Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mücâdele Sûresi, 14. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mücâdele Sûresi, 14. Ayet

    اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا قَوْماً غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْۙ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْـكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem tera ilâ-lleżîne tevellev kavmen ġadiba(A)llâhu ‘aleyhim mâ hum minkum velâ minhum ve yahlifûne ‘alâ-lkeżibi vehum ya’lemûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Allah'ın gazabına uğramış bir toplulukla iş birliği yapanları görüyorsun değil mi? Bunlar ne sizdendir ne onlardan. Bile bile yalan yere yemin de ederler."

      Allah'ın Gazap Ettiği Kişileri Dost Edinmek

      Allah'ın gazabına uğramış bir toplulukla iş birliği yapanları görüyorsun değil mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan. Burada Cenâb- Hak münafıkların, Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinmek suretiyle Resûlullah'a (s.a.) karşı takındıkları câhilane tutumlarını belirtir. Üstelik onlar, Cenâb-ı Hakk'ın o topluluğa gazap ettiğini biliyor, ancak zenginliklerine, sahip oldukları refaha ve dünyevî imkânlara tamah ederek kendilerini dost ediniyorlar. Sonra Cenâb-ı Hak şunu da haber veriyor: Onlar sizden değildirler, yani sizin dininizden değildir; siz de onlardan değilsiniz, yani onların dininden değilsiniz. Burada gazap edilen topluluktan maksat yahudilerdir. Münafıklar, Yahudilerin dünya varlıklarına tamah ederek onları dost edinmişlerdi. Bile bile yalan yere yemin de ederler. Bu beyanla sanki onlara şöyle denilmektedir: Allah'ın gazap ettiği o topluluğu niçin dost edindiniz? Onlar, yahudileri dost edinmediklerine dair yemin ediyorlar. Allah Teâlâ, onların yalan yere yemin ettiklerini haber vermektedir.

      Bu âyet, Hz. Muhammed'in (s.a.) peygamberliğinin ispatına ilişkin bir delile işaret etmektedir. Çünkü münafıklar, müminlerden gizli olarak yahudileri dost edinmiş ve yalan yere yemin etmişlerdi. Resûlullah (s.a.) onlara, yahudileri dost edindiklerini ve yalan yere yemin ettiklerini haber verdi. Bu durum, Resûlullah'ın (s.a.) bunu vahiy yoluyla öğrenmiş olduğunu gösterir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tera (تَرَ)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün bir şeyi gözle algılamak veya kalp ile bir hakikati fark etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu görme eyleminin bir şeye dikkat kesilmek ve onun iç yüzünü anlamak olduğunu ifade ederek, buradaki hitabın şaşkınlık uyandıran bir durumu göz önüne sermek amacı taşıdığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada muhatabın tanık olduğu veya haber aldığı münafıkça tutumları zihinsel bir netlikle kavramasını ifade ettiğini belirtir.

        Tevellev (تَوَلَّوْا)

        İbn Fâris, v-l-y kökünün yakınlık, birinin ardına düşmek ve yardım etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada dost edinmek ve bir topluluğun velayetini kabul etmek manasında kullanıldığını, münafıkların Yahudileri stratejik bir sığınak olarak görmelerini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "velâ" kavramının İslam öncesi kabile dayanışmasından dini bir bağlılığa evrildiğini, ancak münafıkların bu bağı eski kabilevi ve siyasi çıkarlar ekseninde sürdürdüklerini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin münafıkların Müslüman saflarından uzaklaşıp karşı cephe ile kurdukları organik ve gizli iş birliğini nitelediğini belirtir.

        Kavmen (قَوْمًا)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün bir amaç için ayağa kalkan veya bir arada duran topluluk manasına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin başlangıçta erkek topluluğu için kullanıldığını ancak zamanla ortak bir kimlik veya gaye etrafında birleşen her grup için genelleştiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanicedeki "qawm" formlarıyla olan köken birliğine ve kadim Arap dilindeki yerleşik sosyal yapıyı temsil edişine dikkat çeker.

        Ğadiba (غَضِبَ)

        İbn Fâris, ğ-d-b kökünün şiddet, sertlik ve bir nesnenin katılaşması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ğadab"ın kanın intikam arzusuyla kaynaması olduğunu, Allah için kullanıldığında ise bunun insani duygulardan münezzeh bir şekilde "günahkarı cezalandırma iradesi" anlamına geldiğini analiz eder. Toshihiko Izutsu, ilahi öfkenin Kur'an'ın ahlaki düzeninde adaletin tecellisi olarak konumlandığını, haktan sapanların bu kozmik ceza ile karşı karşıya kalacaklarını belirtir.

        Allah (اللَّهُ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünün kulluk edilen ve hayretle kendisine yönelinen mutlak varlık anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin her şeyi yaratan ve nizamı kuran tek otoriteyi nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin semitik dillerdeki tarihsel köklerine değinerek, Kur'an'ın bu ismi mutlak tevhidin yegane simgesi olarak yeniden tanımladığını analiz eder.

        Yahlifûne (يَحْلِفُونَ)

        İbn Fâris, h-l-f kökünün yemin etmek, bir şeyi keskinleştirmek ve iki şeyi birbirine bağlamak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hilf"in bir iddiayı doğrulamak için Allah’ın adını aracı kılarak sözü pekiştirmek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, münafıkların yemin etme eyleminin aslında bir savunma mekanizması olduğunu, yalanlarını örtmek ve toplumsal güveni istismar etmek için kutsal değerleri araçsallaştırdıklarını analiz eder.

        Kezib (الْكَذِبِ)

        İbn Fâris, k-z-b kökünün bir haberin gerçeğe aykırı olması ve doğruluğun zıddı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kezib"in dilde söylenen ile kalpte inanılan arasındaki uyumsuzluk olduğunu, münafıkların yeminlerinin bu niteliği taşıdığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, yalanın Kur'an'ın ontolojik alanında "hak" kavramının tam karşısında yer alan bir saptırma ve ahlaki yıkım olduğunu analiz eder.

        Ya'lemûne (يَعْلَمُونَ)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyi diğerlerinden ayıran belirgin iz ve alamet anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilmin bir hakikati şüpheye yer bırakmayacak şekilde idrak etmek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin sonundaki bu fiilin, münafıkların yaptıkları işin ve söyledikleri yalanın farkında olduklarını, yani bu cürmü bilinçli bir şekilde işlediklerini vurguladığını analiz eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X