اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
"Şimdi siz şüpheye düşüp gördükleri hakkında onunla tartışmaya mı kalkışıyorsunuz?”
İbn Mesûd (r.a.) ve İbn Abbâs’ın (r.a.) bu âyeti elifsiz ve "ta” (ت) harfi üstünlü olarak “efetemrûnehû” (أَفَتَمْرُونَهُ) diye okudukları rivayet edilmiştir. O zaman âyet, inkâr mı ediyorsunuz? anlamına gelir. Hasan-ı Basrî’nin de “efetumârûnehû” (أَفَتُمَارُونَهُ) diye okuduğu rivayet edilmiştir; bu da onunla mücadele mi ediyorsunuz? mânasına gelir. Şüreyh’ten de böyle rivayet edilmiştir. Ebû Ubeyde şöyle dedi: Öncelikle âyetin inkâr anlamına gelecek şekilde okunması gerekir, çünkü müşriklerin inkâr tabiatında oldukları semavî haberlerde de belirtilmektedir. Bu, mücadele ve tartışmadan daha büyük bir meseledir. Denildi ki: “Efetemrûnehû” kelimesi, gördüğünden onu şüpheye mi düşürüyorsunuz? mânasına gelir. Ebû Bekir el-Esam da şöyle dedi: Bu kelimenin elifsiz okunması doğru değildir, ancak elifli olarak okunması ve onunla mücadele mi ediyorsunuz? diye yorumlanması gerekir. Biz de deriz ki: Bu kelimeye inkâr mânası verilmesi ve bu mânaya gelecek şekilde okunması mümkündür. Onun gördüğü şeye karşı mücadele mi ediyorsunuz? diye yorumlanma ihtimali yoktur. Çünkü onların mücadeleleri gördüğü varlık hakkında değildi, gördüğüne dair verdiği haber hakkında idi. Verilen haberi yalanlamak mümkündür ve onlar işte bu konuda mücadele ediyorlardı. En doğrusunu Allah bilir.
Yorum
-
tumârûnehu (تُمَارُونَهُ)
Arapça m-r-y kökünden türeyen ve "mümârât" (müfaale) babında çekimlenmiş olan bu fiil, etimolojik olarak "şüphe etmek, inatla tartışmak, çekişmek, bir memeden süt sağmak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde devenin memesini sıvazlayarak oradan süt çıkarmak veya sütü zorlamak eyleminin yattığını belirtir; kelimenin etimolojik olarak zamanla mecazi bir boyut kazanarak, karşı tarafın sözlerinden veya inancından bir açık/zaaf çıkarmak amacıyla yapılan inatçı, zorlayıcı ve şüpheci tartışmaları (mümârât) ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "mirye" ve "mümârât" kavramlarının kökenindeki bu "sağma/çekip çıkarma" imgesine dikkat çekerek, kelimenin hakikati bulmak için yapılan sağlıklı bir müzakereyi değil, sırf itiraz etmek, şüphe düşürmek ve gerçeği bulandırmak amacıyla yapılan düşmanca ve inatçı bir çekişmeyi anlattığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel yapısı içerisinde bu kelimenin, Cahiliye zihniyetinin hakikat karşısındaki kibirli direnişini temsil ettiğini; gözle görülen, apaçık ilahi bir tecrübe karşısında bile salt inat ve şüphecilik (mirye) üzerinden geliştirilen sığ tartışma kültürünü etimolojik bir temelle deşifre ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki bağlamını ve soru formunu (efetumârûnehu) değerlendirirken, bu fiilin müşriklerin Hz. Peygamber'in yaşadığı eşsiz metafizik tecrübeyi akıl dışı zorlamalarla ve bitmek bilmeyen bir inatla çürütmeye çalışmalarındaki absürtlükleri ortaya koyduğunu, etimolojik kökenindeki "zorlama ve çekişme" anlamının bu diyalogun doğasını tam olarak yansıttığını ifade eder.
yerâ (يَرَىٰ)
Arapça r-e-y kökünden türeyen ve muzari (şimdiki/geniş zaman) formunda olan bu fiil, etimolojik olarak "görmek, müşahede etmek, kavramak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün gözle gerçekleştirilen fiziksel bir eylemi anlattığı gibi, akıl ve kalple ulaşılan derin bir bilgi ve kavrayış durumunu da etimolojik olarak içinde barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" kavramının sadece optik bir algılama olmadığını, aynı zamanda içsel bir basiret ve kesinlik ifade ettiğini belirterek; ayetteki muzari (şimdiki zaman) kullanımının, Hz. Peygamber'in gördüğü şeyin gelip geçici bir yanılsama olmadığını, zihninde ve kalbinde hala tüm canlılığıyla, berraklığıyla ve kesinliğiyle devam eden sarsılmaz bir şahitlik hali olduğunu etimolojik olarak kanıtladığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bağlam içerisinde bu fiilin müşriklerin inatçı tartışmalarına (mümârât) karşı en kesin ontolojik ve epistemolojik cevap olarak sunulduğunu; tartışmanın varsayımlar veya soyut iddialar üzerinden değil, bizzat tecrübe edilmiş, doğrudan "görülmüş" ve hakikati şüphe götürmeyen nesnel bir gerçeklik üzerinden yürütüldüğünü ifade eder. Gabriel Said Reynolds, peygamberlik tartışmalarında "görme" eyleminin retorik işlevini incelerken, bu kelimenin elçiyi tartışmaya açık bir filozof konumundan çıkarıp, metafizik aleme doğrudan tanıklık eden tartışılmaz bir "görgü tanığı" statüsüne yükselttiğini; fiilin şimdiki zaman kurgusunun, bu tanıklığın gücünü ve güncelliğini muhatapların yüzüne etimolojik bir kesinlikle çarptığını belirtir.
Yorum
Yorum