Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Neml Sûresi, 56. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Neml Sûresi, 56. Ayet

    فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُٓوا اٰلَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Femâ kâne cevâbe kavmihi illâ en kâlû aḣricû âle lûtin min karyetikum(s) innehum unâsun yetetahherûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Fakat kavminin cevabı, ‘Lût ailesini ülkenizden çıkarın; kuşkusuz onlar (ahlâkça) temizlik taslayan kimselermiş!’ demekten ibaret oldu.”

      Fakat kavminin cevabı, “Lût ailesini ülkenizden çıkarın!” demekten ibaret oldu. “Fakat kavminin cevabı, ancak şunu şunu demek oldu” derken, bu kasırlı ifadeden kastedilen bir vakitteki cevaplarıdır. Yoksa bütün zamanlarda öyle değildir. Çünkü onların zaman içinde birçok sözleri ve cevapları olmuştur. Meselâ şunun gibi: “Hadi, doğru söyleyenlerden isen başımıza Allah’ın azabını getir de görelim” ve benzerleri. Keza onların kuşkusuz onlar (ahlâkça) temizlik taslayan kimselermiş! sözleri gibi. Bu beyanlar gösteriyor ki onlar, kendi yapmakta oldukları ve işledikleri fiillerin iğrenç, çirkin ve kabul edilemez olduğunu biliyorlardı. Nitekim şöyle demişlerdir: Kuşkusuz onlar (ahlâkça) temizlik taslayan kimselermiş!

      Sonra onların bu sözleri hakkında değişik izahlar yapılabilir: Birincisi onların bu sözü istihza tarzında söylemiş olmalarıdır. İkincisi Lût ailesini ülkenizden çıkarın; çünkü onlar bizim işlerimizi ve fiillerimizi tiksinti verici buluyorlar, şeklindedir. Üçüncüsü de gerçek anlamda söylemiş olmalarıdır: Kuşkusuz onlar arınmaya çabalayan birtakım insanlardır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe mâ kâne (فَمَا كَانَ)

        "Fe" (takip ve nedensellik bağlacı), "mâ" (olumsuzluk edatı) ve k-v-n kökünden türeyen mazi nâkıs fiil (kâne) birleşimidir. "Bunun üzerine ... olmadı, ... gerçekleşmedi" manalarına gelir.

        İbn Fâris, k-v-n kökünün asıl manasının "bir şeyin varlık sahasına çıkması, vücut bulması ve sabit bir hal alması" olduğunu belirtir. Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir usulünde cümleye olumsuzluk edatıyla (mâ kâne) başlanmasının, muhatabın (kavmin) Lût peygamberin sarsıcı fıtrat çağrısı karşısında ortaya koyabilecekleri rasyonel, ahlaki veya mantıksal hiçbir argümanlarının "var olmadığını/bulunmadığını" kesinkes ilan ettiğini aktarır.

        Cevâbe (جَوَابَ)

        Kelimenin kökü c-v-b harfleridir. "Kâne" fiilinin haberi (yüklemi) konumunda olduğu için fetha (üstün) almıştır. "Cevabı, karşılığı, yanıtı" manalarına gelir.

        İbn Fâris, c-v-b kökünün asıl manasının "bir şeyi yarmak, ortasını delmek ve boşluk açmak" olduğunu belirtir. Kayaları yontanlara da "câbû" (kayayı yaranlar) denir. Sorulan bir soruya veya sunulan bir tebliğe "cevap" denmesinin sebebi, o sözün muhatabın sessizliğini ve zihinsel durgunluğunu "yarıp geçmesi", aradaki iletişimsizlik duvarını delmesidir. Râgıb el-İsfahânî, cevap kavramının felsefi boyutuna değinerek, bunun sadece lafzi bir karşılık değil, eyleme veya duruma karşı alınan entelektüel ve pratik bir tutum olduğunu ifade eder.

        Kavmihî (قَوْمِهِ)

        Aidiyet bildiren tamlama yapısıdır. K-v-m kökünden türeyen "kavm" ismine "hî" (onun) zamirinin eklenmesiyle oluşur. "Onun kavminin, onun halkının" manasına gelir.

        İbn Fâris, k-v-m kökünün "ayakta durmak, dikilmek" manasına geldiğini; tehlikelere karşı bir arada, dayanışma içinde duran sosyal yığınlara "kavm" dendiğini açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Lût peygambere karşı alınan tutumda bu aidiyetin (kavmihî) yarattığı sosyo-psikolojik trajediyi tahlil eder. Peygambere düşmanlık edenler yabancı bir ordu veya işgalciler değildir; bizzat içinden çıktığı, yıllarca beraber "ayakta durduğu" kendi toplumudur. Kavmin bu sapkınlığı toplumsal bir kimlik (asabiyet) haline getirmesi, bireysel bir günahı aşarak kitlesel bir fıtrat isyanına dönüşmüştür.

        İllâ (إِلَّا)

        Arapçada istisna (hariç tutma) edatıdır. "Ancak, -den başka, sadece" manalarına gelir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, belagat ilminde cümlenin başındaki "mâ" (olumsuzluk) edatı ile cümlenin ortasındaki "illâ" (istisna) edatının birlikte kullanılmasının "hasr ve kasr" (daraltma ve mutlak sınırlandırma) ifade ettiğini aktarır. Lût kavmi, peygamberin tebliğine karşı fikir üretememiş; onların cevabı, birazdan zikredilecek olan o tek, bağnaz ve şiddet dolu eylemden (sürgünden) ibaret kalmıştır.

        En kâlû (أَن قَالُوا)

        Açıklama/masdar edatı olan "en" ile k-v-l kökünden türeyen mazi, üçüncü çoğul şahıs fiilinin birleşimidir. "Demelerinden, şöyle karşılık vermelerinden (başka)" manasına gelir.

        İbn Fâris, k-v-l kökünün asıl manasının "zihindeki düşünceyi, maksadı sese büründürerek dışa vurmak" olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "kavl" (söz) eyleminin epistemolojik iflasını tefsir eder. Lût kavmi, peygamberin eleştirilerine karşı ahlaki veya bilimsel bir "söz/kavl" üretemeyince, zorbalığa ve sansüre dayanan resmi bir karar mekanizmasını (şiddet söylemini) devreye sokmuştur. Fikrin bittiği yerde, zorbalığın sözü başlamıştır.

        Ahricû (أَخْرِجُوا)

        Kelimenin kökü h-r-c harfleridir. İf'al babında, muhatap çoğul emir fiilidir. "Çıkarın, sürün, dışarı atın, defedin" manalarına gelir.

        İbn Fâris, h-r-c kökünün temel manasının "bir şeyin saklı olduğu, yerleşik bulunduğu ve ait olduğu yerden ayrılıp dışarı çıkması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihrac" eyleminin if'al babındaki kullanımının; bir kimseyi veya nesneyi kendi rızası dışında, kaba kuvvet ve tahakküm (kahr) yoluyla bulunduğu mekandan zorla koparıp atmak olduğunu tahlil eder.

        Dücane Cündioğlu, bu emrin felsefi ve politik psikolojisini analiz eder. Ahlaki olarak çürümüş toplumlar (veya oligarşiler), kendi sapkınlıklarını yüzlerine vuran o temiz ahlaki aynaya (peygambere) tahammül edemezler. Çözümü, kendilerini düzeltmekte değil, aynayı kırmakta veya o aynayı (muhalif sesi) fiziksel olarak o mekandan "ihraç etmekte" (sürgünde) bulurlar. Bu kelime, kibrin ve cehaletin en tipik savunma mekanizmasıdır.

        Âle Lûtin (آلَ لُوطٍ)

        "Âl" kelimesi ile "Lût" isminin birleştiği isim tamlamasıdır. Eylemin nesnesi (mef'ul) olduğu için "âle" şeklinde fetha almıştır. "Lût'un ailesini, Lût'un yakınlarını ve taraftarlarını" manasına gelir.

        İbn Fâris, e-v-l kökünden türeyen "âl" kelimesinin asıl manasının "bir şeye dönmek, yönelmek ve asıl merkez" olduğunu; bir kişinin eşine, çocuklarına, inanç kardeşlerine ve etrafında kenetlenen asıl çekirdek gruba bu yüzden "âl" dendiğini açıklar.

        Arthur Jeffery, Lût isminin İbranice kökenli (Lôt) olduğunu, Arapçada yabancı (a'cemî) bir isim olmasına rağmen bu tamlamayla İslam teolojisinde "tevhid davasını omuzlayan küçük müminler grubunu" niteleyen yerleşik bir İslami kavrama dönüştüğünü belirtir. Sürgün kararı sadece peygambere değil, onu destekleyen o direniş odağının (âlin) tamamına yönelik topyekûn bir tasfiyedir.

        Min karyetikum (مِّن قَرْيَتِكُمْ)

        "Min" (-den, -dan) harf-i ceri, k-r-y kökünden türeyen "karye" ismi ve "kum" (sizin) muhatap zamirinden oluşur. "Sizin şehrinizden, memleketinizden" manasına gelir.

        İbn Fâris, k-r-y kökünün asıl manasının "bir araya toplamak, birleştirmek ve yığılmak" olduğunu açıklar. İnsanların sosyal ve ticari olarak bir araya gelip yerleştikleri medeniyet merkezlerine bu yüzden "karye" denir. Râgıb el-İsfahânî, karye kavramının sadece fiziki evleri değil, orada kurulan siyasi ve sosyolojik düzeni (rejimi) de kapsadığını belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "kum" (sizin) zamirinin yarattığı ötekileştirici dili tefsir eder. Lût peygamber onlara "Ey benim kavmim" (Neml 54) diyerek bağrına basarken; kavim "Şehrimizden/sizin şehrinizden" diyerek, yurdun asıl sahibi olan Lût'u ve ailesini bir anda o topraklarda vatansız, yabancı ve mülksüz bir "paryaya" dönüştürmüş, mülkiyet iddiaları üzerinden küstahça bir egemenlik gösterisi yapmıştır.

        İnnehüm (إِنَّهُمْ)

        Cümleye kesinlik ve pekiştirme kazandıran tahkik edatı "inne" ve "hüm" (onlar) üçüncü çoğul şahıs zamirinin birleşimidir. "Çünkü onlar, şüphesiz ki onlar" manasına gelir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir usulünde buradaki "inne" edatının ta'lil (gerekçelendirme) işlevi gördüğünü aktarır. Sürgün kararı alınmıştır (ahricû); şimdi bu kararın arkasındaki o inanılmaz ve absürt sosyolojik gerekçe (sebep) beyan edilmektedir.

        Unâsün (أُنَاسٌ)

        Kelimenin kökü ü-n-s harfleridir. "İnsanlar, birtakım kimseler" manasına gelir. Belirsiz (nekra) formda gelmiştir.

        İbn Fâris, ü-n-s kökünün asıl manasının "vahşetin, yabancılığın ve yalnızlığın zıttı; cana yakın olmak, alışmak ve ünsiyet kurmak" olduğunu belirtir. İnsana bu ismin verilmesi fıtraten sosyal bir varlık olmasındandır.

        Toshihiko Izutsu, kelimenin buradaki nekra (belirsiz) formunun kavmin lügatinde kazandığı alaycı ve aşağılayıcı anlamı inceler. Kavim bu kelimeyi "saygıdeğer insanlar" anlamında değil; "Şunlara bakın, şu acayip tiplere, kendilerini bir şey sanan şu garip kimselere" şeklindeki istihzalı (alaycı) ve tahkir edici bir tonla kullanarak, Lût ve ailesini toplumun normal (sapkın) düzenine uymayan ucube bir azınlık olarak yaftalamaktadır.

        Yetetahherûn (يَتَطَهَّرُونَ)

        Kelimenin kökü t-h-r harfleridir. Tefe'ul babında, muzari (geniş/şimdiki zaman), üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Temizleniyorlar, temizlik taslıyorlar, kirden uzak durmaya (aşırı) özen gösteriyorlar" manalarına gelir.

        İbn Fâris, t-h-r kökünün asıl manasının "bir şeyin her türlü maddi pislikten (necis) veya manevi kirden, kusurdan arınması, saf ve pürüzsüz hale gelmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "taharet" kavramının ahlaki bağlamda insanın nefsini, eylemlerini ve düşüncelerini ilahi fıtrata aykırı düşecek her türlü cinsel, ideolojik ve kalbi sapkınlıktan "temiz tutma" iradesi olduğunu tahlil eder.

        Angelika Neuwirth ve Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiilin tefe'ul babında (tekellüf/zorlanma veya taslama bildiren kalıpta) kullanılmasının yarattığı o dehşetli felsefi ironiyi analiz eder. Lût kavmi, fıtri olanı (kadın-erkek ilişkisini) terk edip sapkınlığa (fâhişeye) batmıştır. Ancak değerler o kadar tersyüz olmuştur ki; kavim, kendi iğrençliklerini "normal" kabul ederken, Lût ve ailesinin iffetini, haya duygusunu ve fıtratı koruma çabasını bir tür "aşırılık, suç, gericilik ve temizlik taslama" (yetetahherûn) olarak yargılamaktadır. Namuslu olmak, ahlaksız bir toplumda sürgün sebebi (suç) sayılmıştır. Kur'an, ahlaki pusulasını yitirmiş bir toplumda kelimelerin ve değerlerin (temizliğin) nasıl suç unsuruna dönüştürüldüğünü bu kelimeyle kusursuzca resmeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X