Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nahl Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nahl Sûresi, 24. Ayet

    وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۙ قَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iżâ kîle lehum mâżâ enzele rabbukum(ﻻ) kâlû esâtîru-l-evvelîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Onlara, “Rabb’iniz ne indirdi?” diye sorulduğunda “eskilerin masallarını !” diye cevap verirler."

      Onlara, “Rabb’iniz ne indirdi?” diye sorulduğunda “eskilerin masallarını!” diye cevap verirler. Yani reislere tâbi olanlar, Rabb’iniz neyi indirdi? dediler. Reisler de, Öncekilerin masalları dediler. “Mâzâ enzele Rabbuküm” sözü gizlenmiş konumdadır, dolayısıyla (قِيلَ) kelimesiyle sanki onlar şöyle demişlerdir; Yani sizin Rabb’iniz ona neyi indirdi? O reisler de o zaman sanki şöyle cevap verdiler: Öncekilerin masalları. Böyle değilse, onların tek başına Öncekilerin masallarıdır demelerinin, tâbilerinin sordukları sorulara cevap olma ihtimali yoktur. Çünkü onlar “Biz o putlara, sadece bizi Allah’a direkt yaklaştırdıkları için tapıyoruz”; “Bunlar Allah katında bizim aracılarımız” diyorlar. Dolayısıyla kendilerine: Rabb’iniz neyi indirdi? sorusu ile hitap edilince; Öncekilerin masalları şeklinde cevap vermelerine ihtimal yoktur. İhtimal olması için soruya ilâve bir sözün eklenmesi yahut cevapta gizli bir cümlenin olması gerekir. Buna göre -en doğrusunu Allah bilir ya- Cenâb-ı Hak sanki şöyle demiş gibi oluyor: “Onlara: Bu adam ne zannediyor, kendisine Rabb’iniz neyi indirdi?” denilince o zaman şöyle cevap verdiler ve Öncekilerin masallarını indirdi dediler. Nitekim yüce Allah da şöyle buyuruyor: “Dediler ki: “Ey kendisine vahiy gelen adam!”“ Yani onlar: “Ey kendisine vahiy indirildiğini sanan adam” dediler. Yahut: “Onlara: Rabb’inizin indirdiği nedir?” denilince şöyle cevap verdiler: “Allah bir şey indirmedi, onun (Muhammed’in) söyledikleri öncekilerin masallardır” dediler. Bu gibi sözlerin alaya almak üzere söylenmiş olma ihtimali vardır.

      Eskilerin masalları. Ebû Avsece bu cümle hakkında şöyle demiştir; Öncekilerin sözleri demektir. “Esatir” kelimesinin tekili “ustûr”dur (أُسْطُورٌ), o da çeşitli sözler demektir. Nitekim yüce Allah: . .bu uydurmadan başka bir şey değildir”''^ Yani aslı yoktur, aslı yalandır. İşte o kâfirlerin âdeti de aynen böyle idi, peygamberlerin sözlerine “Evvelkilerin masalları” diyorlardı ve kendilerine okunan âyetleri büyüye nispet ediyorlardı. Eğer bu gerçekten büyü yahut öncekilerin masalları olsaydı onun lehine bir delil olurdu. Yahut o sözü alay etmek için söylemişlerdir. Çünkü sözlerinin alay etmek üzere söylenmiş olması mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve izâ (وَإِذَا)

        Kök: v + i-z-e

        "Ve" bağlacı ile zaman ve şart bildiren "izâ" (olduğu zaman, -dığı zaman, vakit) edatının birleşimidir. Olayın gerçekleştiği zaman dilimini ve bağlamı kurmak için kullanılır.

        Celaleddin el-Suyuti, Kur'an edatlarının gramatik işlevlerini incelerken buradaki "izâ" zarfının sadece geçmişte yaşanmış statik bir olayı değil, aynı zamanda o dönemde müşriklere sıklıkla yöneltilen, tekrarlanan bir diyalog ve sorgulama anını (şartı) ifade ettiğini belirtir.

        Kîle (قِيلَ)

        Kök: k-v-l

        Sözlükte "söylemek, söz, kelam" anlamlarındaki kökten türeyen meçhul (edilgen) mazi fiildir. "Söylendi, denildi" anlamına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga adlı eserinde "k-v-l" kökünün temelinde "ağızdan çıkan ve bir anlam ifade eden ses, konuşma" manasının yattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ında bu fiilin edilgen (meçhul) yapıda kullanılmasının anlamsal önemine dikkat çeker. Râgıb'a göre fiilin kim tarafından yapıldığının (failin) gizlenmesi, odak noktasını soruyu soran kişilerden alıp doğrudan "sorunun kendisine ve verilecek cevaba" kaydırır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an üslubundaki bu tür edilgen yapıların, hakikati arayan herhangi bir kimseyi, Mekke dışından gelip bilgi almak isteyen hacıları veya bizzat müminleri temsil eden genel ve evrensel bir "soran akıl" profili çizdiğini ifade eder.

        Lehüm (لَهُم)

        Kök: l + h-m

        "İçin, -e/-a" anlamındaki "lâm" (li/le) harf-i cerri ile "onlar/onlara" anlamındaki "hüm" çoğul zamirinin birleşimidir. "Onlara (denildiğinde)" anlamına gelir.

        Celaleddin el-Suyuti, buradaki "lâm" edatının tahsis ve yönelim bildirdiğini belirtir. Önceki ayetlerde kibrinden ve inkarcı kalbinden bahsedilen o müşrik elebaşlarına (müstekbirlere) doğrudan bir yüzleşme sorusu yöneltildiğini gramatikal olarak kesinleştirir.

        Mâzâ (مَّاذَآ)

        Kök: m-a + z-a

        Soru edatı olan "mâ" (ne) ile ism-i işaret veya ilgi zamiri olan "zâ" (bu/şu) kelimelerinin kaynaşmasıyla oluşmuş bir istifham (soru) edatıdır. "Nedir o şey ki, ne" anlamlarına gelir.

        Celaleddin el-Suyuti, "mâzâ" edatının basit bir "mâ" (ne) sorusundan daha vurgulu olduğunu belirtir. Suyuti'ye göre bu birleşik yapı, muhatabın inancını, zihniyetini ve vahye karşı tutumunu net bir şekilde ortaya dökmek üzere kurgulanmış tahkik edici (sorgulayıcı) bir dildir.

        Enzele (أَنزَلَ)

        Kök: n-z-l

        Sözlükte "yukarıdan aşağıya inmek" anlamındaki kökten if'al babında türemiş mazi (geçmiş zaman) fiildir. "İndirdi, vahyetti" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "n-z-l" kökünün temel anlamının "yüksek bir yerden daha aşağı bir konuma doğru fiziksel veya manevi iniş" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "inzal" eyleminin ilahi bilgiyi (vahyi) ifade ettiğini söyler. Râgıb'a göre soruyu soranlar, Kur'an ayetlerinin "gökten, yüce bir makamdan inen" değerli bir mesaj olduğunu kabul etme (veya en azından bu ihtimali sorgulama) eğilimindedirler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik iletişim modelinde "enzele" fiilinin "Tanrı'dan insana doğru gerçekleşen dikey (aşkın) bir bilgi akışını" temsil ettiğini belirtir. Soruyu soranlar bu dikey ilahi müdahaleyi merak ederken, birazdan cevap verecek olan müşrikler bu dikey hattı tamamen reddedip metni yatay/beşeri bir düzleme (efsanelere) çekeceklerdir.

        Rabbüküm (رَبُّكُمْ)

        Kök: r-b-b + k-m

        Sözlükte "sahip, efendi, terbiye eden" anlamlarındaki "Rabb" ismi ile "sizin" anlamındaki "küm" zamirinin birleşimidir. "Sizin Rabbiniz" demektir.

        İbn Fâris, kökün asıl anlamının "bir şeyi düzeltmek, iyileştirmek, koruyup gözetmek ve ona sahip çıkmak" olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke döneminin inanç zeminini tahlil ederken bu kelimenin sorudaki varlığına dikkat çeker. Öztürk'e göre müşrikler, Allah'ı dünyayı yaratan "Rabb" olarak zaten kabul ediyorlardı; asıl itirazları O'nun elçi gönderip hayata kural koymasına (vahyetmesine) idi. Soruyu soran kişilerin "Rabbiniz (Yaratıcınız) ne indirdi?" şeklindeki ifadeleri, müşriklerin kendi inançlarındaki Yaratıcı (Rabb) kavramı ile O'nun konuşabileceği (vahiy) gerçeği arasındaki çelişkiyi yüzlerine vuran mantıksal bir sıkıştırmadır.

        Kâlû (قَالُوٓا۟)

        Kök: k-v-l

        Sözlükte "söylemek, konuşmak" anlamlarındaki kökten türeyen geçmiş zaman (mazi) fiilinin çoğul formudur. "Dediler ki, şöyle cevap verdiler" anlamına gelir.

        Dücane Cündioğlu, diyalog metinlerinin psikolojik örgüsünü incelerken, sorunun hemen ardından "kâlû" (dediler) fiiliyle verilen bu geçişin, müşriklerin düşünmeden, hiçbir tefekkür veya analiz süzgecinden geçirmeden verdikleri o alaycı, savunmacı ve refleksif tepkiyi resmettiğini belirtir. Kibir (istikbar) sahibi bir zihin, ilahi olanı anında kategorize edip reddetme eğilimindedir.

        Esâtîru (أَسَٰطِيرُ)

        Kök: s-t-r

        Sözlükte "yazılar, efsaneler, masallar, aslı astarı olmayan uydurma hikayeler" anlamlarına gelen "üstûre" kelimesinin çoğuludur. Müşriklerin Kur'an vahyini nitelendirmek için kullandıkları en temel aşağılama ve dezenformasyon kavramıdır.

        İbn Fâris, "s-t-r" kökünün temelinde "bir şeyi düzgünce sıralamak, hizalamak ve satır satır yazmak" manasının bulunduğunu açıklar. Kelimenin aslen "yazılmış metinler" anlamına geldiğini, ancak zamanla yalan ve uydurma şeyler için kullanıldığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "esâtîr" kelimesinin Kur'an bağlamında "batıl, asılsız, sadece satırlara yazılmış uyduruk masallar" anlamına geldiğini söyler. Râgıb'a göre müşrikler bu kelimeyi kullanarak Kur'an'ın ilahi bir vahiy (enzele) olmadığını, sadece eski insanların elinden çıkmış, edebi bir kurgudan ibaret insan ürünü bir metin olduğunu iddia ederler.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında bu kritik kelimenin etimolojik kökenlerini derinlemesine inceler. Jeffery'e göre "esâtîr", saf Arapça bir kelimeden ziyade Sami dillerinde (özellikle Aramice ve Süryanicede "şetârâ" - yazılı belge, kontrat) kökleri olan ve kuvvetle muhtemel Grekçe "historia" (tarih, hikaye, masal) kelimesinden Arapçaya geçmiş bir alıntı kelimedir (loanword). Mekke aristokrasisi, dış kültürlerden (özellikle Hristiyan veya Pers kaynaklarından) gelen dini ve mitolojik anlatıları bu yabancı kökenli havalı kelimeyle (esâtîr) adlandırıyor ve Kur'an'ı da o yabancı metinlerin basit bir kopyası olmakla suçluyordu.

        Theodor Nöldeke, Kur'an'ın dilsel ve tarihsel arka planını analiz ederken, "esâtîr" kelimesinin Mekkeli müşrikler tarafından peygamberane anlatıları (kıssaları) itibarsızlaştırmak için üretilmiş sistemli bir polemik silahı olduğunu belirtir. Kur'an'ın geçmiş peygamberlere dair verdiği tarihi bilgileri, müşrikler "bunlar sadece masal" diyerek savuşturuyorlardı.

        Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın Geç Antik Çağ bağlamındaki okumasında, müşriklerin bu terimi kullanmasının, onların Yahudi-Hristiyan folkloruna (haggadah veya apokrif metinlere) aşina olduklarını gösterdiğini belirtir. Müşrikler, Kur'an'ın mesajını duyduklarında, "Biz bu hikayeleri (İbrahim, Musa, Nuh kıssalarını) daha önce Yahudi veya Hristiyan hikayecilerden de duymuştuk, bunlar yeni bir şey (vahiy) değil, bildiğimiz efsaneler (esâtîr)" diyerek vahyin orijinalliğini reddediyorlardı.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin tarihsel ve sosyolojik zeminini tahlil ederken bu kelimenin arkasındaki aktörlere dikkat çeker. Aydar'a göre Mekke'de Nadr b. Hâris gibi ticaret için sık sık İran (Hîre) bölgesine gidip gelen entelektüel müşrikler vardı. Bunlar orada Rüstem, İsfendiyar ve Pers krallarının kahramanlık hikayelerini öğrenmişlerdi. Hz. Peygamber Kur'an okuduğunda, halkı etrafına toplayıp "Onun anlattığı sadece eskilerin masallarıdır (esâtîr), benim anlattığım Pers efsaneleri ondan daha güzeldir" diyerek doğrudan bir kültürel/ideolojik savaş yürütüyorlardı.

        el-Evvelîn (ٱلْأَوَّلِينَ)

        Kök: e-v-l

        Sözlükte "ilk olanlar, öncekiler, geçmişte yaşayan nesiller, atalar" anlamlarına gelen "evvel" kelimesinin çoğuludur. Esâtîr kelimesiyle isim tamlaması (eskilerin masalları) oluşturur.

        İbn Fâris, "e-v-l" kökünün "başlangıç, ilk sıraya geçmek, bir şeyin en başı" anlamına geldiğini belirtir. Zaman veya mekan bakımından öne geçmeyi ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "evvelîn" kavramının zaman bakımından geride kalmış, tarihe karışmış eski nesilleri ve onların kültürel kalıntılarını kapsadığını söyler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik haritasında bu kavramın müşrikler tarafından nasıl psikolojik bir savunma mekanizması olarak kullanıldığını tahlil eder. Izutsu'ya göre müşrik zihni (cahiliye), gelenekçi ve atalar dinine (sünnet-i evvelîn) sıkı sıkıya bağlıdır. Kur'an, tevhid ve ahiret gibi devrimci, statükoyu sarsan yepyeni bir ahlaki nizam getirdiğinde; müşrikler bu "yeni ve sarsıcı" mesajı nötralize etmek (etkisizleştirmek) için onu "eskilerin masalları" (esâtîru'l-evvelîn) parantezine alırlar. Böylece Kur'an'ın bağlayıcı, diri ve tehditkâr ilahi çağrısı, onların zihninde sadece dinlenip geçilecek arkaik, zamanı geçmiş zararsız bir folklora (masala) indirgenerek reddedilmiş olur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X