Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 6. Ayet

    اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَاداًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem nec’ali-l-arda mihâdâ(n)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      6-7. "Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da (yeri tutan) kazıklar yapmadık mı?"

      Biz, yeryüzünü bir döşek, yani yayılmış olarak dağları da (yeri tutan) kazıklar yapmadık mı? Rivayete göre yeryüzü yaratıldığında üzerindekilerle birlikte sağa sola kaymaya ve sallanmaya başladı. Bunun üzerine Allah mahza lütfunun eseri olmak üzere onu dağlarla sabitledi; yoksa yeryüzünün sabit durması için dağları sebep yapmış değildir.

      Allah Teâlânın şu sözüne bakmaz mısın? "Sana dağları soruyorlar. De ki: 'Rabbim onları un ufak edip savuracak. Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak. Orada artık ne bir kıvrım ne de bir tümsek görürsün". Buna göre Allah o vakitte yeryüzünü dağlar olmaksızın yerinde duran, sabit ve yerleşik bir halde varetmiştir. Bu da gösteriyor ki dağlar, yeryüzünün sabitlenmesinin sebebi değildir. Bunda, ulaşılması imkânsız hal almış işlerde insanların nasıl farklı çarelere başvurabileceklerinin öğretilmesi vardır.

      Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı? meâlindeki kelâm-ı celilinde daha önce geçmiş olan sorular hakkında bir cevap da bulunmaktadır. Eğer sorular sorma peygamberlik ile ilgili idiyse o takdirde cevabın, soruların konusunun ölümden sonra diriltilme yahut tevhit ya da Kur'ân hakkında olması halinde verilecek cevaptan farklı olması gerekirdi. Bu konuda asıl şudur: Allah Teâlâ yeryüzünün bir döşek yapılması ve eşlerin yaratılmasından bahsetmek suretiyle kulları üzerindeki nimetlerinin ne kadar büyük olduğunu, onlara inam ve ihsanının ne kadar çok olduğunu hatırlatmış oldu, böylece onlar, karşılığında Allah'a şükretmiş olsunlar. İnsanlar şükretme ihtiyacı duyunca bu kez onlar, kendilerinin Allah'a nasıl ve ne ile şükredeceklerini öğretecek birilerine ihtiyaç duyarlar. Çünkü her bir nimetin şükrünün nasıl yapılacağının yolu ancak ilâhî yardım (tevfik) ile bilinir. Bu husus, şükrün ve nankörlüğün yerini, hangi konularda dostluk kurulacağını ve hangi konularda düşmanlık besleneceğini kendilerine tarif edecek kimseye ihtiyacı zorunlu kılar. Zira onlar, bu dünyada hem dostlara hem de düşmanlara aynı şekilde nimetler sunulduğunu gördüler. Haliyle de kendilerine yönelik vâd ile vaîdi birbirinden ayırtetmeyi öğretecek birine ihtiyaç duydular. Bu anlattıklarımız da şükredenin mevkii ile küfrân-ı nimette bulunanın durumunu açığa çıkaracak bir âhiret hayatının gerekliliğine kani olmayı ortaya koydu.

      Bu nimetlerin hatırlatılmasında aynı zamanda Allah'ın birliğine (vahdaniyet) de işaret vardır. Çünkü Allah Teâlâ yeryüzünü döşek ve onu insanların yararlandıkları yer ve barındıkları yurt yaptı. Orada geçimlerine medar olacak her bir nimeti varetti. Onların bitmesine sebep olarak gökten yağmuru indirdi. Böylece yeryüzü nimetlerinin vücut bulmasını gökyüzü nimetlerinin varlığına bağladı. Eğer bu yer ve gök ikilisinin idaresi aynı elden yürütülmeseydi, o takdirde aralarındaki bu bağlantı ve düzen sağlanamazdı.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nec'al (نَجْعَلَ)

        Bu kelimenin kökü c-e-l harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, bir şeyi ortaya koymak veya inşa etmek olduğunu belirtir. Kelimenin "yaratmak" (halk) fiilinden farklı olarak, mevcut olan veya yaratılan bir unsura yeni bir form, işlev ve düzen kazandırma eylemini temsil ettiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ceal" fiilinin Kur'an'daki kullanım alanlarını tasnif ederken, buradaki kullanımın "bir şeyi bir sıfata büründürmek ve bir vazifeye tahsis etmek" anlamına geldiğini açıklar; arzın ham maddesinin insan yaşamına uygun bir "beşik" formuna sokulmasının ilahi bir "tasarruf" ve "inşa" süreci olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, bu fiilin ontolojik bir yapılandırmayı ifade ettiğini, kaotik unsurların ilahi irade ile kozmik bir düzene kavuşturulmasını ve insanoğlu için anlamlı, yaşanabilir bir zemin haline getirilmesini simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki soru kalıbıyla (takriri istifham) birleşen bu fiilin, muhatabı yeryüzündeki nizamı gözlemlemeye davet ettiğini; "ceal" eyleminin burada yeryüzünün biyolojik ve fiziksel olarak insana "musahhar kılınması" (boyun eğdirilmesi) sürecini anlattığını ifade eder.

        Arz (الْأَرْضَ)

        Kelimenin kökü e-r-z harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün kök anlamının "alçaklık" ve "yükseğin zıttı" olduğunu; semaya (gökyüzüne) nispetle aşağıda kalan her şeye bu ismin verildiğini belirtir. Ayrıca kökün toprağın hareketi ve bitkiyi dışarı çıkarmak için yarılmasıyla olan semantik bağına dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, "arz" kelimesinin insanların üzerinde yerleştiği, yürüdüğü ve rızık aradığı alt alemi temsil eden bir cins isim olduğunu ifade eder; kelimenin Kur'an'da bazen bütün yeryüzünü bazen de belirli bir toprak parçasını ifade edebileceğini, burada ise genel anlamda üzerinde yaşanılan küreyi karşıladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, arzın Kur'an semantiğinde sadece coğrafi bir mekan olmadığını, aynı zamanda Allah'ın ayetlerinin sergilendiği bir "kanıtlar sahası" olduğunu vurgular; "mihâd" vasfıyla birleştiğinde arzın, insanın varoluşsal güvenliğini sağlayan sabit ve güvenilir bir zemin niteliği kazandığını belirtir. Angelika Neuwirth, surenin genel kozmolojik yapısı içinde arzın, gökyüzünün muazzam yüksekliğine karşı bir denge unsuru ve insanoğlunun sığınağı olarak sunulduğunu ifade eder.

        Mihâd (مِهَادًا)

        Bu kelimenin kökü m-h-d harflerinden oluşur. İbn Fâris, m-h-d kökünün bir şeyi yaymak, düzeltmek, rahat ve huzurlu bir hale getirmek anlamına geldiğini söyler. Beşiğe "mehd" denilmesinin sebebinin, oranın çocuk için hazırlanmış, pürüzsüz ve rahat bir zemin olmasıyla ilişkili olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "yaygı" (firaş) anlamına geldiğini, ancak sadece yüzey genişliğini değil, aynı zamanda yerleşmeye, uyumaya ve dinlenmeye tam uyumlu, konforlu ve güvenli bir alanı ifade ettiğini açıklar; ayette arzın "mihâd" yapılması, onun her türlü engele ve sertliğe rağmen insan için yumuşak ve elverişli kılınmasıdır. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice "mahdâ" (yatak/beşik) ile olan köken bağlarını tartışarak, Kur'an'da bu kavramın "ilahi inayetle hazırlanmış ikametgah" anlamında teknik bir derinlik kazandığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelime seçimindeki estetik ve şefkat vurgusuna dikkat çeker; yeryüzünün bir anne tarafından bebeği için hazırlanan "beşiğe" benzetilmesinin, doğanın insan için ne denli korunaklı ve besleyici bir şekilde tasarlandığını hissettirmeyi amaçladığını belirtir. Angelika Neuwirth, kozmolojik bir tasvir olarak "mihâd"ın, yeryüzünün kaostan arındırılmış, sınırları belirlenmiş ve üzerinde düzen kurulabilir bir döşek gibi serilmesini temsil ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin yeryüzünün topografik özelliklerinin (dağlar, ovalar, vadiler) insan hayatını sürdürmeye imkan verecek şekilde pürüzsüzleştirilmesini ve biyolojik uyumu simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin bu formda gelmesinin, yeryüzünün bir yaygı gibi hazırlanmasındaki sürekliliğe ve bu hazırlığın kapsamlılığına işaret ettiğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X