Kitap olan bir kavme gidiyorsun, onları Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benim de Allah'ın Resûlü olduğuma şehadete davet et! Şayet sana itaat ederlerse, her türlü kusurdan münezzeh ve yüce olan Allah'ın her gün ve gecede beş vakit namazı farz kıldığını onlara haber ver!" Bu konuda ümmetin de ittifakı vardır, aralarında hiçbir ihtilaf yoktur. Ancak bazı kişiler, Resûlullah'ın (s.a.) bundan sonra "Allah size bir vakit namazı ilave etmiştir, o da vitirdir" hadisiyle vitirin de farz olduğunu iddia etmişlerdir. Ama Kur'ân-ı Kerîm'de ondan bahsedilmemektedir, dolayısıyla farz kılındığının delili yoktur, bundan dolayı biz bu konuda bir şey dememeyi tercih ettik. Fakat Ebû Hanîfe (r.a.) ihtiyat ilkesine dayanarak onun da farz olduğu görüşüne taraftardır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        fe izâ (فَإِذَا)

        Zaman ve şart bildiren "ne zaman ki, -dığı vakit" anlamlarına gelen edattır.

        kadaytumu (قَضَيْتُمُ)

        İbn Fâris, k-d-y kökünün "hükmetmek, bir işi bitirmek, kesin karara bağlamak ve tamamlamak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir eylemin sözlü veya fiili olarak mutlak bir sona erdirilişini nitelediğini açıklar. Ayette, cephe hattındaki o gerilimli "korku namazının" fiziksel ve şekilsel olarak tamamlanmasını ifade eder.

        es-salâte (الصَّلَاةَ)

        İbn Fâris, s-l-v kökünün "dua etmek, ateşe girmek ve ısınmak" manalarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice ve Aramicedeki "slota" (ayin/dua) kökünden geldiğini kaydeder.

        fezkurû (فَاذْكُرُوا)

        İbn Fâris, z-k-r kökünün "bir şeyi anımsamak, hafızada tutmak, dile getirmek ve şeref" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, insanın kalbindeki bir bilgiyi veya ilahi otoriteyi uyanık tutmasını, zihnini odaklamasını ve onu diliyle telaffuz etmesini tanımlar.

        allâhe (اللَّهَ)

        Yaratıcı'nın özel ismidir ve mutlak otoriteyi niteler.

        kıyâmen (قِيَامًا) ve kuûden (وَقُعُودًا) ve alâ (وَعَلَىٰ) cunûbikum (جُنُوبِكُمْ)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün "dik durmak, ayağa kalkmak", k-a-d kökünün "oturmak", c-n-b kökünün ise "yan taraf, böğür ve yön" anlamlarına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "ayaktayken, otururken ve yanlarınızın üzerindeyken" şeklindeki bu üçlü bedensel pozisyon dizilimini psikolojik ve teolojik bir zeminde analiz eder; savaş hattındaki fiziksel ibadet (namaz) ritüeli bitse bile, askerin o ölüm kalım mücadelesinde içine düşebileceği korku ve vahşet girdabından korunması için, ilahi bilincin (zikrin) belirli bir şekle/mekana bağlı kalmaksızın insanın bulunabileceği "tüm ontolojik ve fiziksel durumlarda" (ayakta savaşırken, oturup dinlenirken veya siperde/yaralı halde yatarken) kesintisiz bir zihinsel zırh olarak sürdürülmesi gerektiğini detaylandırır.

        fe izâ (فَإِذَا) itme'nentum (اطْمَأْنَنْتُمْ)

        İbn Fâris, t-m-n kökünün "sükunet bulmak, durulmak, bedenin ve ruhun sakinleşmesi" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şiddetli bir sarsıntının, tehlikenin veya korkunun (havf) ardından kalbe ve bedene yerleşen o mutlak güvenlik, emniyet ve "ontolojik tatmin" halini tanımlar. Düşman tehdidinin ortadan kalktığı anı niteler.

        feekîmû (فَأَقِيمُوا) es-salâte (الصَّلَاةَ)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün "ayağa kaldırmak, düzeltmek ve nizam vermek" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, if'al babında (ikame) kullanılan fiilin, ibadeti tüm şartları ve kurallarıyla eksiksiz yerine getirmek olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, tehlike bitip sükunet sağlandığında "namazı ikame edin" emrinin verilmesini hukuki bir zeminde inceler; savaş (korku) durumunda uygulanan esnek, kısaltılmış ve hareketli olağanüstü hal fıkhının tamamen geçici olduğunu, tehlike kalktığı anda ibadetin derhal standart, sivil ve tam "kurumsal formuna" (ikameye) geri döndürülmesinin İslam hukukunda mutlak bir kural olduğunu vurgular.

        inne (إِنَّ)

        Hükmü bağlayan ve pekiştiren kesinlik edatıdır.

        kânet (كَانَتْ)

        İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, meydana gelmek, bir halde bulunmak" manalarına geldiğini kaydeder.

        alel mu'minîne (عَلَى الْمُؤْمِنِينَ)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün "güvenmek ve tasdik etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. İman edenlerin üzerine yüklenen şaşmaz bir sorumluluk olduğunu ifade eder.

        kitâben (كِتَابًا)

        İbn Fâris, k-t-b kökünün "yazmak, harfleri birbirine bağlamak, kaydetmek ve farz kılmak" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, Allah tarafından kesin ve değiştirilemez bir hükme bağlanmış, yazgısı belirlenmiş "mutlak yasa/farz" manasını taşıdığını belirtir.

        mevkûtâ (مَّوْقُوتًا)

        İbn Fâris, v-k-t kökünün "zamanın belirli bir anı, sınırlandırılmış vakit, süre ve miat" anlamlarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "Mevkût" (vakitlendirilmiş) kavramının Kur'an'daki zaman ve toplum algısında yarattığı devrimi analiz eder; İslam'ın, bedevi kültürünün o akıp giden, rastgele, amaçsız ve sadece doğa olaylarına bağlı döngüsel çöl zamanı algısını (dehr) tamamen yıkarak; günü belirli aralıklara bölen, disiplinli ve şaşmaz bir "zaman çizelgesine bağlanmış" (mevkût) ibadet sistemiyle yeni bir kozmik ritim, ontolojik bir uyanıklık ve modern anlamda sarsılmaz bir "toplumsal saat ve eylem disiplini" inşa ettiğini detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X