وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِمَنْ يَرٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nâziât Sûresi, 36. Ayet
Daralt
X
-
"Ve görecek olana cehennem açık bir şekilde gösterilecektir."
"Limen yerâ" kelimesi "limen terâ" şeklinde de okunmuştur. Bu durumda görme fiili cehenneme nispet edilmiş olur. Şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "O ateş uzak bir yerden kendilerine görününce homurdanmasını ve uğultusunu işitirler".
"Ve görecek olana", Bundan maksadın oraya giren ve hazır bulunan olması da mümkündür. Şu örneklerde olduğu gibi: "Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır". Buradaki "mine'l-muhsinîn" "lil-muhsinîn" anlamındadır. "Şu ağaca yaklaşmayın!" Bu beyanda da yaklaşmaktan maksat "ondan yemeyin" demektir. Bunu "yaklaşmayın" diye ifade etmiştir. Bu itibarla burada "görmek" fiili, girmek ve hazır olmak anlamında bir kinâye olabilir. Bu durumda azabın, onların bütün bedenlerini kuşatacağını bildirmiş olur. Rüyet ehlinin, yani görenlerin cennet ehli olması da mümkündür. Onlar onu baş gözleriyle görürler ve korktukları azaptan kurtulmaları ve umdukları nimetlere nail olmaları sebebiyle büyük hazlar alırlar. Hani nasıl ki O gaip iken ve onlar O'nu görmüyor iken O'nu hatırlayarak elem duyuyor idiyseler, şimdi de görmüş olmanın zevkini yaşarlar. Nitekim Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurmuştur: "Verdiklerini, Rab'lerine dönecekleri inancından dolayı kalpleri ürpererek verenler"; "Doğrusu biz" derler, "Daha önce yakınlarımız arasındayken için için bir korku taşımaktaydık (değil mi?) Şimdi ise Allah bize lütfuyla muamele etti de bizi kavurucu azaptan korudu".
Yorumu Yorumla
-
Burrizet (بُرِّزَتِ)
İbn Fâris, b-r-z harflerinden oluşan bu kökün temel semantik anlamının bir şeyin gizli olduğu yerden çıkması, belirginleşmesi ve herkesin görebileceği şekilde ortaya çıkması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tebriz" eyleminin bir şeyi "barâz" denilen geniş ve açık alana çıkarmak anlamına geldiğini, buradaki "tef'il" kalıbının ise bu ortaya çıkışın çok şiddetli, vurgulu ve kaçınılmaz bir şekilde gerçekleştirildiğini nitelediğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, bu fiilin pasif formda gelmesinin, cehennemin bizzat ilahi bir güç tarafından perdelerin arkasından çıkarılıp mahşer halkının görüş alanına sokulmasını temsil ettiğini aktarır. Angelika Neuwirth, bu kelimenin Mekke dönemi eskatolojisinde ilahi adaletin "görünürlük" kazanmasını temsil eden dramatik bir perde açılışı olduğunu, cehennemin o güne kadar gayb aleminde saklıyken artık somut bir gerçeklik olarak sergilendiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "belirginlik" vurgusunun, cehennemin o gün hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tüm dehşetiyle gözler önüne serilmesini nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, b-r-z kökünün etimolojik olarak bir "meydan okuma" ve "üstünlük" anlamı da barındırdığını, cehennemin ortaya çıkarılmasının inkarcıların dünyadaki kibrine karşı nihai bir görsel cevap olduğunu söyler.
El-Cahîm (الْجَحِيمُ)
İbn Fâris, c-h-m kökünün temel anlamının ateşin şiddetle parlaması, hararetin en uç noktaya ulaşması ve dar bir alanda hapsedilen yoğun sıcaklık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cahîm" kelimesinin her türlü büyük ve şiddetli yanan ateşi temsil ettiğini ancak Kur'an'da bu ismin cehennemin en derin ve en hararetli katmanları için bir özel isim haline geldiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini araştırırken Habeşçe "gehanem" veya Aramice/Süryanice "gahîmâ" (derin çukur, kor halindeki ateş) kavramlarıyla olan semantik bağlarına dikkat çeker ve Kur'an'ın bu terimi köklü bir semitik cehennem tasavvuru içerisinde kullandığını analiz eder. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryani-Arami dilindeki "g-h-m" (yanmak, tutuşmak) köküyle ilişkili olduğunu ve "kor ateş" anlamını pekiştirdiğini ileri sürer. Toshihiko Izutsu, "cahîm" kavramının Kur'an'ın etik-dini terminolojisinde sadece fiziksel bir ateşi değil, ilahi öfkenin maddeleşmiş halini ve inkarcılar için hazırlanan o "dar ve kavurucu" mekanı simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "yoğun hararet" vurgusunun, o gün cehennemin bir tehdit olmaktan çıkıp insanın tüm duyularını kuşatan sarsıcı bir "yakıcılık" olarak belirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "cahîm" nitelemesinin ontolojik bir "yutuculuk" taşıdığını, maddenin ve ruhun bu şiddetli hararet karşısındaki çaresizliğini temsil ettiğini belirtir.
Yerâ (يَرَىٰ)
İbn Fâris, r-e-y harflerinden oluşan bu kökün temel anlamının gözle görmek, bir şeyi tüm açıklığıyla müşahede etmek ve kalp gözüyle idrak etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ru'yet" kavramının hem fiziksel görmeyi hem de bir gerçeği akıl yoluyla kavramayı kapsadığını ancak buradaki bağlamın "her gören için" (limen yerâ) ifadesiyle, cehennemin artık inkar edilemez bir görsel nesne haline gelişini temsil ettiğini vurgular. Celaleddin el-Suyuti, ayetteki "men yerâ" ifadesindeki genelliğin, o gün cehennemin sadece oraya girecekler için değil, tüm mahşer ehli için görülebilir kılındığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "görme" eyleminin failinin genel bırakılmasının, cehennemin o gün hiçbir şüpheye yer bırakmayan ve her bir fert için kaçınılmaz olan o "mutlak görünürlüğünü" nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, yerâ fiilinin etimolojik olarak eylemdeki kesinliği ve doğrudanlığı barındırdığını, bunun da hakikatin artık tüm perdelerden arındığını ve çıplak gözle izlenecek bir gerçekliğe dönüştüğünü simgelediğini söyler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla