عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mutaffifin Sûresi, 28. Ayet
Daralt
X
-
27-28. "O içkinin karışımı tesnîmden, yani Allah'a yakın olanların içecekleri bir kaynaktandır."
Tesnim
Tesnîm Allah Teâlâ’nın sevgili kulları için hazırlamış olduğu ve dünyada iken hakkında bilgi vermediği bir içki malzemesidir. O, insanların bilmediği göz aydınlığı türündendir. Karışım (mizaç) bir defasında misk olarak belirtilmiş, başka bir yerde de kâfur olarak açıklanmıştır. “İyiler ise içindekine güzel koku katılmış bir kadehten içecekler”. Bir defasında da onun tesnîm ile karışık olduğu belirtilmiş ancak “tesnîm’in ne olduğu açıklanmamıştır. “Senam” yüksek yer demektir. Kaynağın tesnîm diye adlandırılması, yüksekçe bir yerden aşağı dökülmesinden dolayı olabilir. Bildirildi ki o, dünyada iken insanların elde etmek istedikleri, arzu duydukları bir karışım kabilinden olacaktır. Görmez misin ki dünyada iken içki kokteyl şeklinde olduğunda kalplerdeki içme arzusunu uyandırmada daha etkili olmakta, katkısız olması haline nispetle ona karşı nefis daha arzulu ve istekli olmaktadır. Buradan hareketle âhirette de aynı şekilde arzulu olacakları belirtilmiştir. Bazı tefsirciler şöyle dediler: Bu şaraptan sade olarak mukarrabûn olanlar içecekler, diğerlerine ise katkılı olarak verilecektir. Hasan-ı Basrî ise şöyle söyledi: Katkılı (kokteyl) hem mukarrebûn hem de diğerleri için olacaktır, şarabın kokteyl hali belirttiğimiz gibi içenler nezdinde daha değerli kabul edilir.
Allah'a Yakın Olanların İçecekleri Bir Kaynak
Yakın kılınanlar ya da yaklaştırılmış olanlar. Mukarrebûn, dünyada hayırlı işlerde yarış içinde koşuşturanlardır. Onlar nefsânî arzularını terk ederler, helâk edici günahlardan ve sürçme kabilinden zellelerden uzak dururlar. Mukarrebûn işte bunlardır. Yaklaştırma fiili kendilerine değil de başkalarına nispet edilerek “yaklaştırılmış olanlar” denildi. Çünkü onlar hayır işleri yapmayı kendi kendilerine değil başkası sayesinde başarırlar, keza helâk edici günahlardan ve zellelerden de gene başkası sayesinde korunurlar. Onlar bu yaklaştırılma lütfuna, dünyada iken sözünü ettiğimiz işlere kendilerini adamaları sonucunda Allah’ın rahmeti sayesinde ulaşmış olmaktadırlar.
Yorum
-
Aynen (عَيْنًا)
Aynen (عَيْنًا) kelimesinin kökeni a-y-n harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, a-y-n kökünün temelinde görme organı, su pınarı ve bir şeyin özü/kendisi anlamlarının bulunduğunu belirtir; yeryüzünü yararak çıkan berrak su kaynağına, gözyaşıyla olan benzerliğinden veya yerin gözü gibi konumlanmasından dolayı bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "ayn" kelimesinin değerli ve temiz bir su kaynağı manasında kullanıldığını, bu ayette ebrârın (iyilerin) şarabına katılan Tesnîm'in aslında kesintisiz akan, eşsiz ve ilahi bir pınar olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik tasvirlerinde su kaynağı imgesinin, ilahi lütfun tükenmezliğini ve ebedi hayatı simgeleyen en dinamik unsurlardan biri olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, Geç Antik Çağ dini edebiyatındaki cennet tasvirlerinde akan pınarların ve nehirlerin merkezi bir rol oynadığına değinerek, Kur'an'ın bu evrensel ödül dilini kullanarak muhataplarına aşkın bir ferahlık tablosu sunduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke'nin kurak ve susuz coğrafyası bağlamında değerlendirerek, çöl insanı için gürül gürül akan bir "pınar"ın dünyevi zenginliğin, hayatın ve refahın en üst noktası olduğunu; ahiret nimetlerinin de bu sarsıcı ve arzulanabilir metafor üzerinden anlatıldığını vurgular.
Yeşrebu (يَشْرَبُ)
Yeşrebu (يَشْرَبُ) kelimesinin kökeni ş-r-b harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, ş-r-b kökünün temel anlamının bir sıvıyı yutmak, susuzluğu gidermek ve suyu bedene almak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şürb" eyleminin ilahi bir nimeti doğrudan ve pürüzsüz bir biçimde tüketmek anlamına geldiğini, ayetteki geniş zaman (muzari) formunun bu hazzın ve ikramın kesintisiz bir süreklilik arz ettiğini gösterdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili ahiretteki ilahi ziyafetin aktif bir parçası olmak bağlamında inceler; insanın dünyadaki ahlaki eylemlerinin bir sonucu olarak ilahi lütfu bizzat yudumlaması, ontolojik bir doyum ve mutlak bir arınma halini temsil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, içme eyleminin psikolojik bir huzuru ve varoluşsal bir sükuneti yansıttığını, dünyada hakikate susamış olan erdemli kişilerin ahirette doğrudan ilahi kaynaktan beslenerek mutlak bir tatmine ulaştıklarını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin burada sıradan bir bedensel ihtiyacın giderilmesi değil, muazzam bir şeref, ayrıcalık ve ruhsal bir vecd hali içinde ilahi ikramın tadılmasına işaret ettiğini belirtir.
El-Mukarrabûn (الْمُقَرَّبُونَ)
El-Mukarrabûn (الْمُقَرَّبُونَ) kelimesi k-r-b kökünden türemiş ism-i mef'ul çoğul bir formdur. İbn Fâris, k-r-b kökünün uzaklığın zıddı olarak mekânsal, zamansal veya manevi yakınlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kurb" kavramının burada bütünüyle şeref ve makam bakımından Allah'a yakınlığı ifade ettiğini; ayetin bağlamında bu zümrenin, Tesnîm pınarından doğrudan ve hiçbir karışım olmadan içme ayrıcalığına sahip "en üstün elit" sınıfı temsil ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, tefsir geleneğindeki hiyerarşik yapıya dikkat çekerek, ebrârın (iyilerin) şarabına sadece bir tatlandırıcı (mizâc) olarak katılan bu yüce pınardan, "mukarrabûn"un doğrudan sek olarak içtiğini, bunun da onların ilahi huzurdaki benzersiz yakınlık derecelerinin bir kanıtı olduğunu aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik kökenlerindeki "karûb" (ilahi divandaki baş melekler) terimiyle olan bağına değinerek, Kur'an'ın bu ifadeyi Tanrı'nın arşına en yakın konumda bulunan seçkin varlıkları veya en üst derece müminleri tanımlamak üzere kullandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu terimi Kur'an'ın eskatolojik tabakalaşması içinde analiz eder ve mukarrabûn'un, varoluşsal olarak Tanrı'ya mutlak yakınlıkta bulunmayı elde etmiş, cennet hiyerarşisinin zirvesindeki grup olduğunu vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu bağlamdaki kullanımın ilahi adaletin hassas bir yansıması olduğunu; dünyada Allah'a yakınlaşmak için en çok çaba sarf edenlerin, ahirette en yüce pınardan (Tesnîm) vasıtasız ve doğrudan içerek en yüksek onurla mükafatlandırıldıklarını ifade eder.
Yorum
Yorum