وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Müddessir Sûresi, 6. Ayet
Daralt
X
-
"Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma!"
Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma. Mücâhid ve Hasan-ı Basrî’ye göre âyetin yorumu şeyledir: “Amelini çok görerek bunu Rabb’ine karşı sayıp dökme”, “Yaptığın ameli Rabb’ine karşı sayıp dökerek çok görme”. Eğer âyetin yorumu bu ise her ne kadar Resûl-i Ekrem’den söz ediliyor olsa da hitap ondan başkasınadır. Çünkü Resûlullah’ın (a.s.) yaptığı ameli Rabb’ine bir bir sayması ve çok görmesi düşünülemez. Sebebine gelince; bu tarz bir hareketi sıradan ve sade insanlardan en ufak bir iyi karaktere sahip kimse yapmazken Resûl-i Ekrem’in yapması nasıl düşünülebilir? Zira yapılan iyiliği Allah Teâlâ’ya bir bir sayıp dökmek münafıkların yapacakları şeylerdendir. Allah Teâlâ meâlen şöyle beyan buyurmuştur: “Boyun eğmelerini sana bir iyilik yapmış gibi gösteriyorlar. Onlara şöyle de: Teslim olmanızı bana yapılmış bir iyilik saymayın”. Resûl-i Ekrem, “Allah ile birlikte başka bir tanrıya yalvarma” ve benzeri beyanlarının gereği olarak bu hareketi yapmaktan korunmuş olmakla birlikte hitabın kendisine yapılması da mümkündür. Daha önce belirttiğimiz gibi ismet sıfatı, yasak bir fiilin yapılmasına engel olmaz. Çünkü yasak, devam ettiği halde ismet sıfatı mevcut olabilir. Yasak eğer mevcut olmazsa o zaman ismet sıfatının herhangi bir faydası olmaz. Bazıları ise “Yaptığın iyiliği çok görerek başa kalana” meâlindeki âyeti bir bağışta bulunup da o vesile ile dünyada ondan daha üstün bir karşılığı almaya kalkışmak şeklinde tefsir etmişlerdir. Resûl-i Ekrem’e (a.s.) -geçinebilmesi için zaruri olarak ihtiyaç duyacağı miktar hariç- dünyada ticaret ve başka yollardan malını çoğaltacak vesilelere başvurma yasağı getirilmişti. Yüce Allah’ın “Sakın kendilerini sınamak için onların bir kesimini yararlandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine göz dikme” emrini okuduğumuzda bu gerçek anlaşılır. Resûl-i Ekrem’in onların yararlandırıldıkları şeye göz dikmesi yasaklandığına göre mal kazanma vesilelerine başvurması evleviyetle yasak olur. Allah Teâlâ’nın Resûl-i Ekrem’e mal kazanma ve kazandıklarım biriktirme yasağı getirdiği sabittir. Cenâb-ı Hak, onun rızkını beşerin elindeki vesilelerin işe yaramadığı bir yönden fey (gayri müslimlerden savaşmaksızın alınan mallar) ve ganimetleri (gayri müslimlerden savaşarak alınan malları tahsis etmiştir. Öte yandan Resûl-i Ekrem’in bu malları elinde tutması ve kendi nefsi için saklaması yasaklanmış, aksine ümmeti için harcaması emredilmiştir. Nitekim Resûlullah (a.s.), bu durumu şöyle ifade ederler: “Şu maldan benim hakkım sadece beşle birdir. Beşte bir de yine size geri döner”. Allah Teâlâ ise şöyle beyan buyurur: “Allah’ın (başka) beldeler halkından alıp resûlüne fey olarak verdikleri, Allah’a, peygambere, yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir; (servet) içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir şey olmasın diye böyle hükmedilmiştir”. Resûl-i Ekrem’in (a.s.) gelecek için mal biriktirmediği rivayet edilmiştir. Allah Teâlâ, “İnkâr edenlerin (gönüllerince) diyar diyar dolaşmaları sakın seni yanıltmasın; Kısa süren bir faydalanma...Sonra sığınakları cehennem. Ne kötü bir mesken!” buyurmaktadır. Buradan anlaşılmış oldu ki Resûl-i Ekrem’in (a.s.) mal kazanma araçlarını kullanması ve kazandıklarını biriktirmesi yasak olduğu gibi aynı şekilde hediye vererek dünyada ondan daha üstün bir karşılığı beklemesine de izin verilmemişti. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
temnun (تَمْنُنْ)
Kökü Arapça m-n-n harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel olarak iki zıt anlam taşıdığını belirtir: Birincisi bir şeyi kesmek, eksiltmek ve yormak; ikincisi ise birine iyilik etmek ve yapılan iyiliği hatırlatmaktır. Ayetteki bağlamda, yapılan bir iyiliğin veya görevin karşılığını bekleyerek muhatap üzerinde bir yükümlülük oluşturma çabasının yasaklandığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "menn" kelimesinin hem fiili bir ihsan hem de sözlü bir başa kakma anlamına geldiğini kaydeder. O, ayetteki yasağın peygamberin yaptığı tebliğ faaliyetini veya gösterdiği emekleri bir lütuf unsuru olarak sunmaması ve bunları insanlar üzerinde bir minnet borcuna dönüştürmemesi gerektiğine dair olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Kur'an'ın ahlak sistemi içindeki "karşılıksız verme" ilkesiyle açıklar; Cahiliye ahlakındaki karşılıklı menfaat ve itibar devşirme sistemine karşı Kur'an'ın mutlak bir ihlas talep ettiğini, peygamberin risalet görevini bir borçlandırma aracı kılmamasının emredildiğini savunur. Angelika Neuwirth, bu ifadeyi arkaik hediyeleşme ve kabilevi onur kodları üzerinden değerlendirir; peygamberden istenen şeyin, ilahi mesajı sunarken seküler bir çıkar veya sosyal bir üstünlük devşirme çabasından tamamen arınması olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "yormak ve kesmek" anlamından hareketle, minnet yüklemenin muhatabın onurunu kıran bir durum olduğunu, ayetin peygamberden yaptığı fedakarlıkları bir lütuf gibi görmemesini ve karşılığında dünyevi bir artış talep etmemesini istediğini ifade eder.
testeksir (تَسْتَكْثِرُ)
Kökü Arapça k-s-r harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün "azlık" kavramının zıddı olarak çokluk, bolluk ve fazlalık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "istif'al" babında olmasının "bir şeyi çok bulmak" veya "daha çoğunu istemek/beklemek" manası taşıdığını ifade eder. Bu bağlamda ayetin, yapılan bir eylemi gözde büyüterek karşılığında daha büyük bir bedel veya karşılık bekleme tutumunu reddettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Mekke toplumundaki ekonomik biriktirme ve çoğaltma tutkusuyla karşılaştırır; "istiksâr"ın kişinin yaptığı küçük bir iyiliği büyük bir sermayeye dönüştürme çabası olduğunu, ayetin bu tüccar mantığının dini tebliğ alanına taşınmasını yasakladığını savunur. Angelika Neuwirth, bu ifadeyi peygamberlik tecrübesinin ilk evrelerindeki zorluklar ve bu zorluklara karşılık dünyevi bir ödül beklentisinden kaçınma gerekliliği olarak değerlendirir; elçinin kendi çabasını ilahi lütuf karşısında daima az görmesi gerektiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "istiksâr"ın insan benliğindeki sahiplenme ve biriktirme tutkusuna işaret ettiğini, peygamberlik yolunda bu tutkunun tam tersi bir "hiçlik" ve "fedakarlık" makamının hedeflendiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "verdiğinden fazlasını ummak" anlamına geldiğini, peygamberin yaptığı her türlü özveriyi azımsaması gerektiğini ve hizmetinin karşılığını insandan değil sadece Allah'tan beklemesi yönünde bir uyarı olduğunu kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğünü keşfedin.
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla