Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mücâdele Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mücâdele Sûresi, 19. Ayet

    اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İstahveże ‘aleyhimu-şşeytânu fe-ensâhum żikra(A)llâh(i)(c) ulâ-ike hizbu-şşeytân(i)(c) elâ inne hizbe-şşeytâni humu-lḣâsirûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Şeytan onları hâkimiyeti altına alıp kendilerine Allah düşüncesini unutturmuştur. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki kaybedecek olanlar da şeytanın yandaşlarıdır!"

      Şeytan onları hâkimiyeti altına aldı. İbn Abbas (r.a) istahveze (إِسْتَحْوَذَ) kelimesinin, 'onlara galip geldi' anlamına geldiğini söylemiştir. Mukātil’e göre ise 'onları kuşattı' anlamındadır. Zeccâc ve İbn Kuteybe buna, onlara hâkim oldu' anlamını verirler. Bütün bunlar netice itibariyle aynı anlama gelir. Şeytan onlara musallat edildi ve o da Allaha, resûlüne ve müminlere düşmanlık yapılmasına dair davetini kabul ettirerek galibiyetini sağladı. Fakat "Şeytanın hâkimiyeti, ancak onu kendilerine veli edinenleredir" meâlindeki âyette belirtildiği üzere onun hâkimiyeti, kendisini dost edinen kişiler için söz konusudur. İstediği şeyleri yaptıkları ve davetini kabul ettikleri zaman şeytan onlara galip gelir. Şeytan onlara Allah düşüncesini unutturdu. Bu ifadenin, onlara Allah'ın azametini, nimetlerini ve ihsanını veya nimetlerine şükretmeyi unutturdu, anlamına gelmesi muhtemeldir.

      Onlar şeytanın yandaşlarıdır. Buradaki "hizb" (حزب) kelimesi gruplar topluluğu demektir. "Tehazzebu" (تَحَزَّبوا) "teferraku" (تفرقوا) anlamına gelir, yani ayrılıp grup oluşturdular demektir. Buna göre müfessirlerin söylediği gibi şeytanın hizbi onun ordusudur; çünkü onlar önce ayrılıyor, sonra bir araya geliyor ve onun ordusunu oluşturuyor. Bir adamın ordusu demek onun savaşta ve diğer alanlarda kendilerini istediği gibi kullandığı kişiler demektir; bu kişiler, onun fikrine göre hareket ederler. Buna göre o kâfirler, şeytanın ordusunu teşkil etmektedirler. İyi bilin ki kaybedecek olanlar da şeytanın yandaşlarıdır. Çünkü şeytan onlara dünyada bir sürü şeyler temenni ettirmekte, emrine uymaları karşılığında kendilerini çeşitli ümit ve beklenti içine sokmaktadır, fakat onlar bunların hiçbirine ulaşamamaktadır. Ahiret hakkında da dirilmek yoktur, cennet yoktur, cehennem yoktur demektedir. Fakat onlar için öyle bir azap vardır ki, iki dünyalarını da hüsrana çevirecektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İstehveze (اسْتَحْوَذَ)

        İbn Fâris, h-v-z kökünün bir şeyi kuşatmak, etrafını sarmak, bir araya toplamak ve bütünüyle kontrol altına almak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istihvâz" eyleminin bir kimsenin iradesini tamamen teslim alıp onu bir sürü gibi gütmek, üzerinde mutlak bir tahakküm kurmak olduğunu ifade eder; bağlam içerisinde şeytanın münafıkların zihinleri ve kalpleri üzerinde kurduğu o kuşatıcı ve felç edici hakimiyeti nitelemektedir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin sıradan bir etkiyi değil, münafıkların kötülüğe gönüllü teslimiyetleri sonucunda iradelerinin sıfırlanmasını ve ontolojik olarak şeytanın esaretine girmelerini simgelediğini analiz eder.

        Şeytân (الشَّيْطَانُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin ş-t-n kökünden türeyip haktan ve merhametten uzaklaşmak anlamına geldiğini veya ş-y-t kökünden gelerek öfkeden yanıp tutuşmak manasını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şeytanın her türlü hakikat düşmanı, isyankar ve yıkıcı gücü temsil ettiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Süryanice "Sâtânâ" veya Habeşçe "Saytân" formlarıyla bağlantılı olduğunu ve Arap diline yerleşmiş kadim bir terim olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında şeytanın sadece mitolojik bir figür değil, insanı ilahi hakikatten koparan karanlık dürtülerin ve organize kötülüğün mutlak kişileşmesi olduğunu analiz eder.

        Ensâ (فَأَنْسَا)

        İbn Fâris, n-s-y kökünün bir şeyi zihinden çıkarmak, unutmak veya bir şeyi bilerek terk edip kendi haline bırakmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "insâ" (unutturma) eyleminin şeytanın tahakkümünün doğal bir sonucu olduğunu; bunun basit bir hafıza kaybı değil, münafıkların dini ve ahlaki sorumluluklarını bilinçli bir manevi körlükle terk etmeleri anlamına geldiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman, şeytanın aktif özne olarak kullanılmasının, münafıkların içsel zaaflarının bu unutturma operasyonuna zemin hazırladığını ve ilahi farkındalığın zihinlerinden sistematik olarak silindiğini vurgular.

        Zikr (ذِكْرَ)

        İbn Fâris, z-k-r kökünün bir şeyi kalpte muhafaza etmek ve dille anarak canlı tutmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zikrin Allah'ın varlığını ve koyduğu sınırları (hududullah) sürekli bir bilinç halinde tutmak olduğunu, bu bilincin yitirilmesinin insanı ahlaki bir çöküşe sürüklediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, zikrin müminin varoluşsal çapası olduğunu; münafıkların bu çapayı kaybetmeleriyle birlikte şeytanın karanlık çekim alanına savrulduklarını analiz eder.

        Allah (اللَّهِ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünün mutlak itaat ve ibadet edilen yüce varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin varlığı zorunlu olan ve zikredilmeyi, anılmayı en çok hak eden yegane kudreti nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki Süryanice "Alaha" formuyla olan bağına işaret ederek, Kur'an'ın bu ismi her türlü sahte otoritenin ve şeytani vesvesenin üzerindeki mutlak hakikat olarak konumlandırdığını belirtir.

        Hizb (حِزْبُ)

        İbn Fâris, h-z-b kökünün ortak bir amaç, zorlu bir iş veya belirli bir ideoloji etrafında sıkıca kenetlenmiş topluluk anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hizb" kelimesinin rastgele bir kalabalığı değil, liderine ve doktrinine körü körüne bağlı, organize ve militan bir grubu (fırkayı) nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyo-politik terminolojisinde bu kavramın insanlığın nihai kutuplaşmasını simgelediğini; "hizbuşşeytân" (şeytanın fırkası) ifadesinin, kötülüğü kurumsallaştıran ve ilahi nizama karşı ortak bir blok oluşturan organize yapıyı temsil ettiğini analiz eder.

        El-Hâsirûn (الْخَاسِرُونَ)

        İbn Fâris, h-s-r kökünün sermayeyi yitirmek, ticarette zarar etmek, iflas etmek ve eksilmek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hüsranın en büyük ve telafisi imkansız kayıp olduğunu; dünyevi çıkarlar uğruna insanın kendi nefsini, ahlakını ve ebedi hayatını (ahiretini) ziyan etmesini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "ticari metaforlar" ağında bu kelimenin zirve noktalardan biri olduğunu; münafıkların dünyevi bir güven (kalkan) elde etmek için şeytanın fırkasına katılmalarının, onlara eninde sonunda mutlak bir ontolojik iflas ve varoluşsal bir yıkım (hüsran) olarak geri döneceğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X