Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Neml Sûresi, 57. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Neml Sûresi, 57. Ayet

    فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَـهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ قَدَّرْنَاهَا مِنَ الْغَابِر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feenceynâhu ve ehlehu illâ-mraetehu kaddernâhâ mine-lġâbirîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Bunun üzerine onu ve karısı dışında kalan ailesini kurtardık. Karısının geride kalanlardan olmasını takdir ettik.”

      Bunun üzerine onu ve karısı dışında kalan ailesini kurtardık. Karısının geride kalanlardan olmasını takdir ettik. Bu beyanda hanımın dışındaki aile üyelerinin “ehil”, yani hane mensubu diye isimlendirilmesinin caiz olduğuna dair delil vardır. Tefsircilerin tümü dediler ki: Onun ehlinden maksat kızlarıdır. Karısının geride kalanlardan olmasını takdir ettik. Bu beyanda kullara ait fiillerin yaratılmasına dair delil vardır. Şöyle ki Allah Teâlâ karısının geride kalanlardan olmasını takdir ettik buyurmaktadır. Geride kalma ve beka kadının fiilidir. Bununla birlikte Allah onun bu fiilini kendisinin takdir buyurduğunu bildirmiştir. “Mine’l-ğâbirîn” (مِنَ الْغَابِرِينَ). Allah’ın azabına mâruz kalanlardan, demektir. İbn Mesûd’un mushafında “ve lekad vekaynâ ileyhi ehlehû küllehüm illâ ‘acûzen fi’l-ğâbirîn” (وَلَقَدْ وَقَيْنَا إِلَيْهِ أَهْلَهُ كُلَّهُمْ إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ) şeklindedir. Yani ona, sadece geride kalanlardan bir kocakarı hariç bütün ailesini tam olarak verdik.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 5075

        #4
        Fe enceynâhu (فَأَنجَيْنَاهُ)

        Kelimenin kökü n-c-y harfleridir. Başındaki "fe" (takip ve nedensellik bağlacı), if'al babında mazi (geçmiş zaman) birinci çoğul şahıs "enceynâ" (biz kurtardık) fiili ve "hu" (onu) zamirinin birleşimidir. "Bunun üzerine/böylece onu kurtardık, selamet alanına çıkardık" manalarına gelir.

        İbn Fâris, n-c-y kökünün asıl manasının "bir şeyden ayrılmak, kopmak, sel sularının ve tehlikenin ulaşamayacağı yüksek/güvenli bir tepeye (necve) çıkmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "necat" kavramının insanın darlıktan, azaptan veya düşman tahakkümünden tamamen sıyrılarak huzura ve güvenliğe kavuşması olduğunu tahlil eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin başındaki "fe" bağlacının yarattığı tarihsel ve teolojik simetriyi tefsir eder. Bir önceki ayette kavim Lût'u ve ailesini "Şehrinizden çıkarın/sürün" (ahricû) diyerek tehdit etmişti. Allah'ın "fe enceynâhu" (bunun üzerine onu biz kurtardık) mukabelesi, kavmin o zalimane sürgün planını, ilahi bir tahliye ve kurtarma operasyonuna dönüştürmüştür. Müşriklerin kibrine ilahi adaletin anında verdiği fiili bir cevaptır.

        Ve ehlehû (وَأَهْلَهُ)

        Kelimenin kökü e-h-l harfleridir. Başındaki "ve" atıf bağlacıdır. "Ehl" ismine "hû" (onun) zamiri eklenmiştir. "Ve onun ailesini, yakın çevresini" manasına gelir. Eylemin (kurtarmanın) ikinci nesnesidir (mef'ul).

        İbn Fâris, e-h-l kökünün asıl manasının "bir kimseye nesep, mesken veya din bağıyla en yakın olan, onunla aynı kaderi paylaşan çekirdek topluluk" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "ehl" kavramının salt biyolojik ve kabilevi bir kan bağından ziyade, ideolojik ve inanç temelli bir akrabalığa (tevhid kardeşliğine) evrildiğini inceler. Lût peygamberin kurtarılan "ehli", onunla aynı fıtri ve tevhidi değerleri paylaşan küçük inanç ailesidir. Bu aidiyet, az sonra gelecek olan "istisna" (illâ) edatıyla kan bağının (eş olmanın) kurtuluş için tek başına yetmediğini en acı şekilde ispatlayacaktır.

        İllâ (إِلَّا)

        Arapçada istisna (hariç tutma) edatıdır. "Ancak, -den başka, müstesna, hariç" manalarına gelir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir ve nahiv ilminde bu edatın, kurtuluş (necat) dairesinin içine çekilen kesin ve sarsılmaz bir hudut çizgisi olduğunu aktarır. Peş peşe gelen kurtuluş müjdesinin mutlaklığı, bu edatla aniden kesilerek peygamberin kendi hane halkının (ehlinin) tam ortasından trajik bir teolojik yarılma gerçekleştirilir.

        İmraetehû (امْرَأَتَهُ)

        Kelimenin kökü m-r-e harfleridir. "İmraet" (kadın/eş) ismi ile "hû" (onun) zamirinin birleşimidir. İstisna edilen mef'ul (nesne) olduğu için "imraete" şeklinde fetha almıştır. "Onun karısı hariç, eşi müstesna" manasına gelir.

        İbn Fâris, m-r-e kökünün (imru') genel anlamda "insan", özelde ise "kadın/dişi" varlığı niteleyen yapısal bir isim olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, Kur'an'ın kavramsal dilindeki edebi inceliği tahlil eder. Kur'an, karı-koca arasında inanç, şefkat ve ruhsal bir uyum (tevhid beraberliği) varsa genellikle "zevc" (eş/çift) kelimesini kullanır. Ancak Lût peygamberin eşi ondan inanç olarak kopuk olduğu ve sapkın kavminin zihniyetini paylaştığı için, Kur'an onu Lût'un "zevcesi" (ruhsal tamamlayıcısı) olarak değil, sadece biyolojik ve hukuki bağını vurgulayan "imraet" (kadını/karısı) kelimesiyle anar. Kelime seçimi, aralarındaki ontolojik kopuşun linguistik kanıtıdır.

        Kaddernâhâ (قَدَّرْنَاهَا)

        Kelimenin kökü k-d-r harfleridir. Tef'il babında, mazi (geçmiş zaman), birinci çoğul şahıs (biz) fiili olan "kaddernâ" ile "hâ" (onun/o kadının) dişil zamirinin birleşimidir. "Biz onun (hükmünü) belirledik, onun (helakini) takdir ettik, ölçüp biçtik" manalarına gelir.

        İbn Fâris, k-d-r kökünün asıl manasının "bir şeyin miktarını, ölçüsünü, sonunu bilmek ve o şeyi tam bir isabetle belirlemek" olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "takdir" kavramının ilahi iradenin kör ve keyfi bir zorlaması olmadığını; Allah'ın, kişinin kendi ahlaki tercihine, niyetine ve hak edişine göre onun nihai sonucunu hikmetle "ölçüp belirlemesi" (hükme bağlaması) olduğunu tahlil eder.

        Dücane Cündioğlu, bu kelimenin felsefi ve kelamî boyutunu analiz eder. Kadın, Lût'un evinde fiziksel olarak bulunsa da kalbi ve zihni ahlaksız kavmiyle birlikteydi. İlahi irade (kaddernâ), kadının kendi iç dünyasındaki bu gizli ihanetini ve fıtrat dışı topluma duyduğu sempatisini esas alarak onun akıbetini "takdir etmiş" (nesnelleştirmiştir). Takdir, kulun kendi liyakatinin (veya liyakatsizliğinin) ilahi mahkemedeki kesin onayıdır.

        Mine'l-ğâbirîn (مِنَ الْغَابِرِينَ)

        "Min" (-den, -dan) harf-i ceri ve ğ-b-r kökünden türeyen harf-i tarifli (el) ism-i fail çoğul formunun birleşimidir. "Geride kalanlardan, helak olanların içinde yitip gidenlerden, toz olup savrulanlardan" manalarına gelir.

        İbn Fâris, ğ-b-r kökünün Arapçada birbirine tamamen zıt iki manayı (ezdâd) aynı anda barındırdığını belirtir: Birincisi "geçip gitmek, yok olmak"; ikincisi ise "geride kalmak, arkada beklemek". Ayrıca toz, duman ve kül manasına gelen "ğubâr" kelimesi de bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "ğâbir" kavramının, kurtuluş kafilesi (necat) ileriye doğru yürüyüp giderken, onlara katılmayıp inatla helak olacak olan topluluğun içinde "geride/arkada kalmayı" seçen kişiyi nitelediğini açıklar.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (özellikle Süryanice) filolojik köklerine değinerek, ğ-b-r kökünün "toprak, toz ve kül" (dust/ashes) ile doğrudan ilintili olduğunu; dolayısıyla "ğâbirîn" kelimesinin sadece arkada kalanları değil, yanan şehrin "küllerine ve tozuna (ğubar) karışıp helak olanları" betimleyen apokaliptik bir dehşet tablosu çizdiğini belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu son kelimenin Lût kıssasındaki psikolojik ve teolojik trajedisini tefsir eder. Peygamberin eşi, kurtuluşun (necatın) tam merkezinde olmasına rağmen, ahlaki bir körlükle kendi peygamber kocasını değil, sapkın toplumu tercih etmiştir. O, kendi iradesiyle "ilerlemeyi" (hidayeti) reddetmiş ve günahkâr bir geçmişin içinde "geride kalmayı" (ğâbirîn) seçmiştir. Sonuçta, arkasına dönüp baktığı o kirli toplumla birlikte, taş yağmurunun altında toz ve kül (ğubâr) olarak ilahi azabın evrensel bir ibretine dönüşmüştür. Cümle, fiziksel yakınlığın (peygamber karısı olmanın) ahlaki bir tercih (iman) olmadan hiçbir kurtarıcılığının olmadığını mutlak bir şekilde mühürler.

        Yorum

        İşleniyor...
        X