وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَٓاءً ثَجَّاجاًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nebe' Sûresi, 14. Ayet
Daralt
X
-
"Yoğun bulutlardan oluk gibi boşalan sular indirdik."
Kimi tefsirciler "el-musirat" kelimesinden maksadın yağmurun yağdırıldığı bulutlar olduğunu söylemiştir. Adet görmesi yaklaşmış olan kız için "mu'sıra" denilir. Buna göre (yağmur yüklü) bulutlar, adet görmesi yakın olan kızın durumuna benzetilmiştir. Bir başka yorum da şöyledir: Buluta "el-mu'sır" adı verilmiştir çünkü o kasılarak içindeki yağmuru boşaltır. Bir başka yorum da "el-mu'sırât"ın "zevâtü'l-e'âsîr" anlamında oluşudur. Bu durumda maksat da rüzgâr olur; "Fe esâbehâ i'sârun" kavl-i celîlindeki i'sâr'ın rüzgâr mânasında olması gibi. Hasan-1 Basrî'nin bundan maksadın gökler olduğunu söylediği rivayet edilmiştir. Zeccâc ise şöyle demiştir: "el-Mu'sır" boşalma vakti gelen bulut demektir. Artık son bulma, yani hasat vakti gelen şeye "müczir" denilmesi gibi.
Bulutlardan yağmurun yağdırılmasında nimetlerin, yüce kudretin ve engin hikmetin hatırlatılması vardır. Bu, üç yönden her biri ölümden sonra diriltilmenin gerekliliğini kabule götürür. Şöyle ki: Nimetlerin hatırlatılması şu yönden buna işaret eder: Damlalar peşpeşe gökten iner. Allah Teâlâ lütuf ve keremiyle bunların birbirine eklemlenmesini önler ve onlardan yararlanılması için her damlayı yeryüzüne tek başına ve peşpeşe indirir. Eğer böyle olmasaydı damlalar birbirine eklemlenseydi ve tek bir kütle haline gelseydi onun önünde hiçbir şey duramazdı ve yağmur rahmet olmaktan çıkar azap ve helâk sebebi olurdu. Allah Teâlâ fazlı keremi ve rahmeti ile onu birbirinden ayrı damlalar halinde indirdi ki mahlûkat ondan istifade ederek yararlansınlar.
Bunda, yüce kudretin ve engin hikmetin hatırlatılması da vardır. Çünkü O, yağmur yüklü bulutları yaratmış ve onu yağdırmayı takdir buyurduğu yere sürmüştür. Bilindiği gibi bu yağdırma işi bulutun kendi fiilinin bir sonucu olamaz. Çünkü bulutun, kendisini yağmurun indirilmesinin emredildiği yere sevk etmesi mümkün değildir. Eğer yağdırma bulutun kendi fiilinin bir neticesi olsaydı o takdirde her nereden geçse oraya yağmuru indirmesi söz konusu olurdu. Eğer bulut gözenekli olsaydı, o takdirde rüzgâr içine girince içindeki yağmuru olduğu yere indiriverirdi. Bu böyle olmadığına göre Allah Teâlâ'nın engin hikmeti ve yüce kudreti ile O'nun eşsiz lütuf ve ihsanı ile bulutu oluşturduğu ve nereye yağmasını istiyorsa onu oraya göndermeyi takdir buyurduğu ve bütün bunların bulutun kendi fiili sonucu olmadığı anlaşılmış olur. Yeryüzündeki hikmet sahiplerinden bir bilge aynı yağmurun falanca yerde suyunu boşaltmayıp da filanca yerde yağdırmasının hikmetini anlamaya çalışsa bunu asla başaramaz. Allah, onlara hatırlattı ki O'nun engin hikmeti insan aklının erebileceği bir düzeyde değildir. Yine O'nun yüce kudreti beşer gücü ile ölçülebilecek gibi değildir. Aksine O, dilediğini yapmaya kadirdir ve dilediğini yapandır. Bunda, aynı zamanda göklerin, yeryüzünün ve havanın yönetim ve düzenlemesinin nihaî olarak bir ve Kahhâr olan Allah'a ait olduğunun hatırlatılması vardır. Zira hiçbir kimsenin çıkıp da gökten gönderilen yağmurun, yağması emredilen yere ulaşmasını engellemeye kalkışması mümkün değildir.
"Seccac" kelimesi, ardınca sicim gibi yağan yağmur anlamına gelir. "Sec" dökmek ve akıtmak demektir.
Yorum
Yorum