وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَص۪يبَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 33. Ayet
Daralt
X
-
Anne, baba ve akrabanın geride bıraktıklarından her biri için yakın varisler belirledik. Antlaşma yoluyla yakınlık bağı kurduğunuz kimselere de paylarını verin. Bilin ki Allah her şeyi görmektedir.
Anne, baba ve akrabanın geride bıraktıklarından her biri için yakın varisler belirledik. En doğrusunu Allah bilir ya, bu ayetin, "Erkekler için ana-babanın, akrabanın bıraktıkları mirastan pay vardır, kadınlar için de bıraktıklarından pay vardır" mealindeki ayete atfedilme ve ona bağlanma ihtimali vardır. Allah Teala, o ayette erkek ve kadınların ana-baba ve akrabadan varis olacakları malları zikretti de ana-babanın evlatlardan, amca, amcaoğlu ve diğer akrabanın birbirinden alacakları mirası zikretmemiştir. Burada mevlanın pay sahibi olduğunu zikretmiştir ki, efendinin ana-baba ve akrabanın bıraktıkları mirasta, onlar olmayınca ana-baba ve akrabanın sahip oldukları hakların bulunduğu bilinsin. Ana-baba ve akraba için belirlediği mirası bunlar için de belirlemiştir. Cenab-ı Hak, yine "Erkekler için ana-babanın bıraktıkları mirastan pay vardır" ayetinde ana-babanın evlattan alacakları mirası zikretmemiştir, fakat bunu vasiyet ayetinde şu söyle belirlemiştir: "... Eğer mal bırakırsa ana-baba ve akraba için örfe uygun tarzda vasiyet farz kılınmıştır". Yüce Allah, bu ayette ana-baba ve akraba için vasiyeti emretmiş, fakat çocuklar için zikretmemiştir. En doğrusunu Allah bilir ya, bunun sebebi şudur: Kişi çocuğunu kendisine ve diğer akrabasına tercih eder ama çocuk böyle değildir, babasını kendisine tercih etmez. Bunun içindir ki Allah Teala ana-baba ve akraba hakkında vasiyeti zikretmiştir, ta ki yapılan iyilik onlara da ulaşsın. Evlada gelince onlar, zaten diğer akrabaya tercih edilmektedir, bunun için onları anmamıştır. En doğrusunu Allah bilir.
Her biri için yakın varisler belirledik. Denildi ki bu, açıkladık demektir. Buna göre bu ayette miras olarak bırakılan mallarda kimin öncelik hakkı bulunduğunun açıklaması vardır. Mevai'nin (anlaşmalı efendiler) asabeler (baba tarafından akrabalar) olduğu da söylenmiştir. Bir görüşe göre onlar baba, erkek kardeş yahut erkek kardeşin oğlu ve diğer asabeler gibi velilerdir. Bir başka görüşe göre onlar varislerdir ki bu, İbn Abbas'ın görüşüdür. Bunların hepsi birdir. Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Ben müminlere en yakın olan kimseyim. Ölüp de mal bırakan kimsenin malı asabe olan mevlalarındır, geride borçlu bir aile bırakanın velisi ise benim. Onun problemini çözmek için beni çağırın".
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurmuştur: "Malı pay sahiplerine verin, artan mal ise erkek varislerden en layık olana aittir." Ömer b. Hattab'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah'tan şöyle buyurduğunu duydum: "Babanın yahut çocuğun elde ettiği mal, asabesi kimse ona aittir." Yine Ömer'den nakledildiğine göre kendisi şöyle yazmıştır: "Asabelerin bir kısmı ana tarafından daha yakınsa, mala, onlar daha yakındır." Alimler şu hususlarda ittifak etmişlerdir: Miras sahipleri paylarını tam aldıktan sonra geride bir şey kalırsa bu, ölenin asabelerine (erkek) akrabalarına ait olduğu hakkında görüş birliği içindedirler. Bunlar da baba ve mevlalar tarafından akrabası olan erkek varislerdir. Şu bir gerçektir ki, ana-baba bir kızkardeşler, yahut baba bir kızkardeşler, ayrıca kölesini azat eden kadın dışında kadınlardan asabe olmaz, yalnızca bu ikisi asabe olur. Yine alimler ölen kimseye kadınlar tarafından akraba olan kişinin asabe olmayacağı ve bir de erkek bir köleyi veya bir cariyeyi azat eden kadının azat edilen kölesi öldükten sonra asabesi olacağı hususunda görüş birliğine varmışlardır. Ancak İbn Mesud, bu durumda mirası efendilere değil de zevi'l-erhama (uzak akrabaya) verir. Yine alimler, iki asabe bir arada bulununca ölüye en yakın olanın mirasa en layık olduğu hususunda görüş birliği etmiştir. Asabelerin en yakını oğul, sonra oğlun oğludur, ne kadar aşağı giderse gitsin; sonra baba, sonra dededir, ne kadar yukarı çıkarsa çıksın; sonra ana-baba bir erkek kardeş, sonra baba bir erkek kardeştir, sonra ana-baba bir erkek kardeşin oğlu, sonra baba bir erkek kardeşin oğlu, sonra ana-baba bir amcadır; sonra baba bir amca, sonra ana-baba bir amcanın oğlu, sonra baba bir amcanın oğlu, sonra nimet mevlası, sonra nimet mevlasının oğludur, ne kadar aşağı inerse insin farketmez. Bunların hepsi ölenin asabeleri olup ona en yakın olanlar anılan pay sahiplerinin paylarından artanı almaya en layık olan kimselerdir. Bu -en doğrusunu Allah bilir ya- zikrettiğimiz ayet ve Sünnet'ten deliller ile ashaptan nakledilegelen rivayetlere uygundur.
Anne, baba ve akrabanın geride bıraktıklarından her biri için yakın varisler belirledik. Bu ayetin şu manaya ihtimali vardır: Ana-baba ve akrabanın geride bıraktıklarından her bir varise bir pay veya hisse vardır. Bu durumda bunun tevili Allah'ın şu beyanı olur: "Erkekler için ana-baba ve akrabanın bıraktıklarından pay vardır." Bu durumda onlar miras hakkı yoluyla ölenin varisleri olur, çünkü bıraktıkları mirasa daha layıktırlar. Bunun bir benzeri Yüce Allah'ın şu beyanıdır: "Bir kimse haksızlıkla öldürülürse onun velisine yetki verdik." Öldürülenin velisi ise mülkünde ona varis olandır. Bu bakış açısını Cenab-ı Hakkın "Allah size tavsiye eder" beyanı ve bütün miras ayetleri de tefsir eder. Ancak Yüce Allah ana-baba ile karı koca için bu cümleden olmak üzere bir pay zikretmemiş, onlar ne akrabalık ne de evlat ismine dahil olmamıştır. Belki onlara gerekli olan miras payı konusunda Kitap gelmiş ve bunun üzerinde ümmet icma etmiştir; hiç birinden bu konuda bir nesih iddiası da gelmemiştir; ta ki birilerine ait hakkı zikrederek tahsiste bulunmak, başkasının hakkını kesmeyeceği ve onun kendisine has delil ile sabit olduğu bilinmiş olsun. En doğrusunu Allah bilir. Şunu da belirtmek gerekir ki mirası akraba ve yakın varislere tahsis etmek, zikredilenleri belirtmeye ihtiyaç hissettirmez. Çünkü bütün akrabalıklar onlarla olur; evlenmek suretiyle de nesil meydana gelir, evlilik zaten bunun içindir. Bunun gibi onların hakkı hiçbir şekilde düşmez, herhangi bir varis sebebiyle bütün mirastan engellenemezler. Bu ayetin neshettiği vasiyet ayetinde, onların hakları anılmıştır. En doğrusunu Allah bilir.
Anne, baba ve akrabanın geride bıraktıklarından her biri için yakın varisler belirledik mealindeki ilahi beyanda yer alan "mevali" (مَوَالِي) kelimesinden maksat, ana-baba ve yakınların geride bıraktıkları olma ihtimali de vardır. Allah Teala, varis kılınmayanlarda cereyan ettiği gibi, mirasların varis kılınanlarda da cereyan ettiğini haber vermiştir. Dolayısyla bu, birincinin evladı ile akrabasının dışında kalanlara dönmüştür. Yahut bu ayetten kastedilen, ana-baba ve akrabanın geride bıraktıklarında, babaları hakkında belirlenmiş pay sebebiyle olur, o takdirde kastedilen, bu ana-babanın pay sahipleri ile birlikte bıraktıkları miras olur. Bu durumda ayet asabelerin haklarını açıklamaya yönelik olur, çünkü pay sahipleri ile birlikte olmaksızın, asabeleri için bir şey zikredilmemiştir. Onlar pay hakkı olarak varis olurlar, artanın hakkı olarak değil. Sonuç olarak miras hakkındaki ayetlerin tamamı üç gruba ayrılır. Birincisi, hisse sahipleri (ashab-ı feraiz), "azından çoğundan belli pay" mealindeki ilahi beyanda olduğu gibi. İkincisi, asabeler, Her biri için yakın varisler. Üçüncüsü de zevi'l-erham hakkındadır; o da Yüce Allah'ın şu beyanıdır: "Aralarında rahim bağı bulunanlar birbirlerine daha yakındır."
Miras ayetlerinde zikredilenlere uzaktakiler çerçevesinde antlaşmalılar eklenmiştir ve şöyle buyurulmuştur: Antlaşma yoluyla yakınlık bağı kurduğunuz kimselere de paylarını verin. Bu, ölünün terekesinde bulunan bir pay olup, artık kendisinin herhangi bir şekilde bağışlayıp yardımda bulunma imkanına sahip değildir. Bununla birlikte hisse sahipleriyle birlikte bunların da payı anılmıştır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden merfu olarak rivayet edildiğine göre, başkasının elinde müslüman olan bir kimse hakkında, onun bu kişiye, hem hayatında hem de vefatında en yakın olanıdır buyurmuştur. Aynı husus Ömer, Ali ve Abdullah'tan da nakledilmiştir. Bununla birlikte önceki dönemlerde bu tür miraslar mevcuttu, sonra şu ilahi beyanla neshedilmiştir: "Aralarında rahim bağı bulunanlar Allah'ın hükmüne göre birbirlerine daha yakındır." Bu hüküm kalkınca nesih de ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla akit yoluyla anlaşma kurulan kimselere mirastan pay almak gerekli hale gelmiştir. Zira Beytü'l-mal, iman velayeti yoluyla herkese miras olur; sözleşmeli velayet hakkı olduğu gibi başka velayet hakkı da vardır ki o, diğerinden daha layıktır. En doğrusunu Allah bilir. Azat etme velayetinde olduğu gibi akrabalık bağı olanlar da onların yerine geçer. Azat etme bir nimet olduğu için asabelik hakkı gibi olur. Nitekim Peygamber: "Vela hakkı nesep bağı gibi bir bağdır" buyurmuştur.
Antlaşma yoluyla yakınlık bağı kurduğunuz kimselere de paylarını verin. Bir görüşe göre bu, o yemin türlerinden biriydi; Cahiliye döneminde anlaşmalı akitler oluyordu. Şöyle ki adam diğerine: "Sen bana varis olacaksın, ben de sana varis olacağım; sen benim diyetimi ödeyeceksin, ben de senin diyetini ödeyeceğim; sen bana yardımcı olacaksın, ben de sana yardımcı olacağım" derler ve bunun üzerine karşılıklı yemin ederlerdi. Ayette geçen "akadet" (عقدت) kelimesi "akadet" (عاقدت) şeklinde de okunmuştur; akitleşme sözleşme demektir. Resulullah'tan şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "İslam'da kötülük üzerine anlaşma yapmak yoktur; İslamiyet Cahiliye döneminde iyilik üzerine yapılan anlaşmanın sadece gücünü artırmıştır." Başka bir görüşe göre bu akit bir tür yemindi, o da bir alışveriş şekliydi. O dönemde kişi başka biriyle akitleşme ve alışveriş yapardı, ölünce de diğeri ona varis olurdu. Başka bir görüşe göre Ebû Bekir, biriyle akit yapmış ve ölünce de ona varis olmuştur. İşte bunun içindir ki mülkiyet altında bulunan köleler (özellikle / sağ el) zikredilmiştir, "ellerinizin altında bulunanlar" mealindeki ilahi beyanda görüldüğü üzere. Çünkü onlar hizmet için satın alınıyorlardı, bir kimse kendine hizmet ettiği zaman sağ eliyle hizmet eder. Ayetin tevili zikrettikleri şekilde olunca şu ayet ve hadisle neshedilmiştir: "Aralarında rahim bağı bulunanlar Allah'ın hükmüne göre birbirlerine daha yakındır." "İslam'da kötülük üzerine anlaşma yoktur. İslamiyet Cahiliye döneminde iyilik üzerine anlaşmaların sadece gücünü artırmıştır."
Bu ayetin, başka birinin elinde müslüman olup, onunla, yardımlaşma sözleşmesi yapanlar hakkında olması da muhtemeldir. Nitekim Resulullah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kafirlerden olup da müslüman bir kimsenin elinde İslamiyeti kabul eden kimsenin hayatında da ölümünde de kendisine en yakın olan o kişidir." Nakledildiğine göre Ömer'e bir kimsenin elinde müslüman olup da onunla yardımlaşma sözleşmesi yapan kişinin hükmü sorulmuş, o da şöyle cevap vermiştir: "O, müslüman olan kişinin mevlasıdır, şayet kabul etmezse Beytü'l-mal'e aittir." Nakledildiğine göre Mesruk şöyle demiştir: Abdullah'a gelerek şöyle dedim: "Bir kişi, bizde işçi olarak çalışıyordu, dağa çıkarak orada öldü ve geride 300 dirhem para bıraktı. Abdullah sordu: "Bir varis bıraktı mı, yahut sizden birinin onunla vela akdi var mıydı?" Ben "Hayır" dedim. Bunun üzerine sözkonusu kişiye ait malını Beytü'l-male ait olduğunu belirtti. Alimlerimiz de aynı şeyi söylüyor: Hayatı sona erip de geride mal bırakan kimsenin serveti varislerine aittir. Şayet varisi yoksa elinde müslüman olup dostluk kurduğu kimsenindir, çünkü bize şöyle rivayet edilmiştir. O kimse, berikinin hayatında da ölümünde de sözkonusu kişiye en yakın olan şahıstır. "Hayatta iken" akıl konusunda, "ölüm halinde iken" miras konusunda.
Antlaşma yoluyla yakınlık bağı kurduğunuz kimselere de paylarını verin. Bir görüşe göre o malın üçte birinin tamamı vasiyetten ibarettir, çünkü miras Ahzab suresinde yer alan şu mealdeki ayettir: "Aralarında kan bağı bulunanlar Allah'ın kitabında (mirasçılık bakımından) birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. .. Dostlarınıza lütufta bulunmanız başkadır" mealindeki ayetle neshedilmiştir. Ayet, kendi elinde müslüman olan ve aralarında velayet sözleşmesi bulunan kimse hakkında olunca neshedilmiş değildir. Şöyle de denilmiştir: Onlara paylarını verin mealindeki beyanı onlara miras değil, yardım ve danışma türünden olan paylarını verin, demektir.
Bilin ki Allah her şeyi görmektedir, yani sözü edilen şartları ve onların yerine getirilmesini. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.
Yorumu Yorumla
-
kullin (كُلٍّ)
İbn Fâris, k-l-l kökünün "kapsamak, kuşatmak, bütünü ifade etmek ve ağır basmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir topluluğun veya parçaların eksiksiz olarak her bir ferdini, istisnasız tüm cüzlerini nitelediğini açıklar. Ayet bağlamında, bırakılan mirasın hiçbir varisinin (erkek veya kadın) ilahi taksimatın dışında bırakılmadığını vurgular.
cealnâ (جَعَلْنَا)
İbn Fâris, c-a-l kökünün "bir şeyi başka bir hale dönüştürmek, bir durumdan diğerine geçirmek, yaratmak ve tayin etmek" manalarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yasal bir statü atamak, hukuki bir düzenleme yapmak anlamında kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin Allah'a nispet edilerek (Biz kıldık) kullanılmasının, mirasçıların kimler olacağının örfe veya kabile inisiyatifine bırakılmadığını, bizzat ilahi bir yasama (teşri) ve mutlak bir hukuki kararname olarak "tayin edildiğini" detaylandırır.
mevâliye (مَوَالِيَ)
İbn Fâris, v-l-y kökünün "yakınlık, arka çıkmak, bitişik olmak, arada hiçbir engelin bulunmaması ve dostluk" anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin (mevlâ/mevâlî) bağlama göre himaye eden, himaye edilen, azatlı köle veya doğrudan kan bağıyla mirasa hak kazanan asabe (varisler) anlamlarına geldiğini açıklar. Patricia Crone, Geç Antik Çağ ve İslam öncesi Arap toplumlarındaki kabile yapısını analiz ederken; "mevâlî" kurumunun sadece kan bağını (nesep) değil, aynı zamanda kabileye dışarıdan katılan, himaye altına alınan ve antlaşmalarla akraba statüsüne yükseltilen karmaşık bir sosyal güvenlik ve miras ağını temsil ettiğini, Kur'an'ın bu kavramı kullanarak toplumsal dayanışmayı yasal bir zemine oturttuğunu teyit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyle kan bağına dayalı biyolojik asabiyeti yıkmasa da, onun yanına yeminlerle kurulan ahlaki ve hukuki bir "kardeşlik/varislik" statüsünü eklediğini detaylandırır.
tereke (تَرَكَ)
İbn Fâris, t-r-k kökünün "bir şeyi kendi halinde bırakmak, terk etmek, ayrılmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın ölümünden sonra dünyada geride bıraktığı maddi serveti (tereke/miras) tanımladığını aktarır.
el-vâlidâni (الْوَالِدَانِ) ve el-akrabûn (وَالْأَقْرَبُونَ)
İbn Fâris, v-l-d kökünün "doğurmak", k-r-b kökünün ise "uzaklığın zıddı olarak zaman, mekan veya nesep bakımından yakınlık" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu iki kelimenin doğrudan biyolojik kökeni (anne-baba) ve kan bağıyla bağlı olunan en yakın akrabaları temsil ettiğini ifade eder.
akadet (عَقَدَتْ)
İbn Fâris, a-k-d kökünün "ipi düğümlemek, iki şeyi birbirine sımsıkı bağlamak, sözleşme yapmak ve sağlamlaştırmak" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yeminler ve şahitler eşliğinde tarafları birbirine bağlayan geri dönülmez hukuki sözleşmeleri nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökensel olarak Aramice ve Süryanicedeki "aqad" (bağlamak, yeminleşmek) eylemiyle güçlü bir hukuki paralellik taşıdığını, dönemin ticaret ve ittifak kültüründe resmi bir terim olduğunu aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu fiilin miras hukukundaki bağlayıcılığını analiz eder; akit yapmanın basit bir sözlü vaat olmadığını, tarafların birbirlerinin canlarına, mallarına ve borçlarına varis (ortak) olmayı kabul ettikleri ağır bir medeni hukuk sözleşmesi (muvâlât akdi) olduğunu vurgular.
eymânukum (أَيْمَانُكُمْ)
İbn Fâris, y-m-n kökünün "sağ el, sağ taraf, güç, bereket ve yemin" anlamlarını barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sağ ellerinizin bağladığı" ifadesinin Arap dilinde tarafların antlaşma yaparken sağ ellerini birbirine vurup tokalaşmalarından doğan mecazi bir deyim olduğunu ve kesinleşmiş ittifakları (yeminleri) tanımladığını açıklar. Theodor Nöldeke, Hicaz bölgesindeki kabileler arası ilişkileri incelerken; dönemin "hilf" (yeminleşme/kardeşlik) geleneğinin çok yaygın olduğunu, zayıf bireylerin veya mültecilerin güçlü kabilelerle "sağ ellerini birleştirerek" kan bağına denk bir miras ve koruma kalkanı (muâhadet) elde ettiklerini teyit eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kavramla, biyolojik akrabalığın yanı sıra "sözleşmeye ve yemine dayalı ahlaki akrabalığın" (kardeşliğin) hakkını da koruduğunu ve bu yeminli müttefiklere miras paylarının verilmesini emrettiğini detaylandırır.
nasîbehum (نَصِيبَهُمْ)
İbn Fâris, n-s-b kökünün "dikmek, sabitlemek, tayin etmek ve kesinleşmiş pay" manalarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, maldan veya lütuftan kişinin hissesine düşen, miktarı belirlenmiş ve üzerinde hak iddia edilebilen yasal miktar olarak tanımlar.
şehîdâ (شَهِيدًا)
İbn Fâris, ş-h-d kökünün "bir yerde hazır bulunmak, bizzat görmek, bilmek ve tanıklık etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin gizli veya açık hiçbir detayın kendisinden kaçmadığı mutlak ve kusursuz tanıklığı ifade ettiğini aktarır. Gabriel Said Reynolds, miras hukukuna dair karmaşık yasal düzenlemelerin sonunda "Şüphesiz Allah her şeye şahittir" vurgusunun teolojik işlevini analiz eder; kan bağı olan akrabalara veya yeminleşilmiş müttefiklere (mevâlî) verilmesi gereken payların dünyevi mahkemelerden veya akrabaların gözünden kaçırılsa bile, ilahi otoritenin tüm bu akitlere ve niyetlere bizzat "şahit" olduğunu belirterek, yasanın arkasına sarsılmaz ve caydırıcı bir eskatolojik (ahiret) güvencesi yerleştirdiğini detaylandırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla