اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nasr Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
"Allah'ın yardımı ve zaferi geldiğinde!"
Müfessirlerin tamamı bu âyette belirtilen zaferin Mekke’nin fethinden, yardımın da Resûlullah’m (s.a.) Mekke halkına galibiyetini sağlayan İlâhî destekten ibaret olduğunu söylemiştir. Fakat Ebû Bekir el-Esam bunun ihtimal dahilinde bulunmadığını belirtmiştir, çünkü Mekke’nin fethi hicretin 8. yılında, bu sûrenin gelişi ise onuncu yılında gerçekleşmiştir. Geçmiş bir olay için Allah’ın yardımı ve zaferi geldiğinde ifadesi kullanılmaz; dolayısıyla Cenâb-ı Hak bu beyanıyla Hz. Peygamber’e lütfettiği diğer fetihleri murat etmiş olmalıdır. Evet, Esam naklettiğimize benzer bir açıklama yapmıştır. Şu da var ki Allah’ın yardımı geldiği zaman meâlindeki beyanın “Allah’ın yardımı geldiğine göre” mânasında olması mümkün olup dil açısından bunda bir sakınca yoktur. Kur’ân-ı Kerim’de gelecek zaman zarfı olan “izâ”nın geçmiş zaman zarfı “iz” m^erine kullanılması çokça yer almaktadır. Durum burada da öyle ise âyeti müfessirlerin dediği gibi Mekke’nin fethiyle açıklamak isabetli olur. Bundan başka “İzâ câe nasru’llâhi” (إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ) cümlesinin “Kad câe nasru’llâhi” (قَدْ جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ), yani “Allah’ın yardımı artık gelmiştir” mânasını taşıması da sûrenin devamında belirtildiği gibi insanların bilâhare grup grup Allah’ın dinine girmesinden itibaren gerçekleşen zafer ve fetihleri murat etmiş olması da ihtimal dahilindedir.
Âyetteki “nasrullâh” (نَصْرُ اللَّهِ) terkibi Allah’ın zafer vermesi ve düşmanlarını başarısız kılması demektir. Bir başka yorum da âyette bahsedilen yardım ve fetih Cenâb-ı Hakk’ın peygamberine müyesser kıldığı manevî açılımlardır. Meselâ emrettiği gruplara risâleti tebliğ etmesi ve yerine getirmesini istediği hususları ifa etmesi gibi; evet Cenâb-ı Hak bu açılımları habibine nasip etmiş ve onların eksiksiz olarak yerine gelmesini müyesser kılmıştır. Şâyet mâna bu ise sözü edilen hususların gerçekleşmiş olması Resûlullah'a ölümünün dolaylı olarak haber verilmesi anlamına gelir. Nitekim müfessirler sûrenin. Hz. Peygambere ölümünü haber verdiğini ifade ederler; bu sonuca ulaştıran çıkarım yolları söz konusu ettiğimiz hususlardan ibarettir.
Yorum
-
Câe (جَاءَ)
İbn Fâris, kelimenin kökü olan "c-y-e" harflerinin bir noktadan başka bir noktaya hareket etmeyi ve varmayı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, gelmek anlamındaki "mecî" mastarının hem fiziksel cisimler hem de emir veya olay gibi soyut kavramlar için kullanıldığını; bu bağlamda ilahi yardımın somut bir şekilde tezahür ederek ulaşmasını ve gerçekleşmesini temsil ettiğini ifade eder.
Nasr (نَصْرُ)
İbn Fâris, "n-s-r" kökünün temel anlamının yardım etmek, destek vermek olduğunu; ayrıca toprağa hayat vermesi sebebiyle yağmur için de kullanıldığını ve bunun hayat bahşeden bir desteği sembolize ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî kelimeyi, mazluma yardım etmek ve düşmanlara karşı ilahi bir destek sağlamak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın dünya görüşü bağlamında ele alarak, inananların misyonunun Tanrı'nın insanlık tarihine doğrudan müdahalesiyle nihai olarak onaylanması şeklinde analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise kelimeyi tarihi bağlamı içerisinde değerlendirerek, Mekkeli müşriklere karşı peygamberlik mücadelesinde Tanrı'nın elçisine verdiği kesin sözün tahakkuk etmesi olarak yorumlar.
Allah (اللَّهِ)
İbn Fâris, kelimenin etimolojik kökeni olan "e-l-h" yapısını ibadet etmek, sığınmak, sevgi ve huşu ile bir varlığa yönelmek kavramlarıyla ilişkilendirir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Yaratıcı'nın özel ismi olduğunu ve tüm ilahi sıfatları kapsayacak şekilde belirli harf-i tarif (el) almış "ilah" kelimesinden türediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice ve Aramice kökenlerine dikkat çekerek, İslam öncesi Arap Yarımadası'ndaki Hristiyan ve Yahudi toplulukları arasında "Alaha" formunun halihazırda kullanımda olduğunu belirtir. Theodor Nöldeke de benzer bir yaklaşımla etimolojiyi Aramice ve Nebati yazıtlarına dayandırarak, ismin bölgesel dini terminoloji içindeki evrimini tartışır. Toshihiko Izutsu ise kapsamlı bir anlamsal analiz sunarak, terimin İslam öncesi Arap panteonundaki en yüce ancak uzak yaratıcı tanrı konumundan, Kur'an monoteizminin mutlak, tek ve tarihe aktif olarak müdahale eden Tanrı kavramına nasıl dönüştüğünü açıklar.
Feth (الْفَتْحُ)
İbn Fâris, "f-t-h" kökünün kapalı olanı açmak, bir engeli kaldırmak veya karmaşık bir meseleyi çözüme kavuşturmak anlamlarına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî fetih kavramını, bir şehri ele geçirmek veya bir kapıyı açmak gibi maddi açılmalar ile üzüntüyü gidermek veya ilahi bilgiyi ifşa etmek gibi manevi açılmalar olarak sınıflandırır; buradaki maddi fethin kitleler için manevi bir açılmayı tetiklediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökü Arapça olmakla birlikte, Kur'an'da zafer veya (hüküm gününde olduğu gibi) nihai karar anlamında kullanılmasının, kelimenin hüküm vermek ve davayı karara bağlamak anlamına geldiği Habeşçe (fataha) ve Süryanice kullanımların etkisini yansıttığını kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin çok boyutlu yapısına dikkat çekerek, hem Mekke'nin fiziki olarak alınmasını hem de bununla eşzamanlı olarak insan kalplerinin İslam'ın mesajına açılmasını temsil ettiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise bu özel bağlamda kelimenin tarihsel gerçekliğini vurgular ve bunu doğrudan erken dönem Müslüman toplumunun nihai siyasi ve dini zaferini simgeleyen Mekke'nin Fethi olarak tanımlar.
Yorum
Yorum