رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلاً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Müzzemmil Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
"Doğunun da bâtının da Rabb'i O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse yalnız O'na güvenip sığın."
Doğunun da bâtının da Rabb'i Odur. Âyetteki “doğu” ve “batı”nın, özel bir doğu ve batı olması mümkündür. Özel bir doğu ve batı, yani birinin kış, diğerinin yaz doğusu ile batısı veya bütün doğular ve batılar kastedilmiş olabilir. Allah Teâlâ, onların bildikleri doğu ve batı ile yetinmiştir. Çünkü doğu ve batı Allah Teâlâ’nın tek oluşunun ve her şeye gücü yetmesinin delilidir. Zira O’nun ortakları olsaydı o ortaklardan her biri başka bir doğu ve başka bir batı yapmak isterdi. Bu durumda güneşin bir keresinde bizim bildiğimiz doğudan doğması, bir başka keresinde öteki ortağın isteği doğrultusunda başka bir yerden doğması gerekirdi. Bu ise mümkün değildir. Sonra bütün doğuların ve batıların tek bir varlığın otoritesi altında olduğu sabit olduğuna göre O’nun bütün mahlûkatın da Rabbi olduğu anlaşılmış olur. Şu âyet-i kerîme bu söylediğimize işaret eder: “Güneş belli bir karargâhta akıp gider. İşte bu, azîz ve alîm olan Allah’ın takdiridir”. Yani güneşe hareket etme kudretini veren varlık, güneşin hareketini idare eden, ona mâlik olan ve yörüngesi dışına çıkmasına engel olan varlıktır. Allah Teâlâ, sanki şöyle demiştir: “Doğunun da bâtının da Rabb’i Odur”. Bu ikisini belirtince sanki bunların dışındakileri belirtmiş gibi olur.
O’ndan başka tanrı yoktur. Yani O’ndan başka ibadete lâyık hiçbir mâbut yoktur. Çünkü insanı mâbuda ibadet etmeye sevkeden şey korku (havf) ve ümittir (recâ). Yüce Allah, kullarına “doğu” ve "batı"yı anarak bütün mahlûkatı idare etmenin kendisine ait olup, üzerlerinde galip ve kadir olduğunu, hâzinelerin ve menfaatlerin tümüyle kendi elinde bulunduğunu bildirdiği zaman onlar da kendisinin gerçek ilâh ve gücünün karşısında durulamaz Rab olduğunu, O’nun dışındakilerin Rabb’in emrine boyun eğen, ne bir faydaya ve ne de bir zarara mâlik olmayan kullar olduklarını anlarlar. Ve böylece O’nun ibadete ve ilâhlığa nasıl lâyık bir varlık olduğunu kavrarlar.
Öyleyse yalnız O’na güvenip sığın. (O’nu vekil edin). Cenâb-ı Hakk’IN “Bütün işlerini Allah’a havale et ki idare ve hükmeden O olsun, işleri çekip çevirme konusunda nefsine bir pay çıkarma” mânasını kastetmiş olması mümkündür. Dünya hayatında “vekil”, başkasına yardım etmek için hiçbir karşılık beklemeden işine müdâhil olan kişi demektir. Bu durumda “Öyleyse yalnız O’na güvenip sığın (O’nu vekil edin)” cümlesinin mânası, yardımı yalnızca O’nun katından talep et demektir. Dünya hayatında kişi ancak sıkıntılarını gidersin, onun adına ihtiyaçlarını görsün ve kendi adına belâlara karşı dursun diye vekile sığınır. Netice olarak Allah Teâlâ, sanki şöyle demiş olmaktadır: Başına gelen belâlarda Allah’a sığın ki sıkıntılarını gidersin, senin adına ihtiyaçlarını görsün ve belâlar konusunda itimat ettiğin varlık olsun. En doğrusunu Allah bilir.
Yorum
Yorum