Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mutaffifin Sûresi, 15. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mutaffifin Sûresi, 15. Ayet

    كَلَّٓا اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kellâ innehum ‘an rabbihim yevme-iżin lemahcûbûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ve gerçek şu ki onlar, o gün elbette Rab'lerinden mahrum kalacaklardır."

      O gün hakkında ihtilaf edilmiştir. Ebû Bekir el-Esam onun bu dünyada olduğunu söylemiş ve şöyle demiştir: Onlar, başkasına tapınmaları sebebiyle Rab’lerine ibadet etmelerine engel olunur. Onların başka varlıklara tapınmaları Allaha kulluğu perdelemektedir. Müfessirler bunun âhiret gününde gerçekleşeceğini söylemişlerdir. Sonra onlardan bir kısmının Rab’leri ile buluşmaları perde çekilerek engellenmiştir. Onlar bu yorumlarıyla müminlerin Allah'ı görmelerini gerekli görmüş olmaktadırlar. Kimi müfessir ise şöyle demişlerdir: Onlar, Allah’ın dostları için hazırlanmış olan lütuf ve rahmetine nail olmaları engellenmiştir. Onlar, yaptıklarının cezası olmak üzere kendileriyle Rab’leri veya lütufları arasına perde çekilmiş olmaktadır. Çünkü onlar dünyada iken Allah’ın nimetlerini zayi etmişler, onlara karşı şükürle mukabelede bulunmamışlardır. Onlar Allah’ın âlemlere rahmet olmak üzere gönderdiği resûllerine iman etmemişler, buna ve yaptıklarına karşılık olmak üzere onun rahmetinden ve lütfundan yoksun kalmışlardır. Bu, şu İlâhî beyanda belirtildiği gibidir: “Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu!” Yani onları unutulup giden önemsiz bir nesne gibi yaptı. Onlar Allah’ın âyetleri ve kanıtları karşısındaki tavırları, onlara iltifatta bulunmamaları sebebiyle âhirette de aynısıyla muamele görürler. Başka bir İlâhî beyanda da meâlen şöyle buyurmuştur: “O der ki: ‘Ey Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki daha önce gören biriydim’”​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rabb (رَبِّ)

        Rabb (رَبِّ) kelimesinin kökeni r-b-b harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîsi'l-Luga adlı eserinde bu kökün "mâlik" (sahip), "seyyid" (efendi) ve "ıslah eden" (düzelten) anlamlarına geldiğini, bir şeyi kemale erene kadar kademe kademe büyüterek olgunlaştırmak manasını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin mutlak anlamda sadece Allah için kullanıldığını, O'nun yaratıklarını besleyen, koruyan ve onları varoluş amaçlarına uygun şekilde kemale erdiren yegâne otorite olduğunu açıklar; ayetteki bağlamda ise inkârcıların dünyada otoritesini hiçe saydıkları o asıl "sahibi" temsil eder. Toshihiko Izutsu, Tanrı ile insan arasındaki hiyerarşik ve ahlaki ilişkinin temel kavramı olarak "Rabb" kelimesini inceler ve bu bağın kopmasının insan için en büyük manevi felaket olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın bir "ait olma" ilişkisini içerdiğini, ayetteki "onların Rabbi" (Rabbihim) vurgusunun, insanın inkâr etse dahi hala O'nun mülkünde olduğu gerçeğini hatırlatan sarsıcı bir ihtar olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada mutlak egemenliği ve mahşerdeki yargılama yetkisini simgelediğini, "Rabb"den mahrum kalmanın aslında varoluşun kaynağından kopmak anlamına geldiğini ifade eder.

        Yevmeizin (يَوْمَئِذٍ)

        Yevmeizin (يَوْمَئِذٍ) kelimesi "yevm" (gün) ve "iz" (o vakit) kelimelerinin birleşimidir; kökeni y-v-m harflerine dayanır. İbn Fâris, y-v-m kökünün zamanın belirli bir dilimini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin büyük değişimlerin ve olayların vuku bulduğu "özel vakit" anlamına geldiğini, ayetteki bağlamıyla ise hesaplaşmanın kesinleştiği o dehşetli "an"ı temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel yapısında bu terimi, sıradan zaman algısının bittiği ve ilahi hakikatin bütün çıplaklığıyla ortaya çıktığı "eskatolojik vakit" olarak inceler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin muhatapları belirli bir "hesap verme" tarihine odakladığını ve dünyadaki sorumsuzluğun son bulacağı o kritik dönüm noktasına işaret ettiğini belirtir.

        Mahcûbûn (مَحْجُوبُونَ)

        Mahcûbûn (مَحْجُوبُونَ) kelimesi h-c-b kökünden türemiş bir ism-i mef'ul çoğuludur. İbn Fâris, h-c-b kökünün temel anlamının "men etmek, engellemek ve bir şeyi örtmek" olduğunu belirtir; "hicâb" (perde) kelimesi de iki şey arasına girerek onların birbiriyle temasını kestiği için bu kökten türemiştir. Râgıb el-İsfahânî, "hacb" eylemini bir şeyin görülmesine veya bir yere girilmesine engel olan bariyer olarak tanımlar; ayetteki kullanımıyla, bu kişilerin Rablerinin rahmetinden ve O'nu müşahede etmekten (görmekten) bütünüyle mahrum bırakılacaklarını simgeler. Toshihiko Izutsu, "mahcûb" olmayı Kur'an'daki en ağır manevi ceza olarak değerlendirir; ona göre bu, insanın Allah ile olan ontolojik bağının bütünüyle kesilmesi, kulun ilahi nurdan "perdelenerek" mutlak bir karanlığa ve dışlanmışlığa mahkum edilmesidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamında, dünyada kalplerini günahlarla perdeleyenlerin (reyn), ahirette de bizzat ilahi cemalden perdeleneceklerini, eylem ile ceza arasında tam bir sembolik uyum bulunduğunu vurgular. Gabriel Said Reynolds, "hicâb" ve "mahcubiyet" kavramlarının eskatolojik anlamını inceleyerek, bunun ilahi huzura kabul edilmemeyi ve kutsallıktan dışlanmayı ifade eden teknik bir mahrumiyet terimi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin bir "manevi körlük" neticesi olduğunu, dünyada hakikati görmemekte direnenlerin, ahirette bu dirençlerinin doğal bir sonucu olarak ilahi lütuftan mahrum kalacaklarını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "mahcûbûn" ifadesinin inkârcılar için cehennemin fiziksel azabından bile daha sarsıcı bir manevi yıkım olduğunu, Rablerinden mahrum kalmanın onların varoluşsal olarak reddedilişinin en üst sınırı olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X