اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُٓوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِۚ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَع۪يفاً۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 76. Ayet
Daralt
X
-
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise batıl dava uğrunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki şeytanın planı (tuzağı) daima zayıftır.
İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Allah'ın yolu -daha önce de belirttiğimiz gibi- Allah Teala'nın insanlara girmelerini emrettiği yoldur.
İnanmayanlar ise batıl dava uğrunda savaşırlar. İbn Abbas şöyle demiştir: Burada tağüt şeytanın kendisidir, çünkü, kendi yolunda yürümeyi insanlara emreden ve buna çağıran O'dur. Bu ayette, kafirlere cihat, namaz, zekat ve diğer ibadetlerin yerine getirilmesinin emredilmediğe dair delil vardır. Çünkü Allah şunu haber vermiştir ki onlar, savaşacak olsalar şeytanın yolunda savaşırlar, namaz kılsalar yine şeytan için kılarlar, diğer ibadetler de böyle. Fakat onlara önce, yapacakları ibadetin Allah yoluna girmesini sağlayacak şeyi yapmaları emredilir ki o, imandır. Bu düşünce, kafirin de namaz, zekat ve diğer ibadetlerle mükellef olduğunu ve bunlarla emrolunduklarını söyleyenlere ait görüşün yanlışlığını kanıtlamaktadır. En doğrusunu Allah bilir.
Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Bu ilahi beyan buradaki tağütun şeytan olduğunu gösterir. Allah'tan başka tapınılan herşey tağüttur. Şüphe yok ki şeytanın planı (tuzağı) daima zayıftır. Şeytanın tuzağı, yani onun hilesi daima zayıftır, Allah sizin yardımcınız olunca. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah size yardım ederse, size galip gelecek yoktur". Şeytanın tuzağı zayıftır. Çünkü O, kendine çağırmak ve insanlara emretmekten başka bir şey yapamaz, bu da onun zayıf olmasından kaynaklanır. Şeytan savaşmaya ve zarar vermeye teşebbüs edemez. Onun yapacağı şey sadece işaret etmek ve çağırmaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Aslında benim sizi zorlayıcı gücüm yoktu; benim yaptığım sadece çağrıda bulunmaktan ibarettir".
Şayet, Yüce Allah, Şeytanın tuzağı zayıftır, diye nasıl buyurdu, oysa şeytan sebebiyle insanların çoğu mahvolmuştur?, diye bir itiraz yapılırsa şu cevap verilir: "En doğrusunu Allah bilir ya bu birkaç şekilde açıklanabilir. Birincisi, şeytanın hilesi Allah'a sığınan kimse için zayıf olur. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Eğer şeytandan bir fitneleme seni dürtüklerse hemen Allah'a sığın!" Şeytan ancak kendisine ve çağırdığı kötülüklere meyleden kimselere karşı güçlü olur. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Takva sahipleri, içlerine şeytandan gelen bir saptırıcı fikir doğduğunda O'nu düşünüp hemen gerçeği görürler ... sonra ellerinden geleni artlarına koymazlar".
İkincisi, şeytan Rabbine yönelen, her halinde O'nu anan ve işlerini O'na havale eden kimselere karşı zayıf olur. Buna mukabil, onu dost kabul eden ve şeytanın vereceği işarete yönelen kimse, işte böylesi onu kendisine hakim kılar, nefsani arzularında kendisini tercih etmesi ve kötü duygularının ona meyletmesi sebebiyle. Bu, Yüce Allah'ın, "Gerçek şu ki o şeytanın, iman etmiş olanlar ve Rab'lerine dayanıp güvenenler üzerinde bir hakimiyeti olamaz" mealindeki ayette ifade buyurduğu gibidir. Cenab-ı Hak, onu vesvese veren sinsi şeytan diye nitelemiştir, çünkü Allah'ı anmaya fit sokar, Allah'tan gafil olunca da vesvese verir, işte onun sultası bu sebeple olur. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.
Üçüncüsü, şeytan zorlama ve kuvvet kullanma, mallar ve bedenler üzerinde zarar verme imkanına sahip değildir, o zayıf bir varlıktır. En doğrusunu Allah bilir.
Dördüncüsü, "Hine daifen" (حِينًا ضَعِيفًا) beyanı "Allah'ın yardımı ve desteği olunca zayıf olmasıdır" demektir. En doğrusunu Allah bilir. Bu beyanın şuna da ihtimali vardır: Şayet görünse ve şeytan olduğu bilinse zayıftır, fakat ona aldananın, şeytan aldatması ve tuzağı olduğunu bilmemesinden ötürü kuvvetli olmuştur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
âmenû (آمَنُوا)
İbn Fâris, e-m-n kökünün "korku ve ihanetin zıddı olarak güvenmek, emniyette olmak, huzur bulmak ve tasdik etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın kalben bir hakikati onaylaması ve kendini o otoritenin güvencesine teslim etmesi manasını taşıdığını açıklar. Toshihiko Izutsu, savaş bağlamında geçen bu "iman edenler" (ellezîne âmenû) vurgusunu sosyo-politik bir zeminde analiz eder; imanın salt bilişsel ve soyut bir inanç olmadığını, cephede hangi safta ve hangi gaye uğrunda durulacağını belirleyen kesin, eylemsel ve mutlak bir "siyasi/askeri aidiyet" (vatandaşlık) bildirgesi olduğunu detaylandırır.
yukâtilûne (يُقَاتِلُونَ)
İbn Fâris, k-t-l kökünün "canı bedenden ayırmak, hayatı sonlandırmak ve şiddet" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin mufa'ale babında (mukatele) kullanılmasının, eylemin tek taraflı bir öldürme cinayeti değil; sahada karşılıklı, örgütlü, kasti ve meşru bir çarpışma (savaş) olduğunu açıklar. Patricia Crone, bu askeri terminolojinin Geç Antik Çağ Arap sosyolojisindeki evrimini inceler; savaş eyleminin (kıtal) çapulcu bir kabile yağmasından çıkarılarak, ezilenleri kurtarmayı ve adaleti tesis etmeyi amaçlayan kurumsal bir "kamu savaşına" (devletlerarası meşru müdafaaya) dönüştüğünü teyit eder.
fî (فِي) sebîlillâhi (سَبِيلِ اللَّهِ)
İbn Fâris, s-b-l kökünün "uzayıp giden yol, ayak basılan geçit ve rota" anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, amaca ulaşmak için inanç ve eylem olarak tercih edilen hayat nizamını ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Allah yolu" tamlamasının Kur'an'daki anlambilimsel devrimini analiz eder; Cahiliye döneminin savaştaki yegane motivasyonu olan "kabile şerefi, asabiyet ve ganimet hırsı" (hamiyyet) zihniyetinin yıkılarak, yerine evrensel, ahlaki ve savaşın yegane meşru gerekçesi olarak "ilahi nizamın (tevhidin) tesisi" kavramının yerleştirildiğini, bunun İslam'da şiddeti ahlakileştiren en temel paradigma olduğunu vurgular.
keferû (كَفَرُوا)
İbn Fâris, k-f-r kökünün temel anlamının "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve reddetmek" olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, ilahi hakikatin üzerini bilerek kapatmayı ve isyanı nitelediğini belirtir. Bu ayet bağlamında, adalete ve tevhide kasti olarak cephe alıp statükolarını (şirk nizamını) korumak için silaha sarılanları tanımlar.
sebîlit (سَبِيلِ) tâğûti (الطَّاغُوتِ)
İbn Fâris, t-ğ-y kökünün "sınırı aşmak, haddi geçmek, suyun yatağından taşarak her şeyi yutması ve azgınlık" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın yasaları dışında kendisine tapılan, zorbalıkla kendi hükmünü topluma dayatan her türlü azgın otorite veya sahte sistem olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Habeşçedeki "tağut" (put) veya Aramicedeki "tağuta" (hata/putperestlik) kelimeleriyle bağlantısını inceler, mutlak bir ilahi karşıtlık figürünü nitelediğini aktarır. Toshihiko Izutsu, ayette kurulan "Allah yolu" ile "Tağut yolu" (Sebilillah / Sebilittağut) zıtlığını teopolitik bir eksende analiz eder; tağutun sadece cansız bir put olmadığını, insanları ilahi adaletten koparıp köleleştiren yozlaşmış, seküler veya pagan "hegemonik/emperyalist nizam" olduğunu, yeryüzündeki savaşların temelinde aslında bu iki zıt ontolojik nizamın ölümcül çarpışmasının yattığını detaylandırır.
fekâtilû (فَقَاتِلُوا)
İbn Fâris, k-t-l kökünden gelen emir fiilidir. "O halde savaşın" manasını taşır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, emrin başındaki "fe" (o halde/öyleyse) bağlacının mantıksal nedenselliğini inceler; müminlerin tağutun yolunda gidenlere karşı savaşmasının keyfi bir tercih olmadığını, her iki tarafın varoluşsal gayeleri (sebillleri) taban tabana zıt olduğu için, bu çatışmanın kaçınılmaz ve ertelenemez ahlaki/ontolojik bir zorunluluk olduğunu tesciller.
evliyâe (أَوْلِيَاءَ)
İbn Fâris, v-l-y kökünün "iki şeyin arasında hiçbir yabancı unsur kalmayacak şekilde peş peşe gelmesi, yan yana durmak, yakınlık, dostluk ve himaye" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, birinin işlerini üstlenen, onu savunan ve otoritesini kabul eden müttefikleri nitelediğini açıklar. Gabriel Said Reynolds, "şeytanın dostları/müttefikleri" kavramının askeri boyutunu analiz eder; Kur'an'ın düşman ordusunu (Mekke müşriklerini) sadece siyasi bir rakip olarak değil, doğrudan doğruya "kötülüğün metafiziksel efendisinin (şeytanın) yeryüzündeki askeri lejyonları" olarak etiketlediğini, bunun da savaşa teolojik bir kutsiyet (kozmik bir boyut) kattığını vurgular.
eş-şeytâni (الشَّيْطَانِ)
İbn Fâris, ş-t-n kökünün "uzaklaşmak, haktan ve hayırdan mesafeli olmak" veya ş-y-t kökünün "öfkeden kudurmak" anlamlarından türediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, hakikatten sapan, kibirlenerek isyan eden ve insanları tağutun yoluna süren yıkıcı iradeyi tanımlar. Arthur Jeffery, İbranice ve Aramicedeki "satana" (düşmanlık eden, doğru yoldan çıkaran) kavramlarıyla ortak teolojik lügata ait olduğunu teyit eder.
keyde (كَيْدَ)
İbn Fâris, k-y-d kökünün "gizli plan, hile, birine fark ettirmeden tuzak kurmak ve strateji" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, muhataba zarar vermek maksadıyla zekice ve sinsi bir şekilde kurgulanan taktikleri ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, keyd kavramının askeri ve psikolojik tahlilini yapar; şeytanın ve müttefiklerinin (tağut nizamının) asıl gücünün açık, mert ve ontolojik bir kuvvete değil, yalan propagandalara, kitle manipülasyonuna ve korkutmaya dayalı karanlık bir "stratejik illüzyona" (hileye) dayandığını detaylandırır.
daîfâ (ضَعِيفًا)
İbn Fâris, d-a-f kökünün "güç, kuvvet, sağlamlık ve direncin tam zıddı olarak zayıflık, çürüklük ve acizlik" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hem fiziksel yapının hem de rasyonel/stratejik aklın temelsizliğini ve çöküşünü ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin "Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır" (inne keydeş şeytani kane daîfa) şeklindeki sarsıcı kapanışını cephe psikolojisi bağlamında analiz eder; düşmanın devasa görünen sayısal üstünlüğünün, servetinin veya silah gücünün arkasındaki asıl nizamın (şeytani stratejinin) ilahi irade karşısında bir örümcek ağı kadar "temelsiz ve zayıf" olduğunu ifşa ederek, savaş meydanındaki mümin askerin içindeki tüm varoluşsal korkuları söküp atan ve onlara mutlak bir moral/cesaret aşılayan kusursuz bir psikolojik tahkimat (terapi) olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla